Loading summary
A
Herkese merhaba, gelişigüzel hayallere hoşgeldiniz. Bu hafta çok konuşmak istediğim bir konuyu çok çok sevdiğim bir insanla ele alacağız. Konumuz tevazu, mütevazi olmak. Mütevazi olmanın bize getirdikleri ve bizden götürdükleri. Ve konuğum da Genco Orkun Genç.
Genco benim Dublin'den arkadaşım. Beraber LinkedIn'de çalıştık. Yollarımız orada kesişti. Ve şu an ikimiz de koşuluk yapıyoruz. Kendisi aynı zamanda liderlik eğitmeni.
Hemen uzatmadan mikrofonu Genco'ya vereceğim. Genco kendini tanıtmak ister misin? Hoş geldin. Hoş bulduk Emine. Öncelikle çok teşekkür ederim davet için.
Seninle konuşmalarımız, seninle sohbetlerimiz her zaman benim için çok keyifli ama bugün daha farklı bir dinleyicinin karşısında olmak seninle beraber, bizim bu konuşmalarımızı başkalarının da dinleyecek olması benim için çok heyecanlı. Dediğin gibi liderlik iletişimi konusunda ve bunun koçluğu, go to market konusundaki koçluk tarafında çalışıyorum. ...yaklaşık 20 yıldır iş hayatının içerisindeyim dediğim anda yaşımı belli etmiş oluyorum ama... ...hadi bakalım demiş olalım, podcast'ta da onu da paylaşmış olalım. Ve seninle beraber dediğim, senin de bahsettiğin gibi...
...9 sene benim tarafımda, 5 sene de senin tarafında... ...14 senelik bir LinkedIn tecrübemiz var, ortak noktamız. Evet, kesinlikle. Ve bu süre boyunca sen de çok farklı marketlerde çalıştın. Ben de hem İrlanda'da çalıştım, hem burada çalıştım, yani Londra'da çalıştım.
Onun dışında farklı şirketlerde de çalıştık. Ve benim Türkiye'den çıktıktan sonra en çok gözlemlediğim şeylerden bir tanesi de mütevazı olmanın iş hayatında sana aslında o kadar da fazla katkısının olmaması ama bahsettiğim şey kendini böyle ön planlara atmak değil. Yani şeyin arasındaki fark, bir şeyi ben yaptım, ben bu konuda iyiyim, ben bunu başardım diyebilmek de kendini ifade edebilmek de kendini övmek arasındaki farkı biz çok fazla bilmiyormuşuz. Kendi adıma konuşayım. Hatta ama kendi çevremde gözlemlediğim hem arkadaşlarımla hem seninle konuştuğumuz konular hem danışanlarımda gözlemlediğim şeylerden bir tanesi bu.
Çünkü biz genelde Türkiye'de mütevazı ol, sakın kendinden bahsetme, sakın ben şurada iyiyim deme. Çünkü bunun karşılığı kendini övmek ve bu çok kötü bir şey gibi algılanıyor. Ama orada çok ince bir çizgi var ve bu ince çizgiyi bilmemek, buna hakim olmamak, kendini ifade edememek senin kariyerinde önüne blokajlar getirebiliyor. Burada senin 20 senelik iş tecrübenden dolayı her ne kadar yaşımı belli ettin desen de hiç de öyle göstermiyorsun ama burada senin o 20 senelik tecrübende sen bu konuda ne düşünüyorsun? Lider tarafından ne düşünüyorsun?
Bizim bakış açımızı değiştirmemiz için neler yapmamız gerekir ki kariyerimizde de sağlam adımlar atabilelim? Bunları senin tarafından dinlemek isterim. Teşekkürler Emine. Benzer yetiştirilme tarzlarından geliyoruz. Dolayısıyla ilk söyleyeceğim konu kültür çok önemli.
Kültür çok önemli derken ben atasözlerini çok seviyorum. Kendi kültürümüzün derinleştiğimiz alanlarında mesela bize ne öğretildi biz büyürken? Dolubaşak eğik durur. Dolayısıyla sen bilgini kendine sakla. takdir edilirsin.
Sen yeterince mütevazi olursan, tevazu gösterirsen takdir edilirsin. Şimdi ben 20 senelik iş hayatımın 20 senesi de satış mesleği üzerinde ve bu satış mesleğini de aslında bir Türk olarak dünyada 50'ye yakın pazarı kurarak geçirdim. Dolayısıyla bu 50'ye yakın ülkenin de kültürüne hakim olduğum için Bu 20 sene benim şu Dolubaşak atasözünden biraz uzaklaşmamı sağladı aslında. Ben nereye geldim? Aslında İbni Haldun'un çok sevdiğim ve iş hayatında yine benim çok sevdiğim bir arkadaşım, o da Salesforce'da üst düzey yönetici, Sılaş Yener Köksal, o beni tanıştırmıştı bu fikirle.
Fazla tevazu, Vasattan nasihat dinletir. 20 senelik tecrübemin özeti bu oldu Emine. Özellikle satış dünyasında, özellikle yöneticilik, liderlik dünyasında fazla tevazu vasattan nasihat dinletir. Bunu şurada bir bırakayım, bir demlensin. Oradan devam ederiz.
Tamam, demlensin. Doğru söyledin. Ben de sana tam şeyi soracaktım. Neden? Harika.
Hazır o orada demlenirken. Şimdi şuradan başlayalım mı? Sen aslında girişte çok güzel bahsettin bundan. Bu arada baştan çok özür diliyorum. Emine de ben de yurt dışında yaşayan Türkler olarak bazen sohbetlerimizin içerisine İngilizce kelimeler bol bol girebiliyor.
Bu dünyanın içinde doğduğumuz ve bu dünyanın içinde çalıştığımız için, ikimizin de kariyerinin büyük bölümleri yurt dışında geçtiği için bu İngilizce kelimeleri maalesef kullanıyorum ama mümkün mertebe Türkçeyi kullanmaya da çalışacağım. Şimdi mütevazilik konusunda, tevazu konusunda iki farklı konu var bir tanesi self promotion senin anlattığın gibi aslında ben ben ben demek işte LinkedIn'de de görüyoruz ya şu ödülü kazandım Türkiye'nin en başarılı 50 CHRO'su arasına katıldım bu arada bunun parayla satın alabildiğini biliyorsunuz değil mi hani bu hani öyle çok ciddi bir kurul şey yok yani hatta sürekli ben bu konuda da e-mailler alıyorum şu 50 listesine seçilmek ister misiniz fiyatı 1000 dolar gibi şimdi Ben bunu senden öğrendim bu arada. Ben bilmiyordum bunun parayla satın alındığını ve hep şey zannediyordum. Vay be! Ne güzel işler yapmış diyordum.
Bu çok güzel ve şöyle de bir trick vereyim. Eğer bu title'ları, bu ünvanları almak istiyorsanız, bu 50'ler listesine girmek istiyorsanız biraz bekleyin, biraz sabırlı olun. İşte 2000 dolardan açıyorlar kapıyı. Biraz nazlanırsanız 1000 dolara iner. Oradan 500 dolara kapatırsınız bu ünvanı.
Türkiye'nin en değerli 50 CFO'su arasına rahatlıkla girersiniz. ...bunu yapanları tenzih ediyorum. Seçimdir, self-promotion'dır. Ama, şimdi... ...self-promotion kısmı benim...
...çok hayran olduğum bir konu değil. Ben, ben, ben demek, sürekli... ...kendini anlatmak, kendi başarılarından bahsetmek... ...neden bunun çok hayranlı değilim? Çünkü bunun diğer tarafında aslında...
...idea promotion var. Ve bu alanda aslında mütevazi olunmaması gerektiğini savunuyorum. Çünkü senin, benim çalışma hayatında kan, ter ve gözyaşı dökerek edindiğimiz çok değerli dersler var. Ben bu dersleri kendime saklarsam mütevazi değil, ne olurum? Bencim.
Doğru, doğru. Bencil olurum. Yani dolayısıyla ben şunu anlatmak istiyorum. Evet, yani fazla tevazu vasattan nasihat dinletir. Nasihat eden vasatlara gireceğim.
Orası bambaşka bir konu. Bana neyi nasıl yapmam gerektiğini anlatan çok insan var. Benden çok daha az tecrübeli. Oralara zaten gireceğim. Ama öncelikle senin görüşünü de burada duymak isterim.
Bu self promotion ile idea promotion sana ne hissettiriyor? Yani şöyle, ben buna bir örnek de cevap vereyim hatta. Bizim kültürümüzde demek istemiyorum, bu farklı kültürlerde de var, kendini çok fazla anlatmamak, mütevazi olmak. Norveçli bir arkadaşım vardı, onunla konuşuyorduk ve ben ona şey dedim, İngiltere'de bunun çok çalışmadığını gördüm. Ben artık kendi yaptığım şeylere daha fazla sahiplenmem gerektiğini düşünüyorum dedim.
Bana şöyle baktı. Çünkü onların kültüründe de onun hep anlattığı şeylerden bir tanesi, ne kadar mütevazi olursan o kadar iyidir gibi. Hani bu bence birçok kültürde farklı anlaşılabilecek bir şey ama ben şunu gördüm İngiltere'ye taşındıktan sonra. İnsanlar yaptıkları şeyleri o kadar güzel paketliyor ki zaten bu paketleme, bir şeyin pazarlamasını yapma, tabiri caizse kendini iyi satabilme burada çok prim yapıyor. Çünkü gösterdiği performansa bakıyorum, yaptığımız işlere bakıyorum ya da başkasıyla yaptığı işlere bakıyorum, aslında performans anlamında çok çok daha iyi değil diğerlerinden.
Ama kendini o kadar güzel anlatıyor, o senin self-promotion dediğin, kendini o kadar güzel promote ediyor ki, bir noktada şey diyorsun, vay be diyebiliyorsun ve Ne yazık ki İngiltere'deki kurumsalda benim kendi tecrübem farklı tecrübelere olanlar kesinlikle vardır ama benim kendi tecrübem bu insanların daha hızlı yükseldiği kapsamında. Hatta bu insanların biraz daha politik olup doğru insanlarla doğru ilişkiler kurması bu da başka bir bölümün konusu olur tabi ama Bunları da iyi yapan insanlar olduğunu gözlemliyorum. Ama arada şöyle bir ince çizgi var. Bunu yapmaktan ziyade yaptığın bir şeyi biz diye anlatmak da ya da sen yaptıysan bunu ben yaptım diyebilmek de önemli. Çünkü o zaman karşındaki insan senin ne yaptığını bilmiyor.
Vereceğim örnek de şuydu aslında Genco. Ben bir görüşmeye girdim, bir mülakata girdim. Mülakatım muhteşem geçti. Ve mülakattan sonra içimde böyle tuhaf bir his vardı. Ya çok güzel geçti ama bir şey, bir şey karşı tarafa tam geçmedi diye.
Sonra bana sağ olsunlar muhteşem bir geri bildirim verdiler. Aldığım en düzgün geri bildirimlerden bir tanesiydi. Dedi ki Sen ürünü çok iyi biliyorsun, yaptığımız işi çok iyi biliyorsun, alanına çok hakimsin ve bizim aradığımız tüm özellikler var. Ama bu pozisyona başvuran adaylar arasında, çok aday vardı zaten ve bu pozisyona başvuran adaylar arasında kendi yaptığı işi daha iyi artiküle edebilen, daha iyi ben yaptım diyebilen adaylar vardı ve biz onlarla çalışmayı tercih ettik. Ve gösterdiği, verdiği örneklerden bir tanesi de şuydu Genco.
Sen, biz şöyle yaptık, takımla beraber yaptık diye anlattın ama ben sen orada biz derken senin bireysel katkını anlayamadım. Orada senden benim bireysel katkım şuydu, benim katkım sayesinde şunu şunu yaptık demeni beklerdim. Bana göre bunu bu şekilde anlatmak, mütevazi olmamak ve kendini ön plana atmak ve ayıp bir şey ama bekledikleri oydu. Çok ilginç değil mi? Allah!
Damarıma bastın. Gerçekten damarıma bastın. Çünkü bak söyleyeceklerim var. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim. Lütfen.
Ben de hani kariyerim içerisinde 500'ün üzerinde mülakat yaptım. Yani masanın diğer tarafında bulundum. Ve şu çok kritik. Lütfen mülakat yapıyorsanız bu başınıza çok gelecek. Benim başıma çok sık geldi.
Karşıdaki biz, biz, biz diye anlatıyor. Sonra geri bildirim vermek için mülakat sonrasını beklemeyin. Lütfen alt yazıya yazın, üst yazıya yazın. Bunu klip yapın, caption yapın. Geri bildirim için mülakat sonrasını beklemeyin.
Bu benim adaylarla çok sık başıma gelen bir konuydu. Durduruyorum. Diyorum ki, Emineciğim harika anlatıyorsun. Ama ben burada senin bu işi beraber yaptığın takımı işe almıyorum. Ben şu an seni işe almak için düşünüyorum.
Çok güzel anlıyorum. Muhteşem bir takım oyuncususun. Ve bunu da buraya getiriyorsun. Ama bu iş bir takım işidir. Onu da anlıyorum.
Bu takımda senin rolün neydi? Bana bunu anlatır mısın? Deyip kişiyi bizden benek getirtiyorum. Bunu da çok alenen söylüyorum. Ben cümleleri kurmana ihtiyacım var.
Arkadaşlar mülakat yapıyorsanız karşınızdakinin o anda söyleyebileceklerini lütfen O anda yol açın. Sonra çünkü mülakattan sonra vereceğiniz geri bildirim çok geç. Evet bu kişi sonrasındaki mülakatlarında bunu kullanır. Ama mütevazilik konusunda da buna katılıyorum. Aslında sana topu yine deneyimlerime dayanarak riskli bir yere atıyorum.
Gitmek istersen gitmek istemezsen gence oraya gitmeyelim diyebilirsin. Tamam. Ama ben bu trendi daha çok kadınlarda görüyorum Emine. Mülakat yaparken erkek adaylar bir yaptıklarını on anlatırken Kadın adaylar on yaptıklarını birini seçiyor. O birini de dediğin gibi ekiple yaptık, birlikte yaptıkla anlatıyor.
Ve bu da maalesef dediğin üzere şu anki iş dünyasında, kariyerlerde, mülakatlarda, kariyerlerin ilerlemesinde etkisi var. Yani aslında riskli sorumu sorayım. Kadınlar erkeklerden daha mı mütevazı? Veya böyle mi öğretilmiş? İkisi de.
Kesinlikle. Hiç riskli değil. Tam istediğim yere değindin. Çok teşekkür ederim. Yani şöyle, şimdi biz bu konunun derinine inersek patriyarkadan girer, her şeyden çıkarız.
Ama şöyle toparlayayım gence. Şimdi, evet, kadınlar çok daha mütevazı. Bu kadınların yapısı da ama toplumun kadınlara biraz daha bunu Dayatması demek istemiyorum. Bu kelime çok dikkat çekiyor. Ama kadınların biraz daha bunu ittirmesi diyelim.
Neden biliyor musun? Çünkü sen bir kız çocuğu olarak büyütülürken bile hep daha mütevazi, hep daha edepli, hep daha kendi halinde, başın önde olmak zorundasın. Hep kendini övmemek zorundasın gibi. Evet bu kültür kodlarımızda da var, birçok kültürün kodlarında da var ama ben bunun kadınların üzerinde daha fazla olduğunu düşünüyorum. İkincisi, gözlemlediğim kadarıyla iş ortamında da bir erkek bir şey yaptığı zaman, seni dediğin gibi ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım dediğinde bu alkış alıyor ama bir kadın aynı tavırla aynı şekilde söylediği zaman kadına bak ya ne kendini övdü denilebiliyor.
Ve benim kendi gördüğüm, gözlemlediğim şeylerden bir tanesi mesela... Sana şöyle bir örnek vereyim. Bu konuda benim zihnimi açan şeylerden bir tanesidir. Ben böyle birkaç ay önce bir video paylaştım. Hiç istemediğim bir kitleye gitti bu video.
Videoda şeyden bahsediyordum. İnsanların hadsizliğinden. Bir arkadaşımın bana, işte sen şöylesin böylesin, şu şu özelliklerin var, buna rağmen neden hala bekarsın diye sorduğunda, vakti zamanında bekarken. Ben de işte neden insanlar böyle hadsizlikler yapıyor diye bununla alakalı bir video paylaşmıştım. Ve bu olan bir o konu.
Ama altında yorumlar şöyle. Kendini de iyi övdün bu arada arkadaşım dedi ayağına. Ay ne kadar iticisin, işte kendini övüyorsun. Ay şöylesin, kendini zirvede görmeyi bırak. Sen kimsin ki?
Ve bunu yapan yorumların, bu yorumları yapanların hepsi erkekte. Yani demek istediğim şu, erkeklerin kadınlara karşı, kadın ben bir şeye şunu iyi yaptım, ben bu konuda iyiyim ya da şunu yapabiliyorum, bu konuda kendime güveniyorum demesi belli bir kitlede, herkesle değil tabii ki, belli bir kitlede çok büyük bir eksinti ya da çok büyük bir iriti oluşturuyor ve haliyle kadınlar da, birçok insan da böyledir, sadece kadınlar değil, yargılanmamak için, sürekli bunlara uğraşmamak için, bunlara maruz kalmamak için kendilerini geri çekiyor. O video bana aslında hayatım boyunca, bana o mütevazi olacaksın, mütevazi olmalısın şeylerini, söyletilerini o kadar iyi hatırlattı ki, şimdi dedi işi yuza girmeyelim ama benim babam da böyle. Benim babam hep şey dedi. Ne olursan ol, her zaman mütevazi olmak zorundasın.
Kendini övmeyeceksin, hep bunu söylüyordu. Halbuki bana kimse şeyi anlatmadı. Kendini övmekle başarıların sahiplenmek arasındaki farkın ne olduğunu bana kimse anlatmadı ve ben birçok şeyi başardığım zaman, benim gibi bütün kadın arkadaşlarım, hatta bazı erkek arkadaşlarım da birçok şeyi başardığımız zaman şey zannediyorduk. Bu ne ki ya? Bunu herkes yapar ki.
Ben yaptıysam zaten herkes yapar. Bu bana özel bir şey değil ki. Sonra sen o Barını buraya, buraya, buraya koya koya, üste üste koya koya hep kendini daha az görüyorsun. Kendi yaptığının farkında olmuyorsun. Kendi yaptıklarına sahip çıkamıyorsun ve kendini farkında olmuyorsun.
Kendini daha aşağı bir yerde konumlandırıyorsun farkında olmadan. Ben bunu danışanlarımda çok görüyorum. Halbuki potansiyeli çok yüksek. Bıraksan ülke yönetecek insanlar var danışanlarımın arasında ama o kadar mütevaziler ki, o kadar bu öğretiden gelmişler ve kendi yaptıklarını duyurmamak, söylememek üzerine kurulmuş ki bu yüzden istediği kıdemi alamayan insanlar bile var yani. Dediklerinin hepsinin altına imza atıyorum.
Şu konuda aynı sayfada mıyız? Aynı sayfada olduğumuzu düşünüyorum. Aslında ikimiz de bu podcastta şöyle demiyoruz. Mütevazi olmayın arkadaşlar. Tam tersine.
Biz mütevaziliği savunuyoruz ama biz mütevaziliğin altında yatan, bizi limitleyen O inançlara bir savaş açıyoruz. Mütevazi olun tabi. Ben de mütevazi olayım, sen de mütevazi ol. Ama mütevazi olmak, sessiz olmak değil. Mütevazi olmak, değerini masaya koymamak değil.
Kaç bölüm oldu Gelişi Güzel Hayaller'in şu ana kadar? 200'den fazla bölüm oldu ya. 220 bölüm falan olmuştur. Neden? Kaç kişi 200'ün üzerinde bölüm çekecek güce Buradaki aslında seni övüyorum ama bak yüzünü burada kapatma.
Bu 200 bölümü sen çektin. Bu 200 bölümü senin için birisi çekmedi. Ve sen bu 200 bölümü kendini övmek için çekmedin. Bakın işte gözlerim ne kadar güzel, saçlarım ne kadar güzeli anlatmak için çekmedin. Bu bölümlerin birçoğunda senin yüzünü görmedik Emine.
Ve bu 200 bölüm kaç kişiye dokundu Emine? Nasıl mesajlar aldın? İnsanlar sana neler dedi? Hatta bununla ilgili paylaştığım bir reel var. Bunu hatırlamak çok önemli.
Mütevazilik burada önemli. Mütevazilik, kendi değerinin farkında olmak. Bence bu podcast'ın sonunda biz seninle bir mütevazilik formülü çıkaralım. Senin dinleyicilerine de Emine ve Genco'nun mütevazilik formülü diye sunalım. Ne dersin?
Çok güzel fikir, çok güzel fikir. O reels'ı da bu arada sen dediğin için çekmiştim. Sen vermiştin o fikri de. Evet, şu çok güzel bir şey. Yani bu kadar insana dokunmak, pozitif bir etki yaratmak ki benim bu podcast'ı oluştururken de zaten yaptığım arkasındaki düşüncelerden bir tanesi buydu.
İnsanların hayatına pozitif bir etkisi olsun, bir motivasyon kaynağı olsun, bir ilham aracı olsun, farklı insanların hikayelerini dinlemek. Sonra farklı yerlere evrildi. Daha bilgilenelim, daha eleştirel düşünelim. hayatımızı, kendimizi daha anlamlı bir şekilde yaşayalım gibi bir yere evrildi ama hatta ben hala şunu düşünüyorum. Bana gelen mesajları ekran görüntüsü alıp paylaşıyorum.
Güzel bir şey. Kutlanması gereken bir şey. Ama bunu yaparken bile, ya şimdi acaba yanlış anlaşılır mı? Ya işte bu da iyi ki iyi bir şey yazmışlar kendisine. Hemen de ekran görüntüsü aldı, paylaştı gibi anlaşılır mı diye bak hala arkada bu taraf var.
Evet, tabii ki sana katılıyorum. biz kendi tecrübelerimizi anlatmasak, bildiğimiz şeyleri anlatmasak ya da insanlar olarak biz hep kendi içimizde bir şeyleri yaşıyoruz ya ve zannediyoruz ki sadece biz yaşıyoruz halbuki ne kadar çok konuşulursa sen, ben, o, herkes konuşursa biz yalnız olmadığımızı anlıyoruz ya bunu yapabilmek bence çok kıymetli ve bunu yapıp birilerine dokundum ya ben de bu işin şu ucundan tuttum şu çorbaya şöyle bir katkıda bulunduğum tuzumla demek bence güzel ama işte çok yapabildiğimiz bir şey değil dediğine çok katılıyorum. Buradaki amaç mütevazi olmamak değil, mütevazi olmak gerçekten güzel bir kalite, kaliteli insan göstergesi ama benim burada ayrımına varmak istediğim şey şu genco, mütevazi olmakla kendi başarılarına, kendi iyi yönlerine sahip çıkmak arasındaki o ince çizginin farkında olalım. Yani ben bunu yaptım, ben bunda iyiyim, ben şu konuda bunu başardım diyebilmekle, bunu doğru bir şekilde, mütevazı bir şekilde ifade edebilmekle, kendini övmek arasındaki farkı bilelim ve ona göre önümüzdeki fırsatları geri tepmeyelim. Bu benim istediğim aslında bu podcast'tan, formül neyse artık, bu podcast'ı dinleyenlerin çıkartmasını istediğim şey bu.
%100 mutabıkız. Zaten gitmek istediğimiz, götürmek istediğimiz ikimiz de koç olarak zaten danışanlarımızda da müşterilerimizde de bunu yapıyoruz, bunu yaşatmaya çalışıyoruz. Ama senin söylediğin bir noktaya iki adım geri giderek tekrar değinmek istiyorum. Reprezentasyon çok önemli. Reprezentasyon neden çok önemli?
Bir deneyimi yaşamış O ateşin içinden atlamış, o ateşin içinden geçmiş, o ateşin içinden geçerken yeri gelmiş, kolu yanmış, saçı yanmış, ona merhem bulmuş insanların deneyimleri bizim için önemli. Yurt dışında yaşayan Türkleriz mesela biz, sen de ben de. ...yurt dışındaki başarılı Türklülerin hikayeleri... ...bizi motive ediyor mu? Ediyor.
Bugün global şirketlerin... ...C seviyesine gelmiş Türklerin başarıları... ...bizi mutlu ediyor mu? Ediyor. Yani mesela şu an dünyanın kullandığı...
...duolingo şirketinin... ...chief product officer'ı bir Türk. Ben bundan gurur duyuyorum. Ve... ...ben...
...bu kişilerin... hikayelerini dinlemek istiyorum. Çok mu şey istiyorum? Anlatsınlar istiyorum. Yani bu yolda ama bu yolda dediğin noktadaki fark şu tevazunun içinde yolda ayağımıza takılan yerler de var.
Yolda düştüğümüz dizimizin yaralandığı veya başımıza güneş geçtiği anlar da var ve o anlarda ne yaptığınızı merak ediyorum ben. Ya şu an hepimiz AI, yapay zeka ile oturup kalkıyoruz. Birçok insan şu korku propagandasına maruz kalıyor. AI işlerimizi alacak, yapay zeka benim işimi 3 sene sonra mı alacak, 5 sene mi sonra alacak? Sevgili liderler, buradan size sesleniyorum.
Ekiplerinizin bu konuda sizin görüşlerinizi duymaya ihtiyacı var. Nasıl ki biz uçakta gittiğimizde bir türbülanstan geçerken pilotun bize Ya ben bundan geçtim. Bu bölgede genellikle hava böyle, bir türbülans yaşayacağız. 8 dakika sürecek, 20 dakika sürecek. Şiddetli olacak, hafif olacak.
Dediği zaman rahatlıyor muyuz? Rahatlıyoruz. Ben şimdi o pilota... Bu pilot da ne kadar kendinden emin, ne kadar... ...biraz da mütevazi ol be pilot...
...diyebilir miyim? Hayır arkadaş yani o pilot şu an... ...beni rahatlattı. Senin podcastın... ...birçok kişiyi rahatlatıyor.
Ben bugün... ...kendim de bir girişimci olarak... ...birçok girişimciye... ...bir satış organizasyonu kurmayı öğretiyorum. Çünkü bilmiyorlar Emine.
Ve ben kendim... öğrendiklerimi, yolda yaptığım hataları ama yolda kazandığım başarıları anlatmasam bencil mi olurum, mütevazı mı olurum? Tekrar bunu bırakıyorum. Yani bencillikle mütevazılık arasındaki denge de çok önemli. Genco.
Sen şimdi az önce dedin ya bu insanların, başarılı insanların nereye geldiğini, nasıl geldiğini ya da ne zorluklardan geçtiğini bilmek isterim diye. Bu podcastin çıkış amacı da bu zaten. O yüzden zaten adı, girişi Güzel Hayaller. Çünkü ben hep şeyi düşünüyordum. Yani çok güzel, çok iyi şeyler yapmış insanlar var.
Ve baktığında aslında karşılaştırma teorisi psikolojide bir kavramdır. Buna göre insan şunu düşünür. ''Aa, Genco ile ben benzer backgroundlardan geliyoruz. Eğer Genco bunu yaptıysa ben de yapabilirim.'' Ve insana bir motivasyon veriyor. Ben aslında bu podcastı yaparken o herkesin çok bilmediği, tanımadığı insanları mikrofona getirerek onların nelerden geçtiler, neler başardılar bunu yaparken, nelerden feragat ettiler bunları hep soruyordum.
Ve çok hoşuma gidiyordu. Herkes bana şey diyordu ''Ya işte bilinmeyen isimleri çıkartırsam podcastın hiç büyümez.'' Ben de diyordum ki benim amacım zaten bu podcastın hunharca büyümesi değil. Benim amacım, bu podcastın gerçekten o bilinmeyen insanların hikayelerini mikrofona taşıyıp birilerine, ''Ya bu yaptıysa ben de yapabilirim.'' dedirtebilmek. Çünkü benim motivasyonum böyle. Ve şunu fark ettim, gerçekten bahsettiğin insanların, podcastta o ilk sezonda gelen insanların hepsi çok mütevazi insanlar ama başarılarına sahip de çıkabilen insanlar.
O yüzden hala daha olsa, hala daha bu arada böyle çok bilinen isimler getireyim, şöyle olsun böyle olsun gibi bir gayem yok açıkçası. Tek istediğim şey biz birbirimizden öğrenelim, dediğin gibi, bilgi paylaşalım bu paylaştığımız bilgiyle beraber büyüyelim. Aslında bu şimdi sen söyleyince bunu hatırladım. Gerçi hep biliyordum da. Bunu bir söylemek istedim.
İşte zaten seninle benim birbirimizi bu kadar sevmemiz ve bu kadar senedir bu kadar hani dirsek temasında sürekli başımız sıkıştığında birbirimizi aramamızın sebebi bu. Çünkü vizyonumuz benzer. Bana insanlar soruyorlar. Ben perşembe günleri genellikle LinkedIn'de Türkçe paylaşımı yapıyorum ve Türkçe yaptığım paylaşımlarda da genellikle birisiyle birlikte olan paylaşımı yapıyorum. ''Neden?'' diye soruyorlar.
Neden sadece sen değil? Neden işte yanında... ...Ahmet var, Leyla var, Meral var? Bu çok fazla gelen sorulardan bir tanesi. Çünkü ben...
kendi hikayesini anlatmayan, şu an için ona kendini hazır hissetmeyen insanların başarılarını masaya getirmeyi, hani bu masa dediğim çok sanal bir masa, LinkedIn dünyanın şu an en büyük profesyonel networkü, buraya getirmeyi kendim de görev görüyorum. Benim vizyonumda bu işte, dedin ya sen, tanınmayan konular, ya ben A şirketinin CFO'sunun yaptıklarını buraya getirmek evet sen de biliyorsun ben de biliyorum bunlar algoritmanın hoşuna giden seni daha fazla kişinin karşısına çıkarabilecek ucuz numaralar ama sen de ben de aslında hikayesi henüz duyulmamış ama duyulmayı hak eden insanların hikayelerini kendi platformlarımıza taşıyoruz bu konuda da çok affedersin mütevazi olmayı reddediyorum yapıyorum Ve bundan keyif alarak yapıyorum. Evet, keyif alarak yapıyor. Zaten en önemlisi bu. Bu podcastten sonra da ne kendilerini öldüler diye yorum gelir mi?
Ne dersin? Umarım gelir. Çünkü ben... ...kendi geçtiğim yola... ...ve bu işte 20 senedir veya yaşımı da söyleyeyim yaklaşık 2 hafta önce, tam hatta tam 2 hafta önce...
...43 yaşına da geldim. Bu 43 yıldır bu hayatı yaşayan Genco'nun... ...tecrübelerine... ...deneyimine... ...çok saygı duyuyorum.
Ben kendimden razıyım. Dolayısıyla eğer yorumlarda ne kendinizi övdünüz be derseniz... ...sizden de razıyım, teşekkür ederim. Hani o da sizin perspektifinizdir. Ne mutlu kendi perspektifinizde bir yorum olarak kendi içinizde de sövebilirdiniz bana.
Kendi içinizde sövmek yerine yorumlara getirdiniz. Emine'ye şey olur, interaction olur, algoritma bunu da seviyor. Biliyorsunuz bu sene sözlüğe giren kelimemiz ragebait. Yani öfkeyle insanları bir yere çekmek. Eğer bana benim yaşadıklarımı anlattığım için öfke duyuyorsanız canımsınız.
Teşekkür ederim. Genco, seni çok seviyorum gerçekten. Ama Ragebait rica ediyorum benden uzak olsun. Hiç, hiç hoşlandığım bir etkileşim tarzı değil. Ve hiçbir şekilde kendi sayfama çekmek istediğim bir şey de değil.
Zaten beni en çok zorlayan şeylerden bir tanesi de buydu. Şimdi yavaş yavaş bu formüle bağlayalım o mütevazilikte. Kendi başarılarına sahip çıkma arasındaki çizgiyi bulup ona bir formül getirelim. Ama ondan önce şunu da söyleyeyim. Mesela podcast benim için çok kolay.
Çünkü alıyorum mikrofonu elime, konuşuyorum kendi kendime. Ve orada kendimi çok daha iyi ifade edebiliyorum. Çünkü uzun cümleler kuruyorum. Çünkü kısa formlu bir içerik üretmek zorunda değilim. İnsanların dikkatini satın almaya yönelik bir şey yapmıyorum.
Zaten podcast'a gelen bir insan, ben bunu dinlemek istiyorum, ben Emine'yi dinlemek istiyorum, ben X'i Y'i dinlemek istiyorum, bu konuya ilgiliyim diye geliyor ve o konuda bir şey öğrenmek istediği için geliyor. Ama Instagram dediğimiz ya da işte TikTok, Youtube Shorts. Bunlar kısa formları olduğu için ve o algoritma kontrolü de sende çok fazla olmadığı için herkesin önüne düşebiliyor. Ve o noktada insanlar senin o 30 saniyelik videondan, 1 dakikalık videondan bir şeyi cımbıza çekip ve kime gösterdiği de belli değil tabi ki. Burada da Şunu söyleyeceğim, ben bir içerik üretiyorsam tabii ki de bir hedef kitleye yönelik içerik üretiyorum.
Herkese göstersin istemiyorum algoritma benim içeriklerimi. Çünkü nasıl ben her içeriği beğenmiyorsam, her içeriği anlamıyorsam, her içeriği ilginç bulmuyorsam, insanlar da bu şekilde. Hani benzer ya da bu içerikten bir şeyler anlayabilecek insanların önüne düşmek istiyorum. İşte bu noktada diğer short form içerikler dediğimiz, kısa formlu içerikler buralara çok uymadığı için Ben de ne diyeceğimi unuttuğumdan, nereye bağlayacağımı unuttuğumdan sana mikrofonu atıyorum. Yani söylemek istediğim şey şu aslında.
O yüzden de herkese de göstermesini tabii ki de istemiyorum içeriklerin. O yüzden de şey konusunda çok okey değilim. İnsanların içerik üretiyorsan altına istediğimi yazarım, eleştiriye açık olmalısın gibi, sen dedin ya istediğimi yazsınlar, içinizden de sövebilirsiniz. Ben o konuda okey değilim ya. İçinizden sövün.
Çünkü birincisi sen neden beni tanımadan, bilmeden, benim içeriklerimi tüketmeden benim hakkımda yargıya varıp gidip bütün içindeki kötülüğü döküyorsun? Bu kadar mı boş vaktin var? Bu kadar mı işin yok? Bunu anlamıyorum. Düzgün geri bildirim vereceksen çok okeyim.
Yani saygılı bir şekilde bir şeyler yazacaksan kesinlikle buna Tamamım. Ama o şekilde böyle kendi dünyasından anlayan insanlara da çok saygı gösteremiyorum. Bu konuda da mütevazi olamıyorum. Bunu söyleyeceğim. O yüzden de demek istediğim şey şu.
Biz şöyle bir toparlayacak olursak seninle. Bu kendimizle alakalı, mütevazi kalarak ama yaptığımız şeyleri, başardığımız şeyleri, güzel özelliklerimizi nasıl sahipleniriz? Bunun formülü ne olmalı Genco? Şimdi hadi gel bu keki beraber yapalım. Ununu, şekerini, yumurtasını birlikte atalım.
Şimdi ben ilk ürünü atıyorum kekimizin içerisine. Bence samimiyet önemli. Şimdi eğer mütevazi olacaksak ve mütevaziliğimizi de sahipleneceksek bu konuda şişirmece olmamalı bu hikayenin içerisinde. Ne yaşadıysam o. Aşağıya da çekmemek.
Olduğundan fazlasını da anlatmamak. Ama samimiyet, samimi bir şekilde ne yaşadım? Ya dur bir. Gerçekten bu güzel bir egzersiz benim için. Bugün de...
Pazar günü mesela burada da... Pazar günü siz de bunu dinliyorsanız eğer... Ya bir kendinize... 10 dakika ayırın. Daha fazla ayırabiliyorsunuz 30 dakika ayırın.
Geçmişe baktığınızda mesela ben iş hayatından gidiyorum. İş hayatında... Kendinizle gurur duyduğunuz, ya bunu da yaptım... dediğiniz bir anı... yazın arkadaş.
Yaz. Yani şuradan... şuraya aksın. Ve kendinle... gurur duyduğun o anı samimi bir şekilde, sadece kendin okuyacağın, kendine saklayacağın şekilde bir yaz.
O samimiyeti bir dök ortaya. Ben un olarak samimiyet attım, sen şeker olarak ne atarsın? Ben şeker olarak ne anlatacağım biliyor musun? Bunu kendin yapmak güzel ama biz bir arkadaşımla, sen de tanıyorsun, Meltem'le şöyle bir şey yapmıştık. İkimiz de çok mütevazıyız ve kendi iyi özelliklerimizi sahiplenebilen insanlar değiliz.
Bunun da çok farkındayız. O yüzden birbirimizi sürekli ittiriyoruz. Dedim ki, geçen seneydi hatta böyle, Bodrum'da, balkonda oturuyorduk onunla. Dedim ki, Meltem arkadaşlıktan konu açılmıştı. ''Meltem, seni iyi bir arkadaş yapan şeyler ne?
Bana anlatsana.'' dedim. Ben sorduğum için, bana anlattığı için, yakın arkadaşım olduğu için tabii ki bunu kendini övme gibi görmedi ve başladı anlatmaya. Bunu başkası sorsa anlatamazdı. Başladı anlatmaya ve o kadar aslında farkında ki kendisine ne kadar iyi bir arkadaş olduğunu ve onu iyi arkadaş yapan şeyler ne diye. Sonra bana sordu.
Ben de gayet fitresiz bir şekilde anlattım. Kendimi iyi değerlendirebildim çünkü yargılanmadığımı hissettim. Demem o ki, bence bu egzersizi kendi çevremizden, güvendiğimiz insanlarla, güvendiğimiz zihinlerle beraber yapmak da kıymetli. Ben de şeker olarak bunu koyayım. Hadi ben bir tane daha ürün atıyorum içerisine.
Bu atmak istediğim bir diğer ürün de, kendinden başka kimin için yapıyorsun? Biz koçlukta deriz ya, ekolojik mi diye. Yani... Benim anlatacağım bu hikayeden benim dışımda kim faydalanır? Ya ben nasıl daha iyi bir arkadaş olduğumu anlattığım zaman...
Aslında sahiplendiğim zaman... ...arkadaşım Emine mi bundan daha fazla nasiplenir? Arkadaşım Genco mu bundan daha fazla nasiplenir? İş arkadaşlarım mı bundan daha fazla nasiplenir? Ya belki de kendime daha iyi bir arkadaş olmak.
Bu da çok önemlidir ya. Yani kendine de arkadaş olursun. Kim nasiplenir? Yani benden başka bu işten kim nasiplenir sorusunu... ...kendinize sorduğunuz zaman ve ben bunu kimin için yapıyorum dediğiniz zaman...
cevabınız kendinizden başka insanları da veya kendinizden başka konuları da kapsıyorsa, iklim krizi konusu sizin içinizi yiyip bitiriyorsa konuş arkadaşım iklim krizi üzerine. Anlat, paylaş. Okuduklarını, izlediklerini, yaşadıklarını anlat. Kendinin dışında anlattığın konular. Dolayısıyla ben de Genco'dan son ingredient da bu olsun.
Güzel bir malzeme koydun. Ben ona ilgili şöyle bir şey söylemek istiyorum sadece kapatmadan. Biz, sen, ben, bizim gibi düşünen insanlar şeye hep bakıyor. Yani ben bunu yapıyorum ama bunun bütün ne, faydası ne? Biraz daha kendinden büyük düşünen.
Ve bunun ekolojiye katkısı ne? Koçlukta zaten bizim sorduğumuz şey ya. Ben bir keresinde koçluk verirken bir danışanım bana şöyle dedi. Benim için bu önemli değil Emine dedi. Benim için bunun bütün katkısının ne olup olmamasının hiçbir önemi yok.
Çünkü ben eğer kendime iyi bakarsam, kendi çevremde şu kadar olumlu bir alan yaratırsam, bu dedi, kelebek etkisiydi, ben A kişisine olumlu bir etki bırakırım, A kişisi gider B kişisine, o gider ona, bu şekilde yapabilirim ve benim aslında önem verdiğim şey bu. Bir şeyi yaparken ben kendi iyiliğimi düşünüyorum. Çünkü biliyorum ki onun ekstra faydası diğerlerine de olacak. Yani bunu nasıl bütününe daha fazla katkı sağlarım diye yapmıyorum demişti ve bana o kadar iyi geldi ki bu. Vay be dedim.
Gerçekten bu da farklı bir bakış açısı. O yüzden bunu da söylemek istedim. Bu da baktığınız bir nokta olabilir. İlla her şeyde ben de bütününe katkı sağlayayım, ben de dünyayı kurtarayım gibi yapmamıza da gerek yok aslında. Katılıyorum, katılmıyorum.
İki alan. Bir, biz koçlar, sevgili müşterilerimiz, gözünüzün içine bakarak size söylüyorum, sizlerden çok şey öğreniyoruz, sizlerden çok besleniyoruz. Canım benim, danışan de, danışan de, danışan de.
biz koçlar olarak siz danışanlarımızdan inanılmaz besleniyoruz. Gözünüzün içine bakarak söylüyorum. Çünkü bu hikayelerinizi dinlemek bize inanılmaz kapılar açıyor. İşte katılıyorum ve katılmıyorum dediğim nokta da şu. Bütün katkısına düşünmüyorum, kendi iyiliğimle başlıyorum diyen danışanının örneğinde bile.
Ne kadar güzel biliyor musun? Çünkü diyor ki ben zaten O etkiyi bıraktım dünyaya. Ben sadece onun kime ulaşacağı konusundaki tereddütleri bıraktım. O dünyayı ben kendim iyiysem bu da diğerlerine, bu da bütüne olumlu bir etki sağlayacağını ben zaten biliyorum diyor. Bu da bence inanılmaz güzel bir bilgelik.
Çok farklı bir bilgelik seviyesi. Danışanlarımız sizi seviyoruz. Teşekkür ederim genco. O zaman şöyle yavaştan toparlayalım mı? Ne yapalım?
Teşekkürler. Yani demem o ki evet mütevazi olmak çok güzel bir şey. Tabii ki kendimizi her yerde ortalara atıp altı dolu olmayan bir şekilde kendimizi ön plana atmayalım. Ama aynı zamanda da sahip olduklarımızı, başardıklarımızı, iyi yaptığımız şeyleri, güzel özelliklerimizi söylemekten, bunlara sahip çıkmaktan da çekinmeyelim. Çünkü bunlara sahip çıkmamak bizi ileri götürmüyor.
Bizi daha iyi bir insan yapmıyor. Bizi daha başarılı bir insan da yapmıyor. Aslında bizi bir tık daha geriye atıyor. Çünkü maalesef ki, maalesef diyorum Genco, şu an içinde yaşadığımız dünya pakete daha çok bakıyor. Paket ne kadar iyiyse, kendini ne kadar daha iyi pazarlıyorsa, ne kadar daha kendini göz önüne atıyorsa ona bakıyor.
Yani sen de görüyorsundur. Her meslekte görüyorsundur bunu. Her sektörde görüyorsundur. Bakıyorsun, belli bir noktaya gelmiş. Kesinlikle vardır farklı meziyetleri.
En azından network'ü vardır. Genelde böyle oluyor zaten. Ama kualifikasyonlarına baktığın zaman şeyi sorguluyorsun. Nasıl? Neden?
İşte buna baktığın zaman insanlar neler neler yapıyor, ben daha iyiyim ama neden ondan daha gerideyim diye buna hayıflanmak yerine ya da işte o da kendini iyi pazarladı demek yerine çok ufak bir şeye kendi başarılarına sahip çıkmak da bunlardan bir tanesi benim gözlemlediğim bu. Yine aynı sayfadayız. Zaten seninle benim konularımız bitmez. Sen konuştukça alt detaya girecek bir konu geliyor aklıma. Ama inşallah bu bölümü viral yaparsınız.
Biz Emine ile tekrar bölümler çekeriz. Oralarda da konuşuruz. Ama şu arkadaşlar... Bazı durumlar ve olaylar var ki... ...mütevazi...
...olmanız ayağınıza takılıyor. Bu... ...mülakatlar. Yani bir mülakat... ...mütevazi olunacak yer...
...değil. Orada zaten... ...kendinize anlatmanız bekleniyor. Bir performans görüşmesi iş yerinizde. Mütevazi olacağınız yer değil.
Ya yöneticim zaten görmüştür diyorsunuz ya. Bak ben o yöneticiydim. Ben onlarca kişi yönetiyorum ve son altı aya geri baktığım zaman senin o yaşadığın ve senin o çok gurur duyduğun örneği ben hatırlamıyorum. Orada o senin görevin. O örneği bana getirmek, bana anlatmak bu böbürlenmek değil.
Bunun arasında işte biz bugün Emine ile anlatmaya çalıştığımız konu bu. Tevazunun karşıtı böbürlenmek değil. mütevazi olup aynı zamanda kendi değerinize sahip çıkabilirsiniz. Muhteşem bir şekilde kapattın. Üzerine daha söyleyecek tek kelimem yok.
Çok teşekkür ederim vaktini ayırdığın için. Zaten benim dinleyicilerim artık seni tanıyor düzenli dinleyicilerim diyeyim. Çünkü ben bölümlerde senden bahsediyorum. Hatta seninle bu reframing yani yeniden çerçeveleme üzerine konuşmuştuk ya ben onun üzerine bir bölüm de çekmiştim. Dileyenler oraya da bakabilir.
Tekrar teşekkür ediyorum. Vaktini ayırdığın için, bu güzel tecrübelerini, güzel yüzünü, güzel sesini bizimle paylaştığın için. ve umarım dinleyenler de keyif almıştır diyorum. Eğer ki kariyer koçluğu anlamında da bir desteğe ihtiyacınız varsa sadece kariyer değiştirmek olmaz bu, olur da sektör değiştirmek de olur, mevcut iş yerinizde ilişki yönetimi de olur, kademe atlamak da olur, hepsi olabilir ya da özellikle de satış fonksiyonları içerisindeyseniz Genco'ya da her zaman ulaşabilirsiniz diyelim. Çok teşekkür ediyorum davetin için.
Benim için inanılmaz keyifli bir sohbetti. Online ve offline bir sonraki sohbetimizde görüşmek üzere. Görüşürüz.
Gelişigüzel Hayaller’in bu bölümünde, psikoloji, felsefe ve iş dünyası temalarının kesiştiği “Fazla mı Mütevaziyiz?” başlıklı konu masaya yatırılıyor. Podcastin yaratıcısı Emine Yeşilçimen, konuk olarak liderlik eğitmeni ve koç Genco Orkun Genç’i ağırlıyor. Ana odak; “Mütevazi olmak bize ne kazandırıyor, nelerden alıkoyuyor?” sorusu etrafında dönüyor. Kişisel ve kültürel örneklerle özellikle iş ortamında ve toplumsal rollerde tevazu, başarı sahiplenme ve kendini ifade etme arasındaki ince çizgi sorgulanıyor. Kadın ve erkeklere atfedilen toplumsal beklentiler, başarılı insanların hikâyelerini anlatmaktan doğan faydalar, self-promotion (kendini öne çıkarmak) ile idea-promotion (fikir paylaşımı) ayrımı gibi kavramlar canlı, samimi bir sohbetle irdelemeden geçiriliyor.
Timestamps: [02:00] – [04:07]
Emine: Türkiye’de “mütevazi ol, sakın kendini övme” kültürünün etkilerinden söz ediyor ve bunun kariyerde yol açabileceği blokajlara işaret ediyor.
“Bir şeyi ben yaptım, ben bu konuda iyiyim, ben bunu başardım diyebilmekle kendini övmek arasındaki farkı biz çok fazla bilmiyormuşuz.” (02:10)
Genco: Atasözlerinin, özellikle “Dolubaşak eğik durur” düşüncesinin çocuklukta işlenen tevazu kavramını anlatıyor ve bunun yurt dışı iş tecrübesiyle törpülendiğini belirtiyor.
“Fazla tevazu, vasattan nasihat dinletir. 20 senelik tecrübemin özeti bu oldu." (03:48)
Timestamps: [04:12] – [06:45]
Genco: Ödül ve unvanların çoğu zaman parayla alınabildiği örneğinden yola çıkarak, salt başarıyı değil, anlatış şeklinin de önemli olduğunu söylüyor.
“Self-promotion kısmı benim çok hayran olduğum bir konu değil… çünkü bunun diğer tarafında aslında idea promotion var. Ve bu alanda aslında mütevazi olunmaması gerektiğini savunuyorum.” (06:01)
Bilgiyi, deneyimi paylaşmadaki mütevaziliğin bencilliğe dönüşebileceği vurgusu:
“Eğer senin, benim çalışma hayatında kan, ter ve gözyaşı dökerek edindiğimiz çok değerli dersleri kendimize saklarsak mütevazi değil aksine bencil oluruz.” (06:12)
Timestamps: [06:56] – [14:55]
Emine: İngiltere’de kendini öne çıkarmanın hızlı yükselişte bir kriter olduğunu ve toplumda “biz” dilinin “ben” diline göre daha az prim yaptığını kendi mülakat örneğiyle anlatıyor.
"Sen biz şöyle yaptık, takımla beraber yaptık diye anlattın ama ben sen orada ‘biz’ derken senin bireysel katkını anlayamadım. Orada senden ‘benim bireysel katkım şuydu’ demeni beklerdim.” (09:33)
Genco: Özellikle kadınlarda mütevazılığın daha baskın olduğuna dikkat çekiyor:
"Kadın adaylar on yaptıklarını birini seçiyor. O birini de ‘ekiple yaptık’ diye anlatıyor... Bu da maalesef kariyerlerin ilerlemesinde etkisi var.” (12:05)
Emine: Kadınlarda tevazu eğiliminin hem yetiştirilişten hem de toplumsal yargı baskısından kaynaklandığını anlatıyor.
“Kadınlar çok daha mütevazı, ama toplum kadınlara biraz daha bunu ittiriyor... Kendini öven kadınlara bak ya ne kendini övdü denilebiliyor.” (12:50)
Timestamps: [14:55] – [16:31]
“Bana kimse şeyi anlatmadı. Kendini övmekle başarılarını sahiplenmek arasındaki farkı bana kimse anlatmadı... Benim istediğim, buradan dinleyenlerin çıkarmasını istediğim şey bu.” (15:14–18:28)
Timestamps: [19:42] – [23:56]
Genco: Başarılı insanların hikâyelerinin duyulmasından duyduğu motivasyonu anlatıyor:
“Bir deneyimi yaşamış, o ateşin içinden geçmiş insanların deneyimleri bizim için önemli.” (20:00)
Emine: “Gelişigüzel Hayaller” podcastinin temel amacının başarıları sahiplenmekten öte, bilinmeyen öyküleri duyurmak ve insanlara “ben de yapabilirim” hissi aşılamak olduğunu vurguluyor.
Timestamps: [27:15] – [29:30]
“Herkese göstersin istemiyorum algoritma benim içeriklerimi... Düzgün geri bildirim vereceksen çok okeyim ama kendi dünyasından anlayan insanlara da çok saygı gösteremiyorum. Bu konuda da mütevazi olamıyorum.” (29:00)
Mülakatlarda "ben" demenin önemi:
"Ben burada senin bu işi beraber yaptığın takımı işe almıyorum. Ben şu an seni işe almak için düşünüyorum… Bu takımda senin rolün neydi? Bana bunu anlatır mısın?" — Genco, 10:37
Kadınların mütevaziliğe zorlanması üzerine:
“Bunu yapan yorumların, bu yorumları yapanların hepsi erkekti... Kadın ben bir konuda iyiyim dediğinde, bazı erkek kitlede büyük bir eksinti veya iriti oluşturuyor.” — Emine, 14:07
Mütevazilik formülü hazırlarken:
“Gelin bu keki beraber yapalım. Ununu, şekerini, yumurtasını birlikte atalım.” — Emine, 29:30
Samimiyetin altı çiziliyor:
“Olduğundan fazlasını da anlatmamak. Ama samimiyet, samimi bir şekilde ne yaşadım?” — Genco, 30:11
Arkadaşla karşılıklı iyilikleri anlatma egzersizi:
“Biz bir arkadaşımla, Meltem’le, ‘Seni iyi bir arkadaş yapan şeyler ne?’ diye birbirimize sorduk. Başladı anlatmaya, çünkü kendini övme gibi görmedi...” — Emine, 31:18
Kültürel olarak aşırı tevazunun, başarı sahiplenme ile karıştırıldığı vurgulanıyor. Özellikle iş dünyasında kendini övmeden başarılarını ifade edebilmek önemli bir beceri.
Kadınların toplumsal cinsiyet kodları sebebiyle başarılarını sahiplenmekte daha büyük çekince yaşadığı defalarca örneklerle açıklanıyor.
Tevazunun bencilliğe dönüşebileceği noktalar: Eğer önemli deneyimler ve faydalı bilgiler paylaşılmazsa, bu topluma katkıyı engelliyor.
Temsiliyetin, başkalarına ilham ve cesaret verdiği belirtiliyor ve başarı hikâyelerinin anlatılması toplumsal bir sorumluluk olarak sunuluyor.
Kısa formlu içeriklerin yanlış anlaşılmalara açık olması, derin paylaşım isteyen konular için uzun biçimli (ör. podcast) içeriklerin daha uygun olduğu savunuluyor.
Timestamps: [29:50] – [35:48]
Çok mütevazi olmak, iş görüşmelerinde ve performans değerlendirmelerinde kendinize engel çıkartabilir. O anlarda katkınızı, rolünüzü net bir şekilde ifade edin.
“Mülakatlar mütevazi olunacak yer değil... Kendinizi anlatmanız bekleniyor.” (37:41)
Başarınızı sahiplenmekten çekinmeyin ancak bunu böbürlenmeden, samimi bir dille yapmanız önemli.
Kendi başarılarınızı yazıya dökerek pratik yapın; güvenli bir arkadaş ortamında yüksek yönlerinizi paylaşın.
Deneyimlerinizi anlatmak, hem sizi hem başkalarını besler; tecrübe paylaşımı bir tür toplumsal sorumluluktur.
Gelişigüzel Hayaller’in bu bölümü, iş ve özel yaşantıda gerçek başarı öykülerinin samimi dille sahiplenilmesi ile mütevazilik arasındaki “ince çizgiyi” anlaşılır, sıcak ve karşılıklı tecrübe paylaşımıyla anlatıyor. Bölüm; gerek kişisel gelişim gerekse kariyer planlaması yapanlar için, “kendini anlatmanın” ve “değerini masaya koymanın” yolunu bilmek konusunda zihin açıcı, ilham verici ve pratik önerilerle dolu.
“Tevazunun karşıtı böbürlenmek değil. Mütevazı olup aynı zamanda kendi değerinize sahip çıkabilirsiniz.” — Genco, 38:21