Loading summary
A
Günlük kararlar. Nasıl bir kremi mocha frappuccino içmek? Ya da tatlı vanilya? Güzel karamel belki? Ya da beyaz çikolatalı mocha?
İstediğiniz her neyse, lezzetli bir kahve bekliyor. Starbucks Frappuccino içmeyi aldığınız her yerde bulabilirsiniz.
Bu episodu State Farm'tan size getirdi. Doomscrolling değil, smart move. Başka bir smart move? State Farm'ın 19.000 lokal şirketçilerinden birine yardım alırsınız, eğer ev ve otomobilleri birleştirmek istiyorsanız. Birleştirmek.
Aşırı özel bir özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel özel ö Vücudunuz bir problem değil, bu bir destek sistemidir. PMS'ye, hastalığa, menopoza'ya. Ali'nin kadın iyiliği yöntemleri, her noktada gerçek bilimleriyle yapılıyor. Kötülük yok, stigma yok. Sadece bilimle bağlı suplamalarınızla çalışıyor, sizinle değil.
Bilim ve şefkat seçin. Ali.com'da veya desteklerini senin bul. yakın bir satıcının Olyly.com'da.
Merhaba herkese ben Emre Onar, yurt dışında farklı ülkelerde yaşayan Türklerle yurt dışında yaşamak üzerine konuştuğumuz bilgidene soralıma hoş geldiniz.
Bu bölüm öğrenci konaklaması için en pratik çözümleri sunan GoBritannia'nın katkılarıyla sizlerle buluşuyor. İngiltere ve İrlanda'da 2013'ten beri öğrencilere kısa ve uzun dönem premium konaklama çözümleri sunan GoBritannia, kaliteli yaşam alanlarıyla 150'den fazla ülkeden uluslararası öğrentinin ilk tercih olmaya devam ediyor. Daha fazla bilgi için gobritannia.com'u ziyaret edebilirsiniz. Bu bölümde rotamızı Afrika'nın batısına Ghana'ya çeviriyoruz. Konuğum Nilay Teneş, Yaşar Üniversitesi'nde halkla ilişkiler, Selçuk Üniversitesi'nde reklamcılık okuduktan sonra Marmar Üniversitesi'nde pazarlama yüksek lisansını tamamlıyor.
İstanbul'da 10 sene çalıştıktan sonra En son kurumsal bir şirkette dijital kanallar ve sosyal medya uzmanı olarak çalışırken... ...şimdi eşi olan o zamanki erkek arkadaşını... ...Gana'da bir maden işletmesinde yönetici olarak göreve başlamasıyla... ...hayatı tamamen değişiyor. Evlendikten sonra o da bu maceraya katılıyor.
...ve bugün yaklaşık iki yıldır Ghana'nın başkenti Accra'ya... ...20 kilometre uzaklıktaki Thema şehrinde yaşıyor. Oldukça ilginç bir konuk. Ben Ekim 2025'te takip etmeye başlamışım. Meğer kendisi de podcastlerimi dinliyormuş.
Böyle bahçede oturup, Ghana'da sizin bölümlerinizi dinliyordu, diyordu. Hatta kardeşin de içerik üreticisi. Almanya'da yaşıyor, onu da takip ediyormuşum, Levent Güven. O da bir gidenin soralım dinlediğini biliyorum eski dinleyicilerden. Böyle bugün nereden nereye?
Gana'dan Londra'ya bağlanıyoruz ve onunla, Nilay Hanım'la Gana'da günlük hayatı, kültürünü, yemeklerini zorlandığı ve sevdiği yanları ve aslında Türkiye'den baktığımızda pek de bilinmeyen bu ülkeyi konuşmak istiyorum onunla. Merhabalar, hoş geldiniz. Merhabalar, hoş buldum. Güzel açılışınız için de çok teşekkür ederim. Çok memnun oldum.
Valla heyecanlıyım. Ben hep bölümlerde bunu diyorum. Sıkı dinleyicilerimi konuk aldığımda böyle ekstra bir heyecan duyuyorum. Neden bilmiyorum. Sanki ekstra iyi olmalıymış bu bölüm gibi hissettiriyor bana.
Ama eminim iyi olur. Evet, evet. Sizin enerjiniz de zaten... Nilay Hanım, inanılmaz enerjisi yüksek. Paylaşımlarında da zaten onu görebilirsiniz.
Bu bölüm bizim Afrika'daki 9. durağımız olacak. Daha önce podcast'te Kenya, Sao Tome Principe, Uganda, Mauritius, Etiyopya, Gambia, Zanzibar ve Mozambik'i konuşmuştuk. Bölüm öncesi düşündüm bunu. Emre ezberden konuşuyor.
Zannetmeyin. Dedim acaba 4. 5. ülke mi oldu Afrika'da? Sonra bir hesap yaptım 9.
ülke. Sizinle Ghana'yı keşfedeceğiz bakalım. Evet. Sizin Ghana hikayeniz nasıl oldu çok merak ediyorum. Yani Ghana'ya taşınmadan önce Ghana hakkında neler biliyordunuz?
Ve taşınınca nelerle karşılaştınız? Evet, aslında herkes gibi ben de Gana'nın haritadaki yerini bilmeyenlerdenim. Yani Gana nedir, sanırım Cem Yılmaz'ın bir videosunda gösterisinde işte Gana Gana Kenya şakası var. Oradan ismen bildiğim ama haritada yerini bilmediğim bir yerde. Şu anki eşim, o zamanki erkek arkadaşım, biz çok uzun yıllardır birlikteydik.
O İstanbul'da çalışırken benim Ghana'ya gidip bir maden işletmeleri var, maden işletmesinde çalışacağım dedi. Öyle dediğinde ben böyle hiç Ghana mı, Ghana neresi yani Afrika'yla ilgili bir bilgim dahi yoktu. Onun sayesinde öncelikle haritadaki yerini öğrenmiş oldum. Ardından çok böyle onunla birlikte biraz daha bir şeyleri uzaktan duydum, kulaktan duydum ama... ...biraz şey gibi olacak, ayrımcılık gibi olacak ama erkeklerin anlatmasıyla bir şeyler çok olmuyor.
Ben oraya gittiğimde onun anlattıklarıyla hiçbir şeyin uyuşmadığını gördüm. Erkekler hikayelerde böyle kısa kestirmeye daha meyildi tabii, kadınlar daha... ...çok cinsiyetçiliğe şey yapmadan, girmeden, evet biraz stereotyping oluyor ama... ...evet daha detaylı anlatıyor kadınlar gibi, geliyor bana da. Evet, evet.
Daha detaylı bir şekilde öğrenmiş oldum ben de. Biz sonrasında evlenmeye karar verdik. Evlendik. İşte bir süre ben Türkiye'de kaldım. Beş ay kadar Türkiye'de kaldım.
O yurt dışındaydı. Yine Ghana'daydı. Bunun çok zor olacağına karar verdim ve ben gitmeye karar verdim. Ama o güne kadar hatta aile tanışmalarını da isteme de falan babam şey sormuştu hani ne yapacaksınız, nasıl olacak, zor olmayacak mı yurt dışı? O da dedi ki kesinlikle Nile'yi Ghana'ya getirmek gibi bir düşüncem, bir planım asla yok dedi.
O gün büyük konuşmuş sanırım. Sonrasında ben onu ikna ederek hani ben gelmek istiyorum görmek istiyorum yani hayatımızda kaybedeceğim neyim olabilir ki gelip orayı gördüm ve olmadı yapamadım geri döneceğim bir ülkem bir evim var en nihayetinde. O yüzden ben gelmek istiyorum dedim ve onu da ikna ederek geldim. Gana'da böyle bir yaşam başlamış oldu. İki valizle Türkiye'den Gana'ya yolculuk başladı.
Peki, ganaya taşınma fikri seni korkuttu mu? En büyük çekincen neydi? Ya bir yandan çok istekli taşınmışsınız diye anlıyorum ama... Evet. Yani çok istekli taşındım.
İlk başta böyle çok gözümü korkutmamak için çok araştırma yapmak istemedim. Nelerle karşılaşacağımı bilmiyordum. Çünkü herkes gibi ben de o klasik medyada gördüğümüz işte yoksulluk, açlık, fakirlik vesaire gibi şeyleri göreceğimi düşünüyordum. Nitekim de Ghana ile ilgili çok fazla da böyle içerik üreten birileri de yok. Hem Türk içerik üreticiler zaten yok.
Yabancı içerik üreticilere de ulaşabildiklerim de Instagram'dan, YouTube'dan tam olarak nereye gideceğimi, ne yapacağımı anlayabildiğim bir yer olmadı açıkçası. Çünkü Ghana çok büyük bir ülke. Bahsettikleri yer neresi, ben nereye gideceğim, nasıl bir yer olacak? Böyle biraz daha araştırmaya devam etseydim belki vazgeçebilirdim diye düşündüğüm için araştırmayı bıraktım. Tamamen eşimin söylediklerinden yola çıkarak dedim ki korkuya gerek yok, yapamazsan dönersin.
En azından bir Afrika ülkesi görmüş olacaksın, hayatına bir deneyim katacaksın. Kendi mesleğimle de alakalı olarak bunun bana bir getirisi olacağını düşündüğüm bir süreçti. En önemli avantajı benim için Ghana'ya giderken İngilizce konuşuluyor olmasıydı. Çünkü daha farklı bir dil olsaydı belki bu kadar cesaretli davranamazdım. O da beni biraz rahatlatan bir süreç oldu.
Ve böylelikle bir buçuk ay içerisinde falan hızlı bir girişimle işte aşılarımı oldum, pasaportlarımı çıkardım, vizelerimi yenilettim derken Ghana yolculuğu başladı. Küçük bir köpeğim vardı, onun hazırlıklarının tamamlanması sürdü. Onu da Ghana'ya götürdük bizimle birlikte. Ghana'da yaşadı. Hep birlikte böylece bir gana sürecimiz, serüvenimiz başlamış oldu.
Çok enteresan, yani heyecanla böyle bütün sorularım aklımda şey halinde, dolanıyor gümey halimde. İlk günlere dönerek başlamak istiyorum aslında. Yani ilk gittiğinde peki, çok da araştırmadan gittiğinizi söylüyorsunuz. İlk gittiğinizde en çok şaşırtan şeyler neler oldu? Sanırım bu, yani Ghana'ya gelen herkes benimle bu konuda eğer izleyenler de olursa gitmiş ve deneyimlemiş olursa, havalimanına indiğiniz andaki o koku, beni ilk etkileyen kokuydu.
O kokuya alışmak bir üç gün falan sürdü benim için. Sonrasında zaten artık beyin o kokuyu duymamaya başlıyor. Şehrin tamamına hakim bir koku aslında ama havalimanı daha yoğun bir kokuya sahip. Ne kokusu? Yemek falan mı?
Yani şöyle, orada çok nemli bir hava var. Ghana bu arada kurak bir ülke değil. Çok sulak bir ülke. Yeşil bir ülke. Ülkenin ortasından çok büyük bir nehir geçiyor okyanus kıyısında.
Böyle olduğu için biraz nem oranı da yüksek. Orman oranı çok fazla. Nemli olmasının verdiği şeyle altyapı da yok aynı zamanda. Açık kanallar mevcut şehrin her yerinde. Bilmiyorum belki videolarıma denk geldiniz mi ama böyle oluk oluk akan bir pislik kanalları var mesela.
Onun yanından yürüyorsunuz siz falan. Haliyle bu havaya karışıyor. Yemek kokuları çok fazla tabii ki. Baharatlı yemekler çok yeniyor. Sıcak olması zaten başlı başına bir problem ve böyle karışık bir sanki bir poşetin içinde nefes almaya çalışıyormuşsunuz gibi bir hava ve bir koku durumu var.
Havasız bir basık bir ortam. İlk beni şok eden oydu. Uçaktan indiğim andan itibaren dedim ki ben burada nasıl yaşayacağım? Bu kokuya alışabilecek miyim? Yaklaşık 3-4 gün bir şey yiyip içemedim.
Sadece su içtim. Zaten hava koşullarına adapte olmak çok zor. Her yerim çok fena şişti. Uçaktan indim. 7 saat sürüyor bu arada.
İstanbul'dan Akra'ya, başkente direkt uçuş var. 7 saatlik bir uçak yolculuğuyla Ghana'ya varıyorsunuz. Bir böyle allak bullak oldum. Birkaç günüm alışmayla geçti ama sonrasında her şey yerine oturdu. Hala alışamadığınız böyle kültür şoku gibi olan zorlandığınız noktalar var mı?
Evet, var. Ve buna da alışabileceğimi düşünmüyorum. Bilmiyorum, ben hiç Avrupa'ya gitmedim. Bunu hep söylüyorum. Belki Avrupa'ya gidersem, hani Avrupa'ya giden arkadaşlarım bunu söylediği için söylüyorum.
Belki alışabilirim ama sokağa tuvalet yapma olayına hala alışamadım ve tuvalet yapmanın çok normal bir şey olmasına alışamadım. Yani sizinle konuşurken bir an arkasını dönüp işte tuvaletini giderebiliyor. Ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. Hani bir sabun, kolonya, ıslak mendil, hiçbir şey yok. Yani küçük tuvalet ve büyük tuvalet.
Her ikisi de her ikisi de ihtiyacı göre. Yani Avrupa'da bu raddede değil. Hani sarhoş insanlar oraya buraya... ...hani kibarca nasıl denir bu diye düşünüyorum. Küçük tuvaletini yapıyor.
Kusura bakmasın dinleyicilerden. Nasıl ifade edeceğimi bilemedim ama... ...bu raddede değil tabii yani. Seninle konuşurken bir anda... ...dönüp işini görmüyor kimse.
Orada nasıl yani bunu atıyorum... Kim yapıyor yani, sokaktaki satıcı falan mı mesela? Bu aslında şöyle, birazcık bu hem ekonomik gelirle de alakalı bir durum. Ama genel olarak tuvalet konusunda şöyle bir alışkanlıkları var, yani geldiği anda yapılmalı ve içinde tutulmamalı. O yüzden eğer tuvalet bulunan bir ortamdaysa zaten artık hani işte restoranda, kafede vs.
artık oraya gidiyorlar tabii ki yani öyle bir şeyleri yok. Ama değilseniz işte örneğin yolda, trafikte kalınıyor. Trafikte bekleme çok oluyor. Alışamadığım şeylerden bir tanesi de olur benim Ghana'da. Çok uzun saatler süren trafik oluyor.
Çünkü yol yok. Benim bu arada şöyle başa dönmem gerekirse bunu da söylemek istiyorum. Eşimle en çok tartışmalarımız işte nişanlılık, sevgililik döneminde. Diyordu ki yol yok, çok uzun saatler sürüyor yolculuk. Yol yok dediğinde ben tahayyül edemiyordum.
Yani ne demek istediğini anlamıyordum. Nasıl yol olmaz gibi bir şey hani hangi devirdeyiz, yol nasıl olmaz diye. Sahiden yol yok. Herhangi böyle patikalar, şeyler, keçi yolu gibi yol var. Bir uluslararası bir yol var.
Tek bir tane yol var. Yani o işte Nijerya'ya, işte fil dişine bağlanan uluslararası bir aslında çevre yolu. Ama orada da yok. Bu tartışmalarımız da son bulmuş oldu. Ben oraya gittiğimde ha dedim gerçekten yol yokmuş.
Doğru söylüyormuş. Bu trafikte kalan minibüsler var mesela. İşte duruyor minibüs. Trafikte bekliyor. Hava çok sıcak zaten.
Yani gerçekten çok sıcak. Ve bu minibüsler böyle buradaki gibi, Türkiye'deki gibi, Avrupa'daki gibi konforlu minibüsler değil. Çok çok eski, camı kapısı olmayan minibüsler. Bunlara Troy Troy deniyor. Halcon'u kullanıyor.
Lokal Halcon'u kullanıyor. Ben hiç kullanmaya cesaret edemedim açıkçası. Ama duruyor mesela trafikte. Herkes siniyor. Tuvalete olan hemen böyle arabaların arkasına, sağa sola, çalılıklara doğru ilerleyip işini görüp geri gelip minibüse binip yolu devam ediyor.
Bu şekilde bir süreç. Alışamadığım en şey buydu benim. Çok enteresanmış. Evet. Başka var mı böyle, gerçi bu ciddi bir kültür şoku.
Evet, yani buna alışamadım. Bir de sokakta şey satıyorlar, onu hiç anlayamadığım konulardan bir tanesi o. Pişmiş balık, pişmiş tavuk güneşin altında sıcakta duruyor ve hani öyle küçük şeyleri var, böyle kasaları, kutuları var, cam kutular. onların içinde tavuk şiş, balık, et şiş falan yani bizdeki gibi aslında kebapçılarda olan gibi düşünebilirsiniz. Arada domatesi, biberi var.
Onlar pişmiş bir şekilde duruyor şeyin üzerinde. Kafalarının üzerinde satıyorlar. Trafikte, çarşıda, pazarda her yerde. Mesela o bozulur bana kalırsa. Yani o bozuktur artık o tavuk, o güneşin altında ya da o balık.
Ama o alınıp yenilebiliyor. O da alışamadığı bir şeylerden biri. Yani nasıl ki bağışıklık sistemleri çok farklı, çok kuvvetli bir kas yapıları var. Çok güçlü bir bağışıklık sistemleri var. Bozulmuyor mideleri, öyle söyleyeyim.
Bir de ona alışık büyüyünce tabi daha fazla bir bağışıklık değişiyor olur. Aslında iyi bir atıştırmalık yemek şeymiş trafikte ızgara. Et direkt protein yani. Belki tavuk şey olur da et olabilir, denenebilir. Yani yapıldığı saate bağlı.
Sabahtan yapılıp akşam saatlerine kaldıysa denenmeyebilir. İçerik için belki. Yani ben hiç cesaret edemedim. Hep söylediler denesene diye ama hiç cesaret edemedim. Kurumuş balıklar vardı.
Ben öyle de söylüyorum ama yok yani geçtiğimiz aylarda bir FAS'a gittim orada sokak pazarında. Bir tane yemek dersine katıldım orada. Denemek de hem gerekiyordu hem artık bir şeye ne denir? Katılmış oldum, sign up etmiş oldum. Ama oradaki balıkları falan görünce, ne koşullarda muhafaza edildiğini...
Böyle bir... Evet, keşke ben bu... Yemek dersine sign-up etmeseydim. Dediğim noktalar oldu. Ben de böyle konuşuyorum da, büyük olasılıkla sizin gibi sadece uzaktan izlerdim.
Oradaki yemek kültürü nasıl peki? Gana'da en sevdiğiniz yemekler ne oldu? Ya da en zor alıştığınız ya da denemeye çekindiğiniz yemekler var mı? Denemeye çekindiğim bu isli balık aslında dediğim yine trafikte de satılan, yollarda satılan kurutulmuş balıklar. Bunu asla deneyemedim.
Yani böyle çok garip kraker gibi balıklar aslında ama bildiğiniz büyük kocaman balıklar. Onlar böyle güneşte kurutularak, tuzda kurutularak yapıyor. Aslında bizde benzerleri var yani. Bizim kültürümüzde de güneşte kurutulan balıklar vs. var ama Ben sanırım orada böyle, yani Türkiye'de de hiç güneşte kurutulmuş balık yemedim, çiğ balık denemedim.
Biraz böyle çok farklı yeni tatlara açık bir insan olmadığım için sanırım. Tabii ki deneyenler var, lezzetli olduğunu söyleyenler var. Onu asla deneyemedim, bilmiyorum. Jollof rice dedikleri bir pilav türleri var. O çok güzel oluyor.
Baharatlı, bol baharatlı. Pirinç pilavının aslında işte sebzelisi, baharatlısı. Çok da farklı ve uzak bir tat değil bize. Ama oradaki fark şey, pilavları palmiye ile yaptıkları için biraz daha lezzet farkı olabiliyor. Palmiye çok kullanılıyor orada.
En sevdiğim de yol kenarlarında bunu çok satın alıp yaptığım bir şeydi. Yeşil muzlar var, plantain denen böyle bizim muzların biraz daha büyüğü, kalını ve kabukları daha böyle sert ve kokulusu. Onları böyle ortadan ikiye kesip mangalda kızartıyorlar. Yanına işte küçük tuzlu fıstık onunla birlikte böyle onu yemesi çok keyifli. En çok sevdiğim şeylerden bir tanesi o mangalda plantain idi benim.
Onu ben de seviyorum. Burada bazı restoranlarda oluyor. Sıcak iklimlerde biraz yapılan bir yemekmiş bu. Biraz fazla duydum ben de onu. Evet.
İnsanları nasıl, Gana'nın peki? İnsanları çok çok iyi, çok güler yüzlü, çok sıcakkanlılar. Yani artık zaten şey gibi bir durum yok, beyaz alışıklar mı, beyaz görmeye gibi. Tabii ki bu bahsettiğimiz biraz daha kırsal köylerde daha farklıdır durum ama merkez ve merkeze yakın bölgelerde, bu arada Gana turizmle öne çıkmış bir ülke değil, sanayi ve ticaretle öne çıkmış bir ülke, liman şehri Gana. Bir fil dişi gibi, bir Tanzanya Kenya gibi değil.
Böyle olduğu için biraz daha fazla şeye alışık insanlar. Beyazlarla çalışmaya da çok alışıklar. Fabrikalarda, sanayilerde, tarlalarda vesaire gibi. Öyle olduğu için sizi çok sıcak bir şekilde karşılıyorlar. Çok severek karşılıyorlar.
Hemen arkadaş olabiliyorsunuz. Yani arkadaş olalım mı diye soruyorlar ve olalım dersiniz, oluyorsunuz. Bu kadar basit. Çok güler yüzdüler. Ben oradaki...
Şu an Türkiye'deyim ama oradaki arkadaşlığı, oradaki güler yüzlüğü, oradaki komşuluğu çok sevip mutlu olduğum bir dönem benim için orası. Bir rahatsızlandığım bir dönem olmuştu benim. İşte bir hafta kadar böyle bahçemde aktif olamadım falan. Komşularım gelip hani şey falan diyorlardı, neredesin? Sabahları işte ben onlara el sallıyordum işe giderken.
Görüşürüz, günaydın, iyi günler falan diye böyle. İşte neredesin? Bir haftadır görmüyoruz, bir sorun mu var diye hemen ilgilenme durumları var. Çok yardımseverler. Ben herkesin en az bir kere hayatında herhangi bir Afrika ülkesi görmesini tavsiye ediyorum herkese.
Bu arada bir yandan orada yaşayan Türkler de olduğunu söyledi. Hatta eşinizin, ailesinin şirketi olması çok ilginç geldi bana. Ben hiç tahmin etmezdim Kanada yaşayan Türkler olsa, hatta Türk şirketleri olsun. Onu da bir anda anlatabilir misin? Evet, anlatayım, bahsedeyim.
Çok fazla Türk var. Yani en son elçilik kayıtlarında 4000'e yakın Türk vardı. Bilinen kayıtlarda olan. Çok fazla Türk şirketi var. Yıllardır orada yaşayan Türkler var.
Zaten benim biraz Instagram'la beraber oradaki... Yani benim Instagram'ı açış amacım da orada şeydi, işte hiç Türkçe konuşmuyorum. İlk gittiğim dönemde işte kimseyle bilmiyorum, tanımıyorum. Ve yaşadığım şeyleri aslında orasını bir dijital günlük gibi ya da konuşma ihtiyacımı karşılayacağım bir alan gibi görmeye başlamıştı ve hızla büyümeye başladı hesabım. Durum böyle olunca oradaki yaşayan Türkler de beni keşfetmeye başladı ve görüşelim, kahve içerim, hoş geldin, bir araya gelelim deyip böyle büyük bir Türk komünitesiyle bir araya gelmiş bulunduk.
Orada bayağı yaşayan var, bizi oradan izleyen çok insan var. Buradan tüm arkadaşlarımıza da selam söylüyorum. Orada yaşayan arkadaşlara da. Nara'ya selam olsun. Peki bir şey, evet 4000 yani Portekiz'deki Türk sayısı kadar İspanya'daki sanki.
Uyduruyor muyum? Yok. Evet benzer rakamlar, yüksek bir sayı. Herkes başkent Akra'da mı yoksa sizin gibi bu tema şehrinde ya da başka şehirlerde yaşayan Türkler de var mı? Yani şimdi şöyle, ekspat olarak gelenler genelde Akra başkent bölgesinde kalıyorlar.
Aileleriyle birlikte orada. Benim eşimin çalıştığı maden ocağı biraz daha şehrin dışındaydı. Biz hem başkente hem onun yaşadığı alana biraz daha ortak bir alan olsun istediğimiz için Tema diye bir bölgede evimizi kiraladık. Orada yaşamaya devam ettik. Ama bizim yaşadığımız bölgede de Türkler vardı.
Bizim yaşadığımız bölgede de bu tuğla piriket fabrikalarının olduğu bir bölgeydi. Ve orada da Hataylı Türkler çok fazla vardı. Böyle aslında biraz bölge bölge mobilyacılar çok fazla. Genelde ekspatlar dediğim gibi başkentte böyle ticaret yapan, ticaret yapan Türkler çok fazla var Gana'da. Bölge bölge değişiyor.
Ama geneli şimdi bir de şöyle bir durum var.
Kumasi diye yanlış şey yapmıyorsam, Takoradi'yi karıştırmıyorsam, evet doğru. Farklı iki bölgesi daha var. Buralarda liman şehirleri ve oralarda da yaşayan Türkler var ama sayısı daha az. Yoğunluk başkent bölgesinde, Akra ve Akra'nın çevresindeki bölgelerde. Çok enteresanmış.
Hiç bilmediğim bir bilgiydi bu. Yani Türklerin bu kadar... Çünkü diğer konu kaldığım Afrika ülkelerinde Hep daha az sayıda Türk vardı. Sanırım en yoğun Türk nüfusu olduğu söylenen ülke Ghana oldu. Sanıyorum evet.
Afrika ülkeleri içerisinde olabilir. Hatta yufkamızı falan satın aldığımız bir Türk ablamız vardı. Yani yufka yapan, içli köftesini yapıp satan, sarma yapıp satan bir ablamız bile vardı. Yok artık, şeyde Ghana'da içli köfte sarma hizmeti verilmesi. O zaman Türk marketi de hayli hayli vardır.
Evet, Türk marketimiz de vardı. Yani küçük bir bakkal gibiydi. Türkiye'den konteyner doldurup getiriyordu. Hala da getiriyor, devam ediyor. Öyle bir bakkalımız da var.
Zaman zaman oradan da alışverişlerimizi yapıyoruz. İnanılmaz. Dil olarak da İngilizce yeterli olduğunu söylediniz. Aslında yerel çok fazla dil var. Çünkü farklı kabileler anladığım kadarıyla yaşıyor ülkede.
7-8 tane aslında nasıl desem temel dil var gibi gördüğüm kadarıyla. Evet, ana dil İngilizce. Zaten daha önce İngiltere sömürgesiymiş Ghana. Öyle olduğu için İngilizce hali hazırda devam ediyor ama 81 tane farklı lokal dil var aslında. Bunların içerisinden kullanım sıklığı bölgelere göre değişiyor.
Ama en çok kullanılan Çi ve Ewe dili diye bir dil var. Onları kullanıyorlar. yaygın olan eve, işte Asantiler diye bir kabile soyu gittiğim, öyle bir soy gibi bir şey var. Asantiler var, işte çiğler var, eveler var, böyle bir sistemleri var. Lokal dil kendi aralarında İngilizce ile birlikte karıştırarak konuşuyorlar.
Ama daha kırsala gittiğinizde İngilizce kullanma oranı da bazen düşebiliyor ama genel olarak çok düşük diyemeyeceğim yani İngilizce konuşuluyor. Siz yerel dili öğrenmeye çalışıyor musunuz? Ben biraz denedim ama çok gırtlaktan konuşulan bir dil. O yüzden orada çok aslında üstüne gidemedim. Sadece kelime kelime öğrendiğim şeyler vardı, kelimeler vardı ama...
Yani gerçekten oturup ayrı bir grameri var, farklı bir gırtlak yapısı açığı için konuşuyorum. Farklı bir gırtlak yapısı var, grameri farklı, işte yazım dili farklı, işte böyle e mesela ters üç gibi bir e'si var böyle değişik. Açıkçası ona o kadar kafa yoramadım, ayıramadım yani. Bu arada bir tane Güney Afrika'da da öyle bir dil var, gırtlaklı. Çok enteresan bir dil hatta.
Bizim Türkçe tabii çok ön dudak kullanılan bir dil. Gırtlak çok olmadığından biz zorlanıyoruz öyle gırtlak gerektiren her harfi bile, mesela Yunancada, İspanyolcada falan. Bence Türkler'in çok dili dönmüyor, zorlanıyor gibi deniyor. Güvenlik konusu nasıl peki? Yani o klişe işte Afrika olduğu için biraz tehlikeli gibi bir konu var mı yoksa?
Bu episodu State Farm'tan size getirdi. Doomscrolling değil, smart move. Başka bir smart move? State Farm'ın 19.000 lokal şirketçilerinden birine yardım alırsınız, eğer ev ve otomobilleri birleştirmek istiyorsanız. Birleştirme.
Aşırı özel bir şekilde ödeyebileceğiniz kişisel fiyat planı ile. Fiyatlar üretim planlarına göre değişen üretim planlarına bağlı. Yönetim seçimleri kustoma seçilmiştir. Yönetim, ödeme ve ödeme alışkınlığı üretim fiyatlarına göre değişir.
Olly'de, bir ilimden dolayı iyiliğimiz var. PMS'den, evlilikten, menopozdan. Üstelik bu ilimler, her noktada ilim sayesinde destek verilir. Düşünme yok, şaşırma yok, stigma yok. Sadece ilimler, seni bulmak için hazırlanmış.
Olly'de, ilim ve şaşırma seçilir. İçinizde ilim sayesinde destek verilir ya da Olly.com'da bulabilirsiniz. Olly.com'da bulabilirsiniz.
Şöyle bu aslında bana sık gelen sorulardan bir tanesi. Özellikle tek seyahat edenler çok fazla soruyorlar bunu gelebilir miyiz diye. Gana, Batı Afrika içerisinde en güvenli ülkeler arasından yani birinci sırada diyebiliyorum. Yanlış söylüyorum. Afrika'da ikinci, Batı Afrika'da birinci.
diye bir şey okudum ama bunu teyit etmedim. Yani şöyle kendinize dikkat etmeniz tabii ki gerekiyor. Yani telefonu işte arabadan çıkararak bir yere çektiğinizde yanınızdan motorla geçerken telefonunuz alınabilir. Biraz böyle güvenlik önlemi olarak dikkat etmek gerekiyor. Ama böyle çok yoğun bir güvenlik önlemi gerekmiyor.
Bir gasp gibi bir durum, laf atma, taciz, tecavüz bu gibi bir durum karşılaştığımız şeyler değildi. Okumadım da. Haberlerinde de duymadım. Güvenli olarak ben orada çok fazla taksi kullandım. Tek başıma çok fazla böyle ara sokaklara, lokal pazarlara gittim geldim.
Açıkçası hiç rahatsız edici bir durumla karşılaşmadım. Zaten rahatsız edildiğiniz durumda diğer Ganalılar rahatsız eden kişiyi de uyarıyorlar. O bizim ülkemizde misafir, onu rahat bırak diye bir uyarıda bulunuyorlar. Bizim oturduğumuz bölge biraz daha kırsal bir bölge. Öyle olmasına rağmen ben orada artık böyle küçük bir tema muhtarı gibi bir şey oldum.
Yürüyerek eczaneye, bakkala işte oraya buraya gidip geldiğimde, aa işte obroni beyaz insan demek lokal dilde, aa obroni çıktı, obroni gidiyor, obroni naber falan diye böyle sohbetimiz oluyordu. İlk başta bundan çok tedirgin olmuştum. Ama baktım kimsenin bana herhangi bir şeyi yok. Aksine fotoğraf çekiyoruz, video çekiyoruz, beraber sohbet ediyoruz falan. Benim için daha keyifli oldu.
Güvenlik konusunda güvenilir bir ülke. Peki size en çok ne tür sorular geliyor? Yani Ghana'ya dair en bilinen yanlışların neler olduğunu düşünüyorsunuz? Şöyle en bir belirgin yanlış şu, ev var mı? Elektrik var mı?
Su var mı? İşte tehlikeli hayvan var mı? Bunlar çok sık geliyor. Tehlikeli hayvan yok. Zaten merkez bir bölgedeyiz.
Yaşanılan alan, tabii ki ormanlık alanlarda Daha böyle kırsal alanlarda, ormanlık alanlarda muhakkak vardır. Ancak şehir içinde öyle bir şeyimiz yok. Hafta sonları da biz böyle biraz daha şeylere gidiyoruz. İşte Volta Nehri dediğimiz bölgelere, yağmur ormanlarının olduğu bölgelere. Ama orada herhangi bir yırtıcıyla karşılaşmadık.
Biraz o konuda Afrika içerisinde en sığ ülkelerden bir tanesi. Kuzeyinde fillerin yaşadığı, timsahların yaşadığı bir bölge var. Ama bu ülkenin tamamına yayılmış değil. Bu gana hakkında yanlış bilinen şeylerden birisi. Elektrik kesintileri var, evet.
Benim rekorum 18 saat. 3 günü görenler var. Ama bu sürekli olan bir şey değil. Zaman zaman oluyor. Ülkede elektrik altyapısı yeni yeni gelişmeye başlamış bir şey.
Ama tamamen elektriksizlik değil. Çok güzel, çok modern evler var. Bir yandan dinleyicilere de soru kutusu açmıştım Instagram'da. Sizin sorularınız var mı diye. Aslında birini yanıtlamışız sanki.
Ganalılar nasıl insanlar, arkadaşlık nasıl diye. Gerçi insanları nasıl diye sordum ama arkadaş olmak kolay mı bunu sormadım. Bilmiyorum. Ganalı arkadaşlarınız var mı? Evet, var.
Hala da görüşüyorum. Ben şu an Türkiye'deyim. Hala da görüşüyoruz. Ne zaman geliyorsun, ne yapıyorsun diye. Komşuluklarım çok iyiydi.
Arkadaşlıkla ilgili şöyle bir anekdot anlatabilirim. Yeni taşındığımın sanırım sekiz ya da dokuzuncu günü falandı. Oturduğumuz evde böyle ufak tefek tadilat gerektiren yeni bir evdi. Eksikleri vardı. Bir gün bahçede otururken, benim takipçilerim de bilir, benim bir tane pitbull cinsi de o zaman daha 35-40 günlük bir köpeğim vardı.
Onu da birlikte büyüttük orada. Takipçilerimle birlikte büyüttük onu da. Çapu ve çarşafla oturuyorduk. İki köpeğim vardı. Birisi işte böyle işte merhaba dedi ben bu sitede oturuyorum.
Seni hep yalnız görüyorum, köpeklerinle görüyorum. Köpeklerin çok tatlı, tanışmak istiyorum seninle. Tanışalım mı? İster misin? İzin verir misin?" dedi.
Aa tabii dedim, canıma minnet, hay hay. Bu arada benim de ilk gittiğimde İngilizce konusunda çok güvenmiyordum kendime. Konuşamam işte, anlaşamam gibi korkularım vardı. Tabii ki o perfect İngilizce ile konuşma telaşesi, gramerlerin her şeyin tam yerli yerine yerleşmesi gibi bir derdim de vardı. Yani olur ama dedim ben İngilizce çok iyi konuşamıyorum sanırım arkadaş olamayız dedim.
O da sorun değil ben sana öğretirim, pratik yapmış olursun dedi. Tamam dedim sohbet ettik, geldi kahve içtik falan. Seni dedi buradaki komşularla da tanıştırayım mı? Tabii ki de dedim çok mutlu olurum, arkadaş edinmekten çok keyif alırım dedim. Tanışabileceğimiz birileri varsa tanıştır beni dedi.
Tamam dedik vedalaştık. Ertesi gün sanırım sabah yedi buçuk falandı, zilim çalıyor. Bahçe, garaj kapısı dışarıda. İşte kapıda böyle bu bahsettiğim arkadaşım ve arkasında sitede çalışan, inşaata görev alan, inşaatı boyacı, sıvıcı, kepçeci falan. 10-12 kişi falan daha var arkasında.
Ağla ağla dedim. Eşim de bir şey söylemedi bana ama herhalde evle ilgili bir durum var. Kalabalık gelindi. İndim açtım. Bak dedi sana arkadaş getirdim.
Gel bunlarla arkadaş olalım. Sen kahve yap, hep birlikte içelim, sohbet edelim. Bunlarla arkadaş olabilirsin dedi. Öyle deyince tamam. Tamam olalım ama dedim ya bu çok benim için bu kadar arkadaş.
Bugünlük iki tanesini alsak olur mu? Böyle bölerek bölerek. Böyle bir arkadaşlık durumu da var. Yani istediğinizde toplayıp getirip herkesi arkadaş edebilirler sizinle. Siz yeter ki arkadaş olmak isteyin.
Sıcakkanlı bir kültür aslında. Evet. Böyle kültür anlamından evet pozitif yanları neler oldu? Böyle ya da oradaki hayatla ilgili olabilir. İyi ki gelmişim, valla iyi ki Gana'dayım şu an dediğiniz böyle hayatı sizi orada bağlayan şeyler neler?
Benim şu, Türkiye'de biz biraz fazla kasarak yaşıyoruz. Yani hem yaşadığımız koşullar gereği hem ülke koşullarımız gereği. Oradaki mantalite şu, bana bunu kattı. Yani eğer böyle bir soru gelecekse ben bunu da cevaplamış olayım. Ne kattı derseniz de.
Hem de pozitiflik anlamında. Yani bir şeyin çözümü var mı? Var. Evet, o zaman sorun yok. Bir şeyin çözümü yok mu?
Yok. Evet, o zaman yine sorun yok. Yani bir şey çözülmeyecek. Niye dert ediyorsun? Ve mutlu olalım.
Aslına baktığınızda doğru bir mantı hariti ama bizim bunu hayata geçirebilmemiz bizim gibi toplumlarda çok zor. Bunu birazcık ben oraya gittiğinde neden bu kadar mutlular, niye böyle düşünüyorlar diye biraz araştırdığımda sıcak ülke insanlarıyla benzer böyle işte Akdenizliler özellikle Latin Amerikalılar, Afrikalılar daha mutlu. Bunu şeye bağlıyor araştırmacılar. Sıcak iklime kışını yakacak ve barınma derdinin olmayışına bağlıyorlar. Gerçekten de öyle.
Bana buluk attı. Birazcık bir şeylere bakarken, evet bunun bir çözümü var ve bu bir süreç geçecek. O yüzden bu kadar takmamayı öğrenmeliyim. Biraz orada kendi telaşelerimden arındım. Daha relax olmayı öğrendim.
Dakikliğim kalktı mesela. Yani böyle dakik olmayalım. Yetişme telaşımız olmasın. Çünkü orada bir Africa Time denen bir sistem var. O sisteme tabiyim ben de.
Bugün geleceğim diyor ama o gün gelmiyor. Bir saat sonra oradayım diyor ama iki saat sonra geliyor. Sonra dönünce neden geç kaldın? Hani bana dokuz demiştin. Afrika time diye bir cevap geliyor.
Sonra diyorsun ki tamam, ne yapalım? İki saat sonra geldi o zaman. İşimizi görelim hadi. Bana bunları katmış oldu. Bunu Zanzibar ve Kenya'daki konuklarım da söylemişti.
Gecikme. Daha doğrusu saatsizlik, zamansızlık olması genel olarak. Evet, sanki Ghana sorularımın çoğunu sordum. Kısa kısa sorularımıza geçelim. Tema şehrinde ya da Akra'da da olabilir, bilmiyorum.
En sevdiğiniz bölge ya da mahalle? Benim bölgem Volta. Volta'yı çok beğeniyorum. Bu nehir kenarı olan yer. Evet, çok güzel evler var.
Yani oradan ev almayı planlıyorum. Volta'dan ev alıp yerleşmeyi planlıyorum. Tema şehrinde bu değil mi? Temaya 20-25 dakika mesafede ya da 1 saat mesafede bölgelerine göre değişiyor. Biraz daha yeşillik ve nehrin kenarında daha turistik bir alan kalıyor.
İşte gölde yüzülebiliyor. Herhangi bir tehlikeli canlı yok gölde. Yani göl diyorum ama çok büyük bir nehir aslında. Denize akan, okyanusa açılan bir kapısı da var. Tekne turları yapılıyor.
Orası bana böyle çok bambaşka bir dünyaymış yani ne Afrika'ymış ne Türkiye'miş dünyanın bambaşka kendine has küçücük bir yeriymiş gibi geliyor. O yüzden ben Volta'yı çok beğeniyorum. Umuyorum bir gün oradan göl kenarında hemen teknemin açıldığı bir evim olur diye hayal ediyorum. Çok merak ettim dayanamayıp hemen googledım. Şelaleler, kocaman bir nehir, üzerinde kayıklar, harika tablo gibi.
Evet tablo gibi bir yer. Gerçekten evet. Daha önce duymadığım bir yerde. Çok güzelmiş. Size her zaman ilham veren bir yer neresi peki?
Herhalde Bolta. İnanamadım. Ben buna Cape Coast ve Jamestown diyebilirim. Buralar bana hem oraları ilham veriyor hem de orada yaşayan insanlar. Hayata tutunmanın ve yaşamanın ne kadar güzel bir şey olduğunu gösteriyor.
Buralar aslında bu her iki bahsettiğim yerde birbirinden uzak ve ayrı yerler. Ancak ikisi de zamanında köle ticaretinin yapıldığı, köle kalelerinin, köle pazarlarının olduğu bir bölge ve Ghana'nın gerçekten çok güzel yerinde her ikisi de denize sıfır bir bölgede. Oradaki insanların işte acılarını, eziyetlerini dinlediğimde ben çok ağlayıp çok üzülmüştüm oraları geziye gittiğimde. Ancak sonrasında tabii ki de özgürlüklerine kavuşmaları, işte bağımsızlıklarını kazanmaları bunları dinledikten sonra ve orada yaşayan insanların hala o hem o kültüre yani biz buradan geldik. Ama özümüzü kaybetmiyoruz ama mutluluğumuza da engel olamayacaklar gibi bir durum var.
Öyle de bir durum olduğu için o insanların oradaki mutluluğu, o neşesi, beni çok böyle hayata tutunan şeyler, çok sıkıldığımız zamanlarda o taraflardan yolumuz geçtiğinde, düştüğünde hep şey diyordum yani bu insanların bundan çok değil, 70 sene öncesinde işte dedeleri, belki babaları bu eziyetleri görmüş insanlar, bu eziyetlerle yaşamış insanlar. Ama artık hala mutlu olmayı ve bugün, o günleri unutabilip önlerine bakmayı görmüşler. O yüzden onlar bana hep çok böyle, o bölgeler çok ilham veren, çok mutlu eden, böyle içimde böyle bir mutluluk yaratan bölgeler. Peki, Türkiye'den gelen bavulumuzda her zaman olan bir şey? İzine peyniri.
Gerçekten öyle. Yani genelde bana sık gelen sorulardan bir tanesi bu arada ticaretin de artmasıyla Gana'ya Türklerin çok gitmeye başladığı bir süreç de olmaya başladı. Genelde kadınlar bana ulaşıyor. Ghana yazınca googlediklerinde genelde Instagram hesabım çıkıyor ve hemen iletişime geçiyoruz. Genelde eşler önceden gelmiş ve kadınlara her şey var, her şey var, dert etme, her şey var den diye.
Ama kadınların ikna olmadığı bir süreç oluyor. Orada gerçekten her şey var. Marketlere dair her şey var. Aradığınız tüm markalar, yiyecek içecek tabii ki mevcut. Ama lokal olarak mesela buradan giderken ben işte tarhanamı koyuyorum.
Peynirimi koyuyorum. Götürebildiğimiz sucuğumuzu vesairemizi valizlerimize koyuyoruz. Buradan onları götürürüz. Ben çok fazla kıyafet götürmüştüm ilk gittiğimde. Sonra dönerken Türkiye'ye onların bir kısmını getirip orada daha böyle penye şortlar, penyeler, sadece parmak arası terlikler, çok böyle kalın kotların, tişörtlerin olmadığı bir valiz hazırlayarak gitmeyi öğrenmiş oldum.
Valizimden eksik olmayanlar var. Güneş kremi bir de. Onun eksik olmadığını söyleyebilirim. En güzel ama ezine peyniriyle sürekli. Tabii ki.
Güzel bir kahvaltının olmazsa olmazları. Evet. Klasik sorularıma geçecek olursak da eminim podcast'ı bu kadar dinliyorsanız zaten dinlerken bunların cevabını bence siz de düşünmüşsünüzdür. Ama biliyorsunuz Türkiye'den en çok neyi özlüyorsunuz? En klasik soru.
Türkiye'de en çok özlediğim, bunu oraya gittiğimden kaybettiğimde farkettiğim özgür hareket edebilme alanımızın olması, işte rahatlıkla marketlere yürüyerek gidip gelebilme aracı ihtiyaç duymadığım bir hayatın içerisindeydim. Ben kendi adıma söyleyeyim deneyimimi. Biraz Gana'da bu ister istemez hem iklim koşullarından, belki oturduğum bölge koşullarından zaman zaman kısıtlanabiliyordu. Türkiye'de kadar rahat değildim. Oradayken en çok özlediğim şey şu oluyordu, yani artık işte üç ay, beş ay geçsin de biletimi alıp Türkiye'ye gideyim.
Rahat rahat evden çıkıp bakkala ekmek almaya gitmek istiyorum. Terliklerimle sahile kadar gidip gelmek istiyorum gibi şeylerim var. En çok bunu özlemiştim. Geldiğim ilk hafta 30 bin adımları falan buluyordu yürüyüşlerim. Artık bacaklarım titriyordu yürümekten ama yürümeyi çok özlemiştim ben.
Şimdi ona doydum diyebilirim. Yeniden oraya döndüğümüzde yürümeyi özleyeceğimi düşünüyorum. Peki, Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musunuz? Evet, planlarımız arasında var. Böyle bir sürecimiz.
Zaten şu an Türkiye'de bir tatil süreci gibi bir süreç içerisindeyiz. Ama artık yavaş yavaş da dönüş yolculuğu başlayabilir. Buradaki hayatımız burada devam edebilir mi? Eşim yine gelip gidiyor. Ghana'yla bağlantıları devam ediyor ama uzun soluklu orada kalmak mı yoksa Türkiye'yi dövmek mi arasında bir gidişlerimiz, geliş gidişlerimiz var.
Henüz karara varamadık bu konuda. İlginç. İyi ki siz dönmeden konuk aldım Danada. Peki, son olarak göç etmek, yeni bir ülkede yaşamak size neler kattı? Bu arada asıl siz taşınmaya alışık birisiniz.
Yani İzmir'de üniversite okumuşsunuz, sonra Konya'da tekrar bir üniversite okumuşsunuz, İstanbul'da yüksek lisans derken Türkiye için de de çok hareket etmişsiniz. O yüzden belki aslında yeni bir şehirde hayat kurmaya alışık birisiniz ama yeni bir ülke bambaşka... Yani şöyle benim babam asker zaten, ben asker çocuğu olarak büyüdüm ve üniversiteye gelene kadarki süreçte de çok fazla şehir ve şehir içerisinde de bölgeler değiştirdik. Öyle olduğu için benim adaptasyon sürecim çok kısa sürüyor genelde. Hemen böyle bir şeylere adapte olmak, ev taşımak, ev değiştirmek, yeni bir şehre gitmek, yeni bir okula gitmek beni çok zorlayan şeyler değil aslında.
Ama ülke konusunda bakınca belli bir yaşa kadar işte 30-32 yaşına kadar hiçbir yere gitmemişsin ve ilk deneyimin ganı olacak. Hiç bilmediğin, Afrika'ya gidiyorsun, işte dil konusunda yeterli olmadığını düşünüyorsun, iş hayatını bırakıyorsun, bir kariyer planlamışsın, bir kariyer inşa etmişsin. Onu bırakıp gidiyorsun. Bunlar tabii ki korkularım arasındaydı ama oraya gitmek tabii ki de beni çok zorlamadı. Göç etmek bana bu asker babanın verdiği bir şeyle birlikte Sanırım biraz daha orada esnemek, farklı insanlarla, farklı kültürlerle tanışmak.
İşte örneğin ben çok temizlik yapmayı seven bir insandım ama orada artık tozla yaşamaya alışmak. Çünkü yolun olmamasıyla birlikte evin içerisindeki tozla yaşamaya alışmak. İşte ayaklarının sürekli kirli olmasına alışmak. İnsanların şıklığa, kıyafete, markaya önem vermediğini görmek. Göç etmenin bana en büyük şeylerinden bir tanesi, Afrika'da yaşamanın, Afrika'ya göç etmenin en büyük şeyi bu oldu bana.
Daha sadeliğe ulaşmak, biraz daha kendini kasmamak, sağlığın ön planda olması, başka geri kalan her şeyin çözülebileceğini bana bu göç süreci öğretmiş oldu. Deminki çözüm var mı? Varsa sorun yok. Çözüm yok mu? E yine sorun yok.
Lafını, evet yani kanalıların o lafı bir düşündürdü. Güzel, evet farklı bir motto. Ben aklımdaki neredeyse her şeyi sordu. Bilmiyorum, atladığımı düşündüğünüz, sizin eklemek istediğiniz bir şeyler var mı? Ben herkesin başta da söylediğim gibi bir kere bir Afrika ülkesini hangisi olursa olsun görmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bambaşka bir dünya ve insanın ufkunda çok başka yerlere götürüyor. Özellikle biraz daha böyle sektör olarak kendi sektörümden de bizden sonra geleceklere de bir şeyler söylemek gerekirse kendi adına geliştirmek adına muhakkak buraları görmek, farklı kültürleri tanımak gerektiğini düşünüyorum. Bir tatil gibi değil ama kısa bir yaşam sürecine ihtiyaç var. Tatil çünkü her şeyin en güzel tarafının görüldüğü zamanlar oluyor. Yaşamak daha farklı.
Ben herkese bunu tavsiye ederim. Beni de takip etmelerini, sizi de takip etmelerini isterim. Başka da bir şey istemem. Beğendiyseniz YouTube'dan izleyenler beğen tuşuna basın. Spotify'da da yorum bırakabilirsiniz ama YouTube'da da yorumlarınızı bekliyorum.
Ve abone olmadıysanız Spotify, YouTube, Apple Podcast... ...nereden dinliyorsanız ya da izliyorsanız... ...abone olmayı unutmayın. Nilay Hanım'a çok büyük teşekkürler. Bugün bize konuk olduğu için Türkiye'deki tatilinde hatta...
...Gana'yı anlattığı için çok çok teşekkür ederim. Gerçekten ilginç bir ülkeydi. Sanırım podcast'taki de 70. ülke. No, süper.
Evet, diğer Afrika ülkelerinden dinleyenler varsa da lütfen bana ulaşsın. Daha konu kalmak istediğim pek çok Afrika ülkesi var. Bu şekilde bir sonraki bölümde görüşürüz. Belki bir Afrika ülkesinden olur, kim bilir. Görüşmek üzere, hoşça kalın.
GoBritania sponsorluğundaki bu bölümü dinlediğiniz için teşekkürler. GoBritania, Londra, Leeds, Brighton ve Dublin'da kısa ve uzun dönem konaklama seçenekleri, esnek sözleşme yapısı ve 5 ülkede global ofis ağı ile sektörün lider markalarından biri olmaya devam ediyor. Daha fazla bilgi için gobritania.com'u ziyaret edebilirsiniz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bi’ Gidene Soralım | 8.13 Gana’da Yaşamak – Nilay Teneş
Podcast Host: Emre Onar
Konu: Nilay Teneş ile Gana’da yaşamak, kültürel farklar, günlük hayat, adaptasyon ve aidiyet
Yayın Tarihi: 7 Ağustos 2026
Bu bölümde Emre Onar’ın konuğu Nilay Teneş, iki yıldır Batı Afrika ülkesi Gana’nın başkenti Accra yakınındaki Tema şehrinde yaşıyor. Nilay Hanım, Türkiye’den Gana’ya göç etme hikâyesini, oradaki yaşamın günlük pratiklerini, kültürel şokları, Ganalıların yaşam tarzını, Türk topluluğunu, yeme-içme alışkanlıklarını ve kişisel adaptasyon sürecini samimi bir şekilde dinleyicilerle paylaşıyor. Amaç, Gana gibi Türkiye’de çoğunlukla bilinmeyen bir ülkeye taşınmanın bireysel ve toplumsal yönlerine dair, sürprizli ve gerçekçi bir perspektif sunmak.
| Zaman | Konu Başlığı / Alıntı | |---------|--------------------------------------------------------------------------------------------| | 04:15 | Gana’yı taşınmadan önce tanımama, ilk bilgiler | | 05:54 | “Ben gelmek istiyorum, denemek istiyorum!” – Taşınma kararı | | 07:17 | İngilizce konuşuluyor olması cesaret verdi | | 08:32 | Havalimanı kokusu, ilk şoklar | | 10:13 | Kültürel şok: Sokakta tuvalet | | 12:33 | Gerçekten yol yokmuş, ulaşım sıkıntısı | | 13:22 | Sokakta et, tavuk satışı, Nilay’ın çekinceleri | | 15:44 | İsli, güneşte kurutulmuş balık ve denememe hikayesi | | 16:30 | Favori yemek: Kızarmış plantain ve yer fıstığı | | 17:05 | “Çok sıcak kanlılar, hemen arkadaş olabiliyorsunuz” | | 19:09 | Gana’daki Türk topluluğu, komünite | | 21:37 | “Gana’da içli köfte sarma hizmeti!” | | 22:21 | 81 yerel dil: Lokal diller, İngilizce ve bağdaştırma | | 25:30 | Güvenlik: “Batı Afrika’da en güvenli ülke, dikkat edilmesi gerekenler” | | 27:11 | “Tehlikeli hayvan var mı / Elektrik var mı?” gibi yanlış algılar | | 28:14 | Elektrik kesintileri rekoru, ev altyapısı | | 31:45 | Gana’nın kattığı: “Çözümü yoksa sorun yok” zihniyeti | | 32:41 | Africa Time, saat kavramının olmaması | | 33:27 | En sevdiği bölge: Volta Nehri | | 36:31 | Türkiye’den bavula konanlar: “Ezine peyniri!” | | 38:05 | Türkiye’de en çok özlediği şey: Yürüyerek market, rahat şehir hayatı | | 41:03 | Göçün kattıkları: “Daha sade bir hayat, şıklık/marka kaygısının ortadan kalkması” |
Dinlemesi keyifli ve önyargıları kıracak bir bölüm; Gana’ya bakışınızı kökten değiştirme garantili.