Loading summary
A
Size bir soru sormak istiyorum ama gerçekten üzerine düşünüp öyle cevap verin olur mu? En son ne zaman tamamen içinizden geldiği gibi davrandınız? eleştirin ve yargılanma korkusu olmadan, koskoca kadınım, koskoca adamım, şimdi yanlış anlaşılmasın millet ne der diye düşünmeden. Ben insanların ne düşündüğünü umursamıyorum demeyin. Çünkü ne kadar umursamadığınızı sansanız da şöyle bir dikkatlice baktığınızda bilinçaltında, derinlerde bir yerde birçok konuda engelinizin bu olduğunu görebilirsiniz.
Herkese merhaba arkadaşlar. Ben Emine. Gelişi güzel hayallere hoş geldiniz. Bugün çok sevdiğim bir konuyu ele alıyoruz. Hem psikolojik arka planı oldukça zengin, hem de Türkçe'de ilginç bir şekilde tam karşılığı olmayan bir kavram kendisi.
Playfulness. Türkçeye böyle oyunçallık, oyunbazlık diye çevirebiliriz ama tam oturmuyor. Bir şeyler tam olmuyor. O yüzden ben bugün playfulness olarak kullanmaya devam edeceğim bölüm boyunca. Zaten bu konuda aklıma beyimin bana sürekli benim ilişkimizde en sevdiğim şey birbirimizle ne kadar playful olduğumuz demesinden geldi.
Kendisi İngiliz. O yüzden ben de araştırmalarımın yanında çevremde ana dili İngilizce olan arkadaşlarıma bu kavramı hiçbir Bilmeyen birine nasıl anlatırsınız diye sordum. Bazen arkadaşlarıma cidden Oxford Sözlüğü muamelesi yapıyorum ama yapacak bir şey yok. Onlar da bunu bile isteyebilirim arkadaşlar. Evet şimdi sadete gelelim.
Önce onların ne dediğini paylaşacağım. Ondan sonra bilimsel arka planına değineceğim arkadaşlar. Bir arkadaşım dedi ki içindeki çocuğa sahip çıkmak ve yeri geldiğinde dışarı çıkmasına izin vermek. Bir diğeri hayatı çok da ciddiye almamak dedi. En çok hoşuma giden cevaplardan biri de şu oldu.
Yargılanma korkusu olmadan kendin olabilmek. Otantik halini dışa vurabilmek. Ama genel olarak içimizdeki çocuksu yanımızı, çocuksu neşemizi dışarıya vurmak gibi yorumlar geldi. Bu yargılanma korkusu olmadan kendin olabilmek diyen arkadaşım hatta cevap vermeden önce şöyle bir şey de sordu. İlişkilerde mi?
Playfulness'tan bahsediyorsun yoksa hayatta mı? Ben de her ikisini de verdiğince ilişkiler için şöyle bir örnek verdi. Diyelim ki partnerim çok hoşuma gitmeyecek bir şey yaptı ya da söyledi, ona büyük bir tepki vermek yerine daha hafif bir tondan, şakayla, pasif-agresif demiyorum ama, gereksiz ciddiyete girmeden, olayı büyütmeden, oyunbaz bir şekilde cevap vermek. ki sadece hayata karşı tutumumuzda değil de özellikle ilişkilerde playful yani oyunbaz olmanın bir ilişki üzerinde ne kadar pozitif etkisi olduğuna dair bayağı bir bilimsel araştırma var. Hepsinden bahsedeceğim tabii ki.
Hazırsanız başlayalım. Ama başlarken şunun altını çizmek isterim. Playfulness eğlence değil, eğlence bir sonuç. Playfulness bir tutum arkadaşlar. Araştırırken en çok içimesinden açıklama Arjantinli feminist filozof Maria Lugonesink'e oldu.
Der ki, playfulness aptal yerine düşmeye açık olmak, yetkin görünme kaygısı taşımamak, kendini önemli görmemek, kuralları kutsal saymamak, en çok bunu sevdim, bir de belirsizliği bir tehdit olarak değil de sürpriz fırsatı olarak görmek. Aslında bu konu üzerine onlarca yıl yazan biri daha var, kendisi aynı zamanda yetişkinler için oyun dizayn eden bir kişi, Bernard Decavune. O da diyor ki, Playfulness'ı kapsamlı bir şekilde tanımlayamayacağımı düşünmeye başladım çünkü çok çeşitli, çok kişiye özgü, çok derin kendini bir tanımın içine sığdırmayı kabul etmiyor. Yani kavramın kendisi bile playful diyebilir miyiz? Bence bir kalıba sığmak istemiyor diye anladım.
Bu konuda çok daha fazla okumak isterseniz eğer Coven'ın Well Played diye bir kitabı var. Bu kavramı orada detaylı bir şekilde ele alıyor zaten. Merak edenler için Instagram'a da eklerim. Ama Emine illa bize bilimsel bir terimle gel buna psikolojide ne demişler derseniz ona da şöyle derim. Bir şeyle, bir fikirle, bir problemle, bir durumla ya da insanla açık bir merakla, hafiflikle, sonuçtan bağımsız olarak sürecin kendisini değerli bularak ilişki kurmakmış.
Benim kendi tarifim de hayatla flört edebilmek. İçindeki zıpırı dışarı çıkarabilmek. Ben böyle tarif ediyorum Playfunus'u. Hatta şöyle açayım bunu da. Mesela sabah evden çıkarken kuşlar böyle bıcır bıcır ötüyor ya, ben de günaydın diye cevap veriyorum.
Yani bu tarz şeyler biraz daha hayatla çevremizde oyunbaz olabilmek. Hatta şöyle bir şey de söyleyeyim. Geçen haftalarda bozulduğunu sandığım hard diskimi bir laptopa takayım bakayım ne olacak dedim. Taktım ve çalıştı ve içinden öyle videolar çıktı ki arkadaşlar güzel örnek olabilir diye paylaşıyorum şimdi. Bir video şöyle, kankim ve ben bir şekilde çocuk parkındayız.
Nedenini sormayın ben de bilmiyorum. 30 yaşında koca koca kadınlar Tatravalli'de hunharca eğleniyor. Ama nasıl biliyor musunuz? Çığlık çığlık. Diğer video, Atina'dayım.
Yine bir parktayız. Böyle bir yayın üzerine tahta silindir koymuşlar zıplamalık. Ben tabii ki oradayım ve inanılmaz eğleniyorum zıplaya zıplaya. Arkadaşım da eğlenmiş olmalı ki videomu çekmiş. Yaş 26, şu an 36 yaşındayım ama eminim burada o silindiri görsem yine üstüne çıkar tepinleri zıplarım.
Bir diğeri de Dublin'de soğuk bir kış akşamı. Böyle herhalde kapalı havalardan çıldırmışız ya da baymışız bilmiyorum. Yine kankitonda deliler gibi dans edip şarkı söylüyoruz ama o kadar eğleniyoruz ki bunu yaparken. Böyle zibilyon tane ağaç tepesinde olan fotoğraflarımı saymıyorum bile ki her gördüğüm eriye hala daha dalarım. O ayrı.
Yani böyle ufak ama canlılık, eğlence katan şeylerden bahsediyorum. Almanya'daki Martin Luther Üniversitesi'nde psikolog Rene Preyer'ın yıllardır Playfulness üzerine çalışmaları var ve kendisi de şunu söylüyor. Oyunsallık tek bir şey değil, dört farklı tipi var. Birincisi, Other Directed Playfulness, yani başkalarına dönük oyunsallık. İnsanlarla arını hafifletmek, tanıdık olmayan biriyle şakalaşmak, bir arkadaşına takılmak, eşinizle aranızda gelişen o özel dil, sadece sizin anladığınız bir kelime, bir lakab.
İkincisi, Light Hearted Playfulness, yani hayata hafiflik perspektivinden bakmak. Bu çok ciddi değil diyebilmek, plana fazla bağlanmamak, hayatın absürtlüğünü görüp gülüp geçmek. Üçüncüsü, intellectual playfulness yani entelektüel oyunsallık. Kelimelerle oynamak, bir problemle yaratıcı bir şekilde boğuşmak, bir fikrin sınırlarını zorlayıp ne olur diye bakmak, etrafında dolaşmak. Dördüncüsü de whimsical playfulness.
yani grip eksantrik playfulness. Hayatın olağan dışı yanlarına ilgi duymak, sıra dışı şeylere bakmak, onlarla ilgilenmek gibi gibi. Proyer bu playfulness kavramını sadece dörde bölmemiş, bir de 2019 yılında 200'den fazla çifte bir çalışma yapmış. Şunu bulmaya çalışıyor, hangi tip playfulness ilişkide en çok fark yaratıyor? Hangi tip playfulness ilişkiyi en çok besliyor?
Sonuçta şöyle, Other Directed Playfulness dediğimiz yani birlikte oynayabilme, birbirini hafifletebilme kapasitesi çiftlerde en güçlü iyilik göstergesiymiş. Bu tipte yüksek puan alan çiftler, partnerini daha çok takdir eden çiftlermiş. Aynı zamanda daha tatmin edici bir cinsel hayatı olduğunu bildiren çiftler de buradaymış. Ve ilişkilerinin geleceği hakkında daha optimistik olan çiftler de yine bu kategoride. Yani birbiriyle oynayabilen çiftler.
Benim çok severek takip ettiğim kaynaklardan biri de Berkeley Greater Good Science Center. Berkeley Üniversitesi'nin bir uzantısı. Positif Psikoloji alanında yapılan çalışmaları paylaştıkları bir web sitesi. Eğer bu tarz şeylere ilginiz varsa kesinlikle bakın derim. Oradaki makalelerden bir tanesinde de şöyle bir şey vardı.
Yani hem birlikte gülen, hem birbirleriyle dalga geçebilen, hem de kendi aralarında özel şakaları olan çiftler daha mutlu, daha yakın ve daha tatmin oluyormuş ilişkiden. Ve şöyle bir gözlem de vardı. Aslında Playfulness ilişkide bir şeyi mümkün kılıyor. Ciddi olmadığı için ciddi şeyleri konuşabilmek daha kolay oluyor. Nasıl yani emini diyebilirsiniz.
Ben şöyle yorumladım. İlişkide bir gerginlik olduğunda bazen insan onu doğrudan konuşmaktan çekiniyor ya çünkü ağır geliyor. Yargılanma korkusu var, yanlış anlaşılma korkusu var. Ama biraz daha böyle oyunbaz bir tonda, flörtoz bir tonda bir şakayla, bir takılmayla aynı konu o kadar tehditkar olmaktan da çıkıyor. bölümün başında arkadaşımın verdiği örnekte de baya uyuşuyor aslında.
Bir de ciddiyet dışında evlilik terapisti William Batchelor'ın çok güzel bir cümlesi var. O da der ki, birlikte oynamak iki kişinin zihin ve ruhunun bilinmeyen sınırlarını keşfetmesidir. Yani Playful'ın sadece eğlence değil, inceden bir keşif aracı olarak da görülebilir. Hem hayatı keşfetmek hem de karşındaki insanı keşfetmek. Ama Berkeley çalışmaları da diyor ki, yaşımız büyüdükçe, yetişkinliğe adım attıkça biz bu oyunsağlığımızı kaybediyoruz.
Peki neden, ne oluyor da kaybediyoruz bu oyunsağlığımızı? Bence bu kişinin tecrübesinden, mizacından, hayatta karşılaştığı şeylerden içinde bulunduğu ortama kadar çok değişen bir şey. Ama şöyle bir genel çatı altında toparlamam gerekirse burada da gelişim psikoloğu Alison Gopnik'in yaklaşımına değinirim. O şöyle bir şeyle geliyor. High temperature search diye bir kavram var.
Yani çocuklar yetişkinlere göre daha geniş bir alanda dolaşıyor. Dünyaya dair tahminleri henüz oluşmamış olduğu için daha meraklı, daha zihinleri açık. Yetişkinler ise Low Temperature Search modunda. Yani biriktirdiğimiz bilgiyi, sahip olduğumuz alışkanlıkların ne işe yaradığını bildiğimiz yöntemleri kullanıyoruz. Çünkü hem verimli hem zamandan kazanıyoruz hem de risk almak istemiyoruz.
Biraz daha bunun altında topluyor Playfun's kısmını. Benzer çerçevede şöyle bir araştırma da var. Almanya ve Hawaii'de yetişkinlerin spor yaparken davranışlarını gözlemlemişler. Çoğu yetişkin spora bir görev olarak yaklaşıyor. Yakılacak kalori, koşulacak mesafe, geçirilecek süre gibi.
Eee ne diye yaklaşacaktık diyebilirsiniz tabi ama çocuklara baktığımızda yine aynı sahada daha keşif modunda olduğunu görüyorsunuz. Topla farklı şeyler deniyorlar, birbirine takılıyorlar, kuralları değiştiriyorlar vs. Peki benim sorum şu, bizi ne tutuyor bunu yapmaktan? Gerçekten bir yere böyle oyun oynamaya gittiğimizde bizi orada böyle zıpırlık yapmaktan ne tutuyor? Muhtemelen herkesin farklı bir yaklaşımı, farklı bir cevabı vardır.
O yüzden bu soruyu da sizi baş başa bırakıyorum. Bir de bu konuda araştırma yaparken en çok dikkatimi çekenlerden biri de Amsterdam Üniversitesi'nden Julian Kiverstein ve Toronto Üniversitesi'nden Mark Miller'ın 2023'te Neuroscience of Consciousness dergisinde yayınladıkları makale oldu. Onlar da diyor ki, beynimiz bir tahmin makinesi gibi çalışır. Dünyaya dair sürekli tahminlerde bulunur ve bir şey o tahminimizden saptığı zaman yani belirsizlik olduğu zaman beynimiz ister istemez bir hata sinyali veriyor ve birçok insanı rahatsız ediyor bu durum değil mi belirsizlik ama playful insanlarda şöyle farklı bir şey var yüksek seviye ön belirti Yani bu insanlar bir şekilde şunu öğrenmiş ya da kodlamış zihnine, bazı güvenli bağlamlarda belirsizlik tölere edilebilir, hatta keşfedilebilir. Ve şöyle bir kavram tanımlıyorlar, consumable errors, Türkçe'ye sinirlebilir hatalar diye çevirmek yanlış olmasın.
Ne çok karmaşık olan ne de çok basit olan tam da doğru seviyede bir belirsizlik aslında insanın öğrenmeye, gelişmeye ve büyümesine izin veren bir belirsizlikmiş. Bunu da çocuk gelişimi alanındaki çalışmalarıyla bilinen Rus psikolog Vygotsky'nin yakınsal gelişim alanı kavramına bağlıyorlar çünkü çocuklar tam da o sınırda öğreniyorlarmış. Şu an yapabildiklerinin bir tık daha ötesinde ve benzer bir şekilde oyunvaz bir yetişkinde aynı yerde duruyor. Ne çok güvende olduğu yerde ne de tamamen kaybolduğu yerde daha yaratıcı ve daha fazla büyüyen, daha fazla gelişen bir bireye dönüşüyor. Sizi bilmiyorum ama ben şöyle bir geriye dönüp kendi hayatıma baktığımda bana çok mantıklı geldi.
Ben katıldım. Bir de bu konunun Onun için en önemli taraflarından biri şu Playfulness kavramının öz hakiki farkındalıkla olan yakın ilişkisi. Bu az önce bahsettiğim makalede diyorlar ki Playfulness Mindfulness'la yani bilinçli farkındalıkla çok yakından akraba. Çünkü ikisi de aynı şeyi yapıyor. Tepkilerimizi otomatik pilottan çıkarıyor.
Bir korku, bir hayal kırıklığı, bir gerginlik olduğunda biz eğer Playful değilsek bu duygular doğrudan davranışımızı yönlendirebiliyor. Refleks gibi düşünün. Ama biraz daha böyle oyunsallığı yüksek olan insanlar o duygularını gözlemleyebiliyorlar. Aynı mindfulness da yaptığımız gibi. O duygu ile gelen ani davranışın arasına bir mesafe koyabiliyor ve o mesafe vereceği tepki konusunda seçeneklerinin önünü açıyor.
Çünkü ikisi de tamamen anın içinde ya, zihnin başka yerde değil, zihnin meşgul değil. Ve kendi tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim. Hayata bir hafiflik katmadığımız zaman, birazcık hayatla flört etmediğimiz zaman, kendimize tabiri caizse bir oyun alanı yaratmadığımızda dünya çok ağırlaşıyor arkadaşlar. Yani özellikle şu an içinde bulunduğumuz politik ve ekonomik konjonktürü düşünürsek. Bu tutumun dünyanın, hayatın ağırlığını üzerimizden alma konusunda bize destek olabileceğini düşünüyorum.
Tahmin edersiniz ki bu haftanın sorusu da şu. En son ne zaman playfulness'ı hayatınıza dahil ettiniz? Biraz daha böyle oyunbaz oldunuz, flirters oldunuz. Günlük hayatınız olur, ilişkileriniz olur, arkadaşlıklarınız olur, aile ilişkileriniz olur. Her neyse aklınıza ilk ne geliyorsa.
Evet, bugünlük benden bu kadar arkadaşlar. Bir bölümün daha sonuna geldik. Eğer bu bölümü dinlerken, sanırım benim hayatımda eksik olan şey bu dediyseniz, hayatı bir tık daha böyle hafifleştirmek, ne istediğinizi bulmak, kendinizle bağlantı kurmak konusunda profesyonel bir destekle çalışmak istiyorsanız emineyesitmen.com slash coaching adresinden bana ulaşabilirsiniz. Açıklamalarda da var. Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Host: Emine
Date: May 18, 2026
Bu bölümde Emine, “playfulness” kavramını ele alıyor: İçimizdeki çocuğu ortaya çıkarmak, yaşamın ve ilişkilerin içinde daha esnek, hafif ve yaratıcı bir şekilde var olabilmek. Podcast, kavramın Türkçede karşılığının tam olmadığından, hem bilimsel hem kişisel boyutlarıyla playfulness’ı tartışıyor ve bunun psikoloji, ilişkiler ve günlük yaşam üzerindeki olumlu etkilerini derinlemesine inceliyor.
| Zaman | İçerik | |----------|------------------------------------------------------------------| | 00:00 | “Ne zaman içinizden geldiği gibi davrandınız?” sorusu | | 01:23 | Playfulness’ı İngiliz arkadaşlar nasıl tanımlıyor? | | 02:47 | Maria Lugones ve Bernard De Koven’in tanımları | | 04:13 | Kişisel örnekler, günlük hayat hikâyeleri | | 05:24 | Rene Proyer’in 4 playfulness tipi ve ilişkilerdeki etkisi | | 07:16 | Berkeley araştırmasından çiftlerle ilgili bulgular | | 08:21 | William Batchelor’dan özel bir tanım | | 08:49 | Yetişkinlerin oyunsallığı neden kaybettiği | | 10:18 | Beyin, belirsizlik ve “consumable errors” kavramı | | 11:54 | Playfulness ve mindfulness’ın ilişkisi | | 12:40 | Playfulness’ın zor zamanlarda nasıl destek olabileceği | | 13:13 | Haftanın sorusu: Hayatınıza en son ne zaman oyunbazlık kattınız? |
Bölümün özeti:
Playfulness, yani oyunsallık veya oyunbazlık; hayatı, ilişkileri ve kendimizi daha hafif, yaratıcı, özgür ve otantik bir şekilde yaşamanın anahtarlarından biri. Büyüdükçe kaybettiğimiz bu özellik, sadece eğlenmenin değil; gelişmenin, keşfetmenin, daha iyi ilişkiler kurmanın da yolu. Playfulness ve mindfulness arasındaki bağlantı, otomatik tepkilerden özgürleşme ve anın tadını çıkarabilme yetisi ile ilgili. Podcast bölümü, herkesin hayatına biraz daha oyunbazlık ve hafiflik katma çağrısı ile bitiyor.
Daha fazla bilgi ve takip için: