Loading summary
A
Son birkaç aydır dijital günlüğüme yazıyorum. Yazıyordum daha doğrusu. Ta ki bozulana kadar. Birdenbire bozuldu, kapandı ve asla açılmıyor. Ne içindeki kitaplarıma ulaşabiliyorum ne de yazdıklarıma.
Böyle çok güzel Kindle'ın Scribe diye bir modeli var. Doğum gününde düşünceli bir arkadaşım tarafından hediye gelmişti bana. İçerisine hem yazı yazabiliyorsunuz hem okuduğunuz kitapları indirdiğiniz kitapların yanına okurken böyle el yazısıyla not alabiliyorsunuz falan aslında çok kullanışlı bir şey. Ama o bozulunca tabii ki de ben de normal yöntemime yani delikaplı defterime dönmüş oldum ve ne kadar uzun zamandır buraya yazmadığımı fark ettim. Ve günlüğüme yazarken şöyle yazdım farkında olmadan.
Sanırım teknolojinin sorunlarından biri de bu. Hayatımızı hızlıca kolaylaştırdığı gibi hızlıca yok edebiliyor da yaptıklarımızı. Ve onun üzerine de sayfalarca elim ağrıyana kadar yazdım. Analog yaşamı ne kadar özlediğimden, şu an teknolojide geldiğimiz noktanın beni ne kadar ürküttüğünden, tedirgin ettiğinden, elimizdeki cihazlara ya da sahip olduğumuz teknolojiye ne kadar bağımlı hale geldiğimizden, Bilmiyorum belki ben teknoloji içerisinde çalıştığım için yani bu sektörde çalıştığım için ve her gün yapay zeka anlattığım için daha fazla etkileniyor da olabilirim ama sonra da dedim ki ne zamandır zaten konuşmak istiyorum en çok aklımı kurcalayan konulardan bir tanesi bu son zamanlarda ben bunu mikrofona taşıyayım. Birazcık dertleşelim, birazcık teknolojiyle beraber hayatlarımızın, alışkanlıklarımızın nereden nereye geldiğinden bahsedelim ve nereye gitme ihtimali olduğundan bahsedelim.
Ama baştan söyleyeyim bu bölüm için hazırlık falan yapmadım arkadaşlar. Bildiğiniz aklıma geldi. Aldım elime mikrofonu, bir elimde mikrofonum, bir elimde kahvem. O şekilde çekiyorum bölümü. Hadi siz de alın kahvenizi, gelin.
Azıcık nostalji yapalım. Azıcık gözlemlerimizi paylaşalım. Azıcık dertleşelim bu konuyla alakalı. Eğer siz de benim kadar dertliyseniz. Herkese merhaba, gelişigüzel hayallere hoşgeldiniz.
Ben Emine.
okurken başım döndü çünkü o kadar fazla haber var ki o kadar fazla yeni ürün o kadar fazla yeni çıkan firma o kadar fazla yeni icat var ki bir yandan şey oldum böyle biz nereye gidiyoruz ya yani ki ben bu işin içinde olan biri olarak Emine sen de ne iş yapıyorsun bilmiyoruz diyenleriniz olursa onu da söyleyeyim ben hep teknoloji sektöründeydim bir ara insan kaynakları teknoloji tarafındaydım Şimdi de hem insan kaynakları, hem IT, hem de müşteri ilişkileri olsun, risk olsun bu yazılımları yapan, bu yazılımları yapay zeka yoluyla daha efektif hale getiren ve hepsinin birbiriyle konuşmasını sağlayan bir şirketteyim. Danışmanlık veriyorum ama onun dışında profesyonel koç olarak da çalışıyorum. Bu biraz daha kariyer üzerine odaklı, hayatta ne yapmak istediğini bulmak üzerine odaklı ya da biraz daha iş-yaşam dengesini bulup kendiyle ilgili bir tık adım atmak isteyen biraz daha doğru sağlıklı alışkanlıklar geliştirmek üzerine çalışmak isteyen kişilerle beraber çalışıyorum diyelim ve parantezi açmamıştım ama kapatalım. Ne diyorduk? Evet teknoloji sektörünün içerisinde olan biri olarak bunlara çok aşina olan biri olarak ben yine de her gün şaşırıyorum arkadaşlar.
Şaşırmaktan ziyade aslında şöyle bir şey var. Tedirgin oluyorum. Neden? Çünkü biz bütün işimizi cloud üzerinden yapıyoruz. Bunun üzerine inanılmaz eğitimler alıyoruz.
Bütün stratejileri bunun üzerinden yapıyoruz. Ve bir noktada beynimi yatırı kadar kullanmadığımı düşünüyorum. Yani cloud yokken biz ne yapıyorduk? Ya da chat-cpd yokken biz ne yapıyorduk? Bu işleri biz yapıyorduk.
Tabii ki tekrar eden işleri yapay zeka yapsın biz de oturup Excel doldurmayalım artık. Tamam bunu anlıyorum ama benim sattığım ürün ne? Benim sattığım ürün daha çok productivity yani verimliliği arttıran bir ürün. Biraz daha insanlara fazla zaman kazandıran bir ürün. Ama bir noktada da diyor ki o ürün bak bunu yapay zeka zaten yapıyor senin bu insanlara ihtiyacın yok bunları yolla zaten o yüzden toplayıştan çıkarımları biz şu an tecrübe etmiyor muyuz ediyoruz bir bu kısmı var onun dışında sadece teknoloji sektöründe değil tüm sektörlere bu yapay zeka geliyor siz zannediyor musunuz ki ben sadece teknoloji sektörüne satıyorum bu ürünleri tüm sektörlere satıyoruz bu ürünleri o yüzden de Yavaş yavaş aslında hayatımız bir tık daha o eskiden Isaac Asimov'un romanlarında okuduğumuz tarafa doğru gidiyor.
Bu arada felaket tellalı gibi konuştuğuma da bakmayın. Baktığımız zaman endüstri devriminde ne olmuştu? Makineler insanların yerini aldığında da bir kısım işsiz kalmıştı ama ondan sonra insanlara çok daha farklı iş kapıları açılmıştı. Bence yapay zekanın da gittiği böyle bir dönem var. Hani orayı kenara koyalım.
Onun dışında beni tedirgin eden şeylerden bir tanesi, yapay zekanın bizim hakkımıza ne kadar bilgi toplayabileceği. Yani zaten her şeyimiz ortada. Google'a isminizi bir yazın bakalım neler çıkıyor. Bir şey çıkmıyorsa gerçekten çok şanslısınız. Ama LinkedIn, Instagram, Twitter, Facebook, benzer şeyler kullanıyorsanız, kendi isminizi her yerde kullanıyorsanız ya da bir yerlerde bir şeyler yazıp çizdiyseniz direkt bütün bilgilerinizi vermiş oluyorsunuz.
Ve şu an geçenlerde beyin bana dedi ki gel bak sana bir şey göstereceğim ne yaptım. Bir tane bot yapmış araştırma yapması için. Bak şimdi dedi senin ismini Google'a yazacağım. Bana seninle alakalı bir rapor dökecek önüme. Ve böyle şaşkınlıkla izledim.
Yahu dedim hani bunu sen yapabiliyorsan bunu herkes yapabilir öyle. Çünkü onu kılavuzda yapmak çok zor bir şey değil. Ben de yapabilirim, siz de yapabilirsiniz. Tamam hani benim beyin birazcık nerd olduğu için bunları daha kolay yapıyor ama o bir saat harcıyorsa biz üç saat harcar yine yaparız. Onu demeye çalışıyorum.
Şimdi bu kadar bilginin açığa çıkması ben kendimi çok ifşa edilmiş gibi hissediyorum. Yani nasıl desem size beni rahatsız ediyor. İnsanların benimle alakalı bir şeylere bu kadar kolay ulaşabilmesi. E Emine içerik üretiyorsun. Tabii ki de ulaşacaklar derseniz.
E haklısınız. O da beni rahatsız ediyor. Mesela hep bahsediyorum ya ben Instagram kullanma fanı değilim arkadaşlar. Ama bu podcast'ın varlığından birilerini haberdar etmek için daha fazla insana ulaşıp daha iyi bir komünite yaratabilmek için de maalesef ki sosyal medyada kullanmak gerekiyor. Hani bu YouTube Shorts da olur, TikTok da olur, zaten milyonlarca var gibi gibi.
Ama şöyle bir düşündüğüm zaman, Sanki teknolojide tüm yüz hatlarımızı, mimiklerimizi, ses tonumuzu, el kol hareketlerimizi kopyalayıp bunları bir yerde kullanabilirler. Yapay zeka ile bize ait bedenlerle, yüzlerle birçok farklı insan ya da farklı içerik üretebilirler sanan dünyada ve bunun düşüncesi bile çok korkunç. Yani sadece içerik üreticileri için söylemiyorum bunu. Siz de kendinizi nerede paylaşırsanız paylaşın. Aslında kendinize buna açık hale getirmiş oluyorsunuz ve ona rağmen milyonlarca, milyarlarca insan bu platformlarda var olmaya çalışıyoruz.
Kendimizi göstermeye çalışıyoruz. Öyle bir noktaya geldik ki sosyal medyada var olmayan, adını Google'a yazdığımızda çıkmayan insanlar tuhafımıza gitmeye başlıyor. Ve bir noktada, ya acaba neyi yanlış? Acaba seri katil falan mı bu? Baksana hiçbir bilgisine ulaşamıyorum, diyoruz.
Yani baksanıza nasıl normalleştirdik artık herkesin kendini sergilemesi fikrini. Mesela ben benimle ilk tanıştığımda onun LinkedIn'i yoktu. Sadece Instagram'ı var, o da zaten dışarıya kapalı. Ekleştik ama ben merak ediyorum. Gerçekten ne yapıyor, ne ediyor tam olarak?
CV'sine bir bakayım, nerede okumuş falan. Ona direkt o zamanlar soramadığım soruları bir soğuklamak istedim. LinkedIn'i yok. Allah Allah. Neden LinkedIn'in yok diyorum?
Ya sevmiyorum, çok fazla mesaj alıyorum dedi. Çok geçerli bir sebep bu arada ama... Sonra işte böyle arkadaşlarıma anlatıyorum ya işte böyle biriyle tanıştım, güzel gidiyor vs. Benim de o zaman işte LinkedIn'de çalışan arkadaşlarım, beraber çalıştığım arkadaşlarım... Şey dediler, şu an kurumsalda çalışan bir insanın LinkedIn'in olmaması çok tuhaf.
Özellikle de hani dediği firmalarda çalışıyorsa, dediği title'larda, dediği kıdemlerde çalışıyorsa çok tuhaf. Acaba yalan mı söylüyor? Hani bunu teyit etmeden ilişkiyi çok ilerletme falan diyenler oldu. Dedim ki yok artık o kadar da değil yani. Biz de dün doğmadık o kadar bedenleri insan ilişkileri eğitimini falan boşuna almadık.
Böyle FBI ajanı gibi konuşuyorum ama. Sonuçta ben de kendimce yatırım yaptım bunlara. Yani demem o ki bir insanın online bir oluşumu, varoluşu olmadığında bu bizde bir soru işareti oluyor. Bu da garip değil mi? Onun dışında diğer aklımı kurcalayan şey ve direndiğim bir şey de Bu dijital aletlerin kullanımı telefondan bağımsız olarak diyelim ki akıllı saatler.
Bir süre Fitbit kullandım mesela uykumu ölçmek için. Çünkü gerçekten uykuda sorunu yaşıyordum ama uykum düzenine girince hemen bıraktım. Çünkü oraya verdiğimiz datanın haddi hesabı yok ki. Şimdi Fitbit'i de Google aldı. Oh maşallah bütün datalar halay çekiyor Google'ın elinde.
Kim bilir o dataları nasıl kullanacaklar? Yani Gmail'inize gelen reklamlardan farkedersiniz diye düşünüyorum. Gerçi Fitbit'te çok mu masum mu kullanıyordu derseniz tabii ki de hayır. Ama demek istediğim şey şu, bize bizim hakkımızda daha fazla bilgi veren gerek duygusal durumumuza, gerek fiziksel durumumuza, gerek Zihinsel durumumuzda her teknoloji o bilgiyi sadece bize vermiyor. O bilgiyi kim bilir başka nerelere veriyorlar ve nasıl kullanıyorlar ki?
Zaten şu an büyük firmaların bu data paylaşımı yüzünden aldığı cezalara bakarsanız haberlerde bunu da çok rahat görebilirsiniz. Bu da beni tedirgin ediyor mesela. Yani dediğim gibi yine kendimi çok bir şeylere maruz bırakılmış hissediyorum. Çok fazla açığa vurulmuş hissediyorum. Bu da onlardan biri.
Onun dışında geçenlerde şöyle bir şeye denk geldim Reddit'te, yapabilirim bu arada, DumpFunds diye bir komünite oluşturmuşlar. Şeyden bahsediyor, akıllı telefonları bırakalım ve normal eski analog hayatlarımıza geri dönelim. Bu Nokia 3210'lar, 3310'lar falan herkes böyle telefonlarını değiştirmiş onun fotoğrafını paylaşıyor ve böyle 230 bine yakında bir üyesi var bu komünitenin. Herkes kendi tecrübesini paylaşıyor biraz daha birbirine destek oluyor gibi de düşünebilirsiniz bir komünite sonuçta. Bir kişi şey paylaşmış, bir tane günlük, bir tane normal bir kitap, ondan sonra eski telefonu, iPod'u, kablolu kulaklıkları, not defteri, ondan sonra ajandası, fiziksel ajandası, cüzdanı.
Ne zamandır cüzdan taşımıyorum, hiçbir fikrim yok sürekli telefondan ödediğim için. Onun dışında bir de fotoğraf makinesi vardı. Bunların böyle fotoğrafını paylaşmış. ve düşündüğümüz zaman aslında fotoğrafı telefonumuzdan çekiyoruz, müziği telefonumuzdan dinliyoruz, herhangi bir şeyi ajandamıza kaydedeceğimiz zaman telefonun ajandasını kullanıyoruz, ya da bir şeyler okuyacağımız zaman aypeten telefondan okuyoruz. Yani telefonlarımıza çok fazla bağımlıyız.
En başta bana çok güzel geliyordu, her şeyi tek bir yerden yönetiyorum. Kolaylık, pratiklik kesinlikle katılıyorum ama o telefonu bir şey olduğu zaman, o telefon ortadan kaybolduğu zaman yine paniklerce gerçi her şeyi şimdi yedekliyoruz, her şeyi kurtarabiliyoruz ama tek bir cihazı bu kadar bağımlı olma fikri beni inceden inceye rahatsız etmeye başladı ve gerçekten de şey böyle hani daha fazla vakit geçirmemizi sağlıyor ya geçenlerde bir arkadaşım bir tane video paylaşmış hatta viral oldu altında böyle milyonlarca saçma sapan yorumlar falan vardı şey diyor Sahilde otururken yanındaki kadın telefonu çıkartıyor çantasından ve böyle uygulamaların olduğu ekranına boş bir şekilde bakıyor ama hiçbir şey yapmıyor böyle seçmiyor falan. Arkadaşım da böyle laf atmış demiş ki ne yapacağınızı mı unuttunuz bana da çok oluyor. Kadın da cevap vermiş yok hayır ben şu an sürekli aynı uygulamaya girip çıktığım için bakıyorum başka ne yapabilirim telefonda diye. Halbuki telefonu kenara koyup farklı bir şey yapmak, boşluğa bakmak, sohbet etmek ya da başka bir şey yapmak aklına gelmiyor insanın, anladın mı?
Hani böyle açıp bakıyorsun telefona, şimdi ne yapsam acaba canım sıkıldı diye. Bunu paylaşmış ve telefonlarda ne kadar fazla vakit geçirdiğimizden, bunun bizi nasıl etkilediğinden, ne hale geldiğimizden bahsetmiş. İnsanlar da altına, abla sen niye başkasının telefonuna bakıyorsun diye yorum yapmış. Yani demem o ki tek bir cihaza telefonu bu kadar bağımlılık bir noktada insanları bıktırmaya da başladı. O yüzden zaten Reddit'teki gibi böyle komüniteler görüyoruz.
Bana da bu arada mantıklı geliyor. Bir denemek istiyorum. Yani bu eski tarz telefonlara bir geri dönüşü. Bakalım nasıl olacak akıllı telefonum olmadan ne kadar? yaşayabileceğim.
Bunu bir denemek istiyorum. Bilmiyorum böyle bir şeyi kursak katılmak ister misiniz? Bana yazın Instagram'dan ya da var mı sizin böyle üye olduğunuz bir topluluk oralarda bir şeyler yapabilir miyiz gibi gibi. Onun dışında bu Geri V diye birisi var bilir misiniz bilmiyorum iş adamı içerik üreticisi böyle 12 milyona yakın takipçisi var podcast çekiyor falan. O da mesela bu senenin tüketici trendlerinde analog yaşama geri dönmeyi ikinci sıraya koymuş.
Çok ilginç Hatta geçtiğimiz sene dijital cihazlara bağlılıkla alakalı bir anket yapılmıştı Amerika'da ve ortalama %80 cevaplayan bu anketi insanlar, Gen Z ve Milyar Yıllar bunlar, şey diyordu, ben bu kadar kolay bir şekilde telefonuma bağlı olmak istemiyorum. Daha rahat bir şekilde telefonumdan bağımsız yaşamak istiyorum. Baya yüksek bir oran bu arada %80 baktığınızda. Geçtiğimiz senede yine Amerika'da bu plak satışları 1 milyar doları aşmış. Yani insanlar artık plak satın almayı, analog fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekmeyi ya da işte şu an görüyorsunuz bu seramik kursları, bahçıvanlık kursları biraz daha elimizi kolumuzu kullanabileceğimiz şeyleri bir tık dijital detoks olarak görüyor.
O yüzden de Bölümü kapatmadan önce benim aklıma gelen sorulardan bir tanesi de şu. Siz bu durumda neredesiniz? Yani siz dijital cihazlarınıza sadece telefonda değil, telefonla beraber tüm dijital cihazlarınıza ne kadar bağımlısınız? Ve bu bağımlılık sizin hayatınızı, hayat kalitenizi nasıl etkiliyor? ve onun yerine başka bir şey koyacak olsaydınız, bir tık daha böyle elinizi kullanabildiğiniz, tamamen orada olabildiğiniz, insan ilişkilerini kullanabildiğiniz, ekrana bakmadığınız bir yerde olsanız, daha analog aktiviteler yapsanız, bu aktiviteler ne olurdu?
Eğer tabii siz de benim gibi bu tarz durumlardan şikayetçiyseniz, ama Emine ben zaten bunun yolunu buldum çok da güzel şunu şunu yapıyorum böyle de faydasını gördüm derseniz rica ediyorum bana mesaj atın Instagram'dan diğer dinleyicilerimle de paylaşayım ki hepimiz birbirimizden öğrenelim. Evet arkadaşlar bence bir bölümün daha sonuna geldik beni dinlediğiniz için teşekkür ederim kendinize çok iyi bakın hoşçakalın bir sonraki bölümde görüşmek üzere
Episode: Analog Yaşam Nostalji Mi İhtiyaç Mı?
Host: Emine (Podcast BPT)
Date: June 9, 2026
Bu bölümde Emine, teknolojinin günümüz hayatlarına nasıl yoğun biçimde girdiğini, bunun bireysel yaşam ve alışkanlıklar üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu tartışıyor. Özellikle son dönem analog yaşam arayışlarının altında nostaljiden çok gerçek bir ihtiyaç olup olmadığını sorguluyor. Kendi deneyimlerine, sosyal gözlemlerine ve güncel trendlere dayanarak, dijitalleşmeye bağlı endişeleri ve analog yaşama dair özlemleri paylaşıyor.
Bölüm boyunca Emine’nin sohbet havasında, samimi ve sorgulayıcı yaklaşımı öne çıkıyor. Kendi şüpheleri, deneyimleri ve gözlemlerini açıkça paylaşıyor; dinleyiciyle bir arkadaş gibi, dertleşmek istercesine konuşuyor. Dili yer yer mizahi ve ironik; eleştirilerinde ise kırıcı olmadan, endişelerine vurgu yapıyor.
"Analog Yaşam Nostalji Mi İhtiyaç Mı?" bölümü; dijitalleşmenin günlük yaşamda yarattığı kolaylıklar ve tehditleri hem uzman bir gözle hem de kişisel deneyimlerle tartışıyor. Analog yaşamın yeniden gündeme gelmesini, bireysel ve toplumsal etkiler üzerinden inceleyerek şu soruyu gündeme getiriyor:
Teknolojinin hayatımızda tuttuğu yer, bir noktada gerçek bir ihtiyaçtan mı kaynaklanıyor, yoksa alışkanlıklarımızın ve sosyokültürel baskıların bir sonucu mu? Bölüm, dinleyicilerin de kendi farkındalıklarını artırmasına dair açık bir davetle sona eriyor.