Loading summary
A
İnsanı anlamak, tarif etmek, yorumlamak güç. Bazen psikolojisiyle şekilleniyor, bazen biyolojisiyle. Kimi zaman genetik özellikleri, kimi zamansa kültürel kodlarıyla. En ortak özelliklerimizden biri de tembelliğe programlı zihnimiz. Mümkün olan en kısa zamanda, mümkün olan en az enerjiyle, mümkün olan en büyük faydaya ulaşmaya çalışıyoruz.
Bu yüzden ayrıntılarla uğraşmaktansa genellemeler peşinde koşuyoruz. Hayali kavramlar, sınıflar, gruplar yaratıp mümkün olan her şeyi onlardan birine sığdırmak istiyoruz. Binbir çeşidine binbir örnek vermek mümkünse de bu bölümün gerekçesini oluşturması adına en genel, en evrensel ve en kadim olanını analım. Kadınlar ve erkekler elbette doğal uyumsuz yaratılmış tek canlı türü olarak insan 800 kuşak boyunca mağara kovuklarında ve kuytularda yaşamış. Kendinden çok daha güçlü canlılarla benzeri zorlu çevre koşulları sebebiyle hemen her şeyi bedensel üstünlüklerin ve el becerilerinin belirlediği uzun bir süreçten geçmiş.
Neredeyse iki yüz yıldır gerçek anlamı zihinsel kabiliyetlerimiz, insani erdemlerimiz ve sosyal becerilerimiz tanımlıyor. Fakat ne ilginçtir ki kadın ve erkek klişelerimiz, toplumdaki yerimiz ve rol dağılımlarımız bu değişimden neredeyse hiç etkilenmeden kireç tutmayı başardı. Sanayi toplumundan başlayan eşitlikçi topluma dayalı ve üretkenliğe katkısıyla karşılık alan değerler seti hemen ardından bilişim ve yapay zeka çağına sıçramış olsa da bu dünya hala kuralları, standartları, değer yargıları ve kültürel kodlarıyla tam bir erkek dünyası. Soyut bir kavram olmasın diye meşhur bir örneği vererek ne demek istediğimi pekiştirmeye çalışayım. Araçlarımızın en standart bileşenlerinden emniyet kemerinin geliştirilme çalışmalarında hep ortalama erkek bedeni baz alınmış.
Çarpma testlerinde de benzer şekilde sadece erkek mankenler kullanılmış. Dolayısıyla tüm iyileştirmeler erkek odaklı gerçekleşmiş. Ve bu yüzden, işte sırf bu yüzden, trafik kazalarında kadınların yaralanma ve ölme oranı onlarca yıl boyu erkeklere kıyasla %17 daha fazla olmuş. Bunun hem yanlış hem de toplumun en iyi ihtimalle yarısını dışlayan bir yaklaşım olduğu ancak 2000'li yıllarda anlaşılmış. İnanabiliyor musunuz buna?
2000'li yıllar. İşte böyle irili ufaklı binlerce örnek ve gerekçeden ötürü dünya erkekler günü diye bir şey yok. Bakarsınız ileride durum değişir bilmiyorum ama o zamana dek içinde bulunduğumuz haftanın da hepimize verdiği yetki ve sorumlulukla kadınlar çerçevesine bakmak istedim. Addini Aşan Yaşam Rehberi'nin 99. bölümünde kadın ve erkek ayrımının en soluklaştığı beyaz yaka dünyasından, kadınların en görünür ve hakim olduğu finans sektöründen konuğum Ebru Taşçı Firuzba ile mevcut durumu, güncel çalışmaları ve geleceğin fırsatlarını ele alacağız.
Ebru Hanım hoş geldiniz. Hoş bulduk, çok teşekkür ederim. Çok teşekkürler, çok sağ olun. Ve her zaman olduğu gibi Ebru Hanım'a geçmeden uzun uzun sohbet edeceğiz bu konuları ama her zamanki şu sözümüzü bir aktaralım. Neyden söz edeceğiz?
Nelerden bahsedeceğiz? Ne kast edeceğiz? Daha doğrusu bir başka açısıyla. Toplumsal belleğimizde, hafızamızda onlar nasıl yer etmiş? Sözlüklere nasıl geçmiş?
Ona bakalım. Sadece iki kavrama bakacağım. Lafı fazla uzatmamak için. Kadın ve cinsiyet. Hangisinden başlayalım?
Cinsiyetten başlayalım. Cinsiyet tahmin edeceğiniz gibi. Arapça, cins kökünden geliyor. Tür demek, işte soy demek tahmin edeceğiniz üzere. Ama sözlük tanımında şöyle tanımlanmış, açıklanmış.
Bireye, bireye. Üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırttıran yaratılış özelliği. Böylesine basit, ham haliyle böyle. Kadın tabirine gelirse, kadın Öztürkçe aslında hatundan türemiş. Yani hatun, katun, o kadına nasıl dönüşmüş, onu hani barıncısı gibi cümlelerin, sözcüklerin dönüşümü çok enteresan.
Bazen hayal etmek zor oluyor. Bir başka... Kökü de, yani anlamı da, Hakan'ın, yani Han'ın, yani hanım da oradan geliyor, hanım. Han, Hakan, işte vesaire, serdar, lider. Onun eşi ya da kızı anlamında, kraliçe anlamında yani, bir başka tanımı ile kadın bu demek, kraliçe demek.
Türk Dil Kurumu sözcüğü ise daha alt kavramları belirginleştiriyor. Şöyle diyor, erişkin dişi insan... Hatun, hatun kişi, bayan, karı, nisa ve zen. Bunların hepsi dilimize yansımaları. İlginç tabii tanımlarında daha da belirginleşiyor.
Diyor ki, bu cinsten olup evlenmiş veya bir erkekle beraber olmuş kimse avrat demekmiş. Avrat da biliyorsunuz o eski Türkçeden gelen bir şey. Anılık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan kişi demekmiş. Aynı zamanda kadın. Birazdan bunun kökenine geleceğim.
Ve dördüncü ve son anlamında ise ev işlerinde çalışan bayan. Düşünebiliyor musunuz? Türk Dil Kurumu sözlüğünde böyle. Şimdi size kütüphanemden bu konuda çok başvurdum. Çok kıymet verdim.
İki kitabı paylaşacağım. Bölüm notlarına da ekliyorum. Temin etmeniz birinin kolay birinin o kadar değil. İlki Melek Özlem Sezer'in kor kitaptan çıkan ve 2010 yılında Halk Bilim Ödülü alan benim de dördüncü basımında tanıştığım Masallar ve Toplumsal Cinsiyet adlı kitabı. Çok güzel bir kitap ve başlığı aşağı yukarı her şeyi anlatıyor ama tahmin edeceğiniz üzere masallardaki kadın ve erkek rollerini işliyor.
Niye Pamuk Prenses? Niye Prens? Niye öper öpmez iyileşiyor? Pamuk Prenses'in başına neler geliyor? Hansel ve Gretel'de ne oluyor?
Hansel'e ne oluyor? Gretel'e ne oluyor? Neden hep üvey anne var? Niye hiç üvey baba yok? Gibi çok ilginç.
Şimdiye kadar belki hiç dikkatinizi çekmeyen ama... Bir fark ettiğinizde, hani bu Matrix'in sonunda kodların anlam ihtiva etmesi gibi, aa gerçekten diyeceğiniz bir kitap. İkincisi bir akademisyen kıymetli Firdevs Helvacıoğlu'nun ki kendisi hem sosyoloji hem de kadın araştırmaları alanındaki akademik faaliyetleriyle kulağınızda yer etmiş. olabilir. Firdevs Selmacıoğlu'nun kaynak yayınlarından ders kitaplarında cinsiyetçilik adlı esasında üniversite tezi 1928'de 1995 yılları arasında Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlığı'nın ders kitaplarında kızların ve oğlanların kadınların ve erkeklerin nasıl değiştiğini gösteriyor.
Bir üniversite akademik çalışma. Dolayısıyla internetten kesitlene ve sanıyorum tamamına da ulaşmanız mümkün. Fakat Firdevs Hanım'ın bu gençlik fotoğrafıyla da sizi tanıştırmış olayım. ...baskısı yok, nadir kitapta baktım yayına hazırlanırken 7,5 liraya bile buldum, muhteşem. Yani şöyle söyleyeyim, benim çok başvurduğum bir kitap da içinde böyle hani Cumhuriyet'in erken dönemlerinden...
Kesitler var. Çok güzel taramalar değil ama çok ibretlik. Yani şöyle söyleyeyim. Bin dokuz yüz yirmi sekizlerde erken cumhuriyette işte dizleri üstünde kalkmaya çalışan bir ülkenin medeniyete, beşeriyete bakan yüzünde kız ve erkek, kadın ve erkek, karı ve koca evin içerisinde, hayatın içerisinde eşit rollere sahip, hayatın içerisinde çocuğu yetiştirirken eşit sorumluluk ve rollerde. ve doksanlara giden yolda adım adım ufak ufak usul usul bir bakıyorsunuz ki kadın anne olmuş evinde oturmuş fasulye ayıklıyor erkek hayatın derdine düşmüş dünyayı kurtarıyor ve sonra işte bugünlere kadar geliyoruz yani birçok ayrıntıdan beslenen Çok büyük bir meseleye bakacağız.
Sorumluluğunuz büyük. Kolay gelsin şimdiden ama öncelikle bir sizi tanıyarak başlayalım. Ben ünvanınızdan, kurumunuzdan bahsetmedim. Eminim belirleyici de olacaktır. Bize bir öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
Tabii ki. Öncelikle çok teşekkürler. Bu kadar. Anlamlı bir konuda sizin kadar derin bir donanıma ve bilgiye sahip ki girişteki anlattıklarınız bile bence bu konunun etrafında çok çarpıcı ifadeler ve veriler ve öneriler vardı. Ben de kitapları not ediyorum.
Sağ olun. Çok kıymetli, teşekkür ediyorum. Ben Ebru Taşçı Firuzbay, Garanti BBVA, Yetenek ve Kültürden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısıyım. Aynı zamanda grup şirketlerinde belli sorumluluklarım var. Biraz sonra bahsedeceğiz.
Örav Öğretmen Akademisi Vakfı'nda yönetim kurulu başkanıyım. Ne güzel. Evet, onu da mutlaka sormak istiyorum. Yanılmadım değil mi? Finans, kadınların kendilerini çok var edebildiği sektörlerden biri.
Garanti BBVA da bir istisna değil herhalde. Nedir oran? Doğru. Yani bizde şu an toplam çalışanlarımızın yaklaşık yüzde elli dördü kadın çalışanlarımız var. Elli dördü.
Evet, finans sektörü o anlamda kadın istihdamının belli bazı sektörlere göre daha yüksek olduğu bir sektör. Ama bununla beraber, toplamın içindeki pay kadar farklı verilere de bakmakta fayda var bu noktada. Yani yönetimdeki kadın oranı nedir? Yönetsel rollere, üst yönetime çıktığımızda kadın oranı nedir? Ki Garanti BB veya da orada da gerçekten sistematik bir şekilde takip ettiğimiz bir durum olduğu için oraları da hani gönül rahatlığıyla değineceğim.
Şu an bizim üst yönetimimizin yüzde kırk dördü kadın. Yine yönetici kadrolarında yüzde kırkın üzerinde bir kadın oranımız var. Dolayısıyla toplam kadar... Çünkü sonuçta dünya nüfusuna baktığınızda kadın ve erkek eşit sayılarla geliyor. Türkiye nüfusuna baktığımızda da öyle.
Hatta kadın bir parça daha yukarıda şu an. Dolayısıyla havuz aslında eşit. O havuzdan bizim ne kadar... Hem toplumsal kalkınma, hem ekonomi, hem de farklı becerilerden faydalanmak adına ne kadar faydalandığımız, bizim başarımız diye bakıyorum. Ben de öyle bakıyorum, kurumum da öyle bakıyor.
Bu işin biraz bir yanı, diğer yanında havuzun bir kısmı daha derin, bir kısmı daha sığ, bir kısmına daha fazla yem atılıyor, bir kısmı biraz daha böyle mücadele içerisinde. Orada da işte fırsat eşitliği geliyor sanırım. Belki bu ayrıntılara gireceğiz ama son dönemde tabii böyle sıkça, daha da sıkça kulağıma çalınır oldu. Bu kültür ve yetenek, insan ve kültür. Şimdi bu işler ben çocukken annemin, babamın iş yerinden hatırlıyorum.
Personel idaresi, personel yönetimi, hatta sizin derneğiniz de per yön değil mi? Personel Yönetimi Derneği o zamanlardan kalma. Böyle sürekli isim değiştiren bir başlık bu. Programımızın formatından da anlayacağınız üzere ipuçlarını almışsınızdır. Ben sözcüklere çok önem veriyorum.
Çok tanımlayıcı, böyle tılsım gibi, büyü gibi programlayıcı olduğunu düşünüyorum. Ne demek istiyor bu kültür ve yetenek? İnsan kaynaklarından nerede ayrılıyor? Şöyle, insan kaynaklarının yolculuğu sizin de söylediğiniz gibi personelden, işte personel müdürlüğünden bugün gibi bambaşka noktalara geldi. Kurumların içindeki temsil ettiği fonksiyonun ağırlığı ve önemi de aslında çok değişti.
Neden? İnsanın iş gücünden öte bir değer, bir yetenek olduğu ile ilgili artık hepimiz hemfikiriz kurumsal hayatta. Bunun üzerine stratejik bir partner olarak artık insan kaynaklarını konumlandırıyor. Bugün, Değişen dünyanın içinde aslında biz yeteneklerle, teknolojiyle ama hepsinin ötesinde değişen ve ihtiyaç duyulan kültürü inşa ederek bir kurumu başarıya götürebiliyoruz. O yüzden hem içeriği hem de bir anlamda buna yansıyan şekilde ismi de İnsan Kaynakları'nın bu anlamda daha çok yetenek ve kültürle anılmaya başladı.
Garanti BBVA'da bizim yetenek dememizin ama özel bir nedeni var. O da şu, her bir çalışan bizim için yetenek, her bir çalışanımızın da bizim için taşıdığı bir potansiyel var. bizim kurum olarak ortaya çıkarmamız gereken şey. o potansiyeli en yüksek performansa taşıyacak kurum kültürüne eşlik edebilmek. Dolayısıyla burada da insan kaynakları aslında çok kritik bir role sahip.
O kurum kültürünün doğru amaçla, doğru ihtiyaçlarla ve iyi sonuçlara evrilecek şekilde inşa edilmesi. Bu tabii sadece insan kaynaklarının değil, aynı zamanda bütün yönetiminin çalışanlarla birlikte de sahiplenmesi gereken bir olgu. Yetenek ve potansiyel diye baktığımızda hani konumuza biraz bağlayacak olursam, kadın erkek diye o eksende baktığımızda, şimdi bunların kapsayıcı bir kültürün içinde olması aslında o farkı kurumlarda performans olarak beraberinde getiriyor. Ve her ne kadar yetenek, potansiyel dediğimiz kavramlar oluşturulabilse de kültür, siz de söylediniz, çok önemli bir tarihi miras. Kurumdan kuruma da değişiyor.
Evrensel bir kültür de yok değil mi? Elbette, elbette. Yani bir kere hani toplumun ülkenin getirdiği bir olgu var. Ama bugün kadın erkek meselesi sadece bizim toplumumuzun konuştuğu bir konu değil. Bu global bir konu ve global olarak da...
Ve hiçbir istisnasına da rastlamadım. Yani her ülkede çeşitli farklı oranlarda var olan bir şey. Yani bu çözülebilmiş, üstesinden gelinebilmiş, atlatılabilmiş bir sorun değil herhangi bir yerde. Değil, bir yolculuk olarak bakıyorum ben. Hani keşke daha hızlı adımlarla ilerleyebilsek.
Çünkü sorun ortada, çözüm de çok net. Yani cevaplarını da biliyoruz. Biraz yavaş yol alıyoruz. Bu dünyada da böyle, Türkiye'de de böyle. Kurumlar içinde ama kurumun bu konuyu sahiplenmesi oranında...
konudaki hız değişebiliyor. Yani benim size biraz evvel söylediğim rakamlar, rasyolar tesadüfi şeyler değil. Bunun için her şeyden önce sistematik süreçler gerekiyor ve sürdürülebilirlik gerekiyor bu konuda da. Yani ısrarla ve tutkuyla bu konunun sahibi olup, savunucusu olup, bütün süreçleri de buna göre tasarladığınızda ve gerçekten takip ettiğinizde, Şeffaflığını sağladığınızda, altyapıları da bunun üzerinden kurduğunuzda bu bir sonuç. Benim size söylediğim rakamlar bir sonuç ve bir günlük sonuçlar değil.
Yıllarca inşa edilmiş bir kültürün aslında çıktıları. Ama o kültürü korumak da her dönemin, her yönetimin yine sorumluluğu. Tabii. Bizim de sanırım hani Garanti BB veya da başarılı olarak yaptığımız şey bu. Çünkü biz gerçekten bu konuyu veriyle ele alıyoruz.
Biz bu konuyu kotalarla ele alıyoruz. Çok tartışılır örneğin. Kadın erkek konusunda kota olsun. Evet, ben de ürpererek soracağım konulardan biri oydu. Bu bir tartışma konusu, evet.
Yönetimde kadın oranı da. Örneğin farklı ülkelerde bu kota ile yönetilen bir konu. Kota kimi zaman böyle zorlayıcı gibi bir şey olsa da, eşit durumda bir taraftan yana ağırlığı desteklemek aslında pozitife giren bir şey ve... Sistematik bir değişikliğe de sebep olabiliyor. Ama bunu tabii eşit ve adaletli yapmak gerekiyor.
Çünkü kadınlar da şunu istemiyor. Sadece kadınım diye ve bir kota var diye ben bu göreve seçildim etiketini asla almak istemiyor kadınlar. İşte bazen öyle olabiliyor. Belki hani bahsettiğiniz deminki yetenek havuzundaki yetersizliklerden. Ama hani o da kadına has olmadığı için değil, kadına o imkan sunulmamış olduğu için...
Ya şöyle söyleyeyim, ikiz çocukların var, kız ve erkek. Dolayısıyla aynı anda doğan ve büyümekte olan... Şimdi bu yıl 18 yaşına girecekler. İki varlığı... Mümkün olduğunca gözlemlemeye çalıştım.
İki bambaşka tür, iki bambaşka varlık yani insan çatısı altında topluyoruz ama bambaşka var ve bambaşka yetenekleri var ve sahiden o yeteneklerin kesişimi gerçekten bizim insan derken hayalimizde canlanan şey oluyor. Yani. eğrisiyle doğrusuyla, gücüyle, güçsüzlüğüyle, önceliğiyle, sonralığıyla. Yani böyle bir üstünlük yarışı değil bu. Bir tamamlanma durumu.
Ama sizi dinlerken şeyi merak ettim. Hani bu meşhur hikayedir. Burun hafızası denen bir şey var. 7-8 saniye olduğu söyleniyor. Yani dünyanın En berbat kokan ortamına girdiğinizde sekiz saniye sonra, yedi sekiz saniye sonra beyin artık onu size bir uyarı sinyali olarak vermiyor.
Diyor ki tamam, fabrika ayarı bu. Buna göre alışalım. Sıra dışı bir şey olursa ben sana yine haber vereceğim. Ama bir iki kötü kokan bir yerdeyiz. Sana da nasıl bir şey olduğunu gösterdim.
Artık meşgul etme beni diyor. Çünkü beyin çok kısıtlı bir şey sandığımızın aksine. Meşgul edilmek istemiyor. Kurumlarda da böyle. Şimdi mesela ben bir erkek olarak sahiden ne kadar empati yapmaya çalışırsam çalışayım, bu kadın dünyasına ait sıkıntıları, zorlukları tam anlayabildiğim duygusunu taşıyamıyorum.
Anlatır mısınız bana nedir bu görünmez cam tavanlar, sınırlar? Yani şöyle her şeyden önce başarı kavramını konuşalım isterseniz. Hani kariyere ve iş dünyasına bağlayacak olursak kadın erkek konusunu bugünkü sohbetimizin içinde. Başarı şöyle tanımlanıyor genellikle. Tanımlanıyordu, biz o tanımı da değiştirmeye çalışıyoruz.
Hedefler tutacak ama uzun saatler çalışılacak, sürekli erişilebilir olacak. Başka hiçbir şeye konsantrasyon dağılmayacak. Öncelik hep işi olacak. Dolayısıyla böyle baktığınızda kadın zaten toplumun da ona getirdiği sorumluluklarla beraber bu anlamda kısıtlanıyor. Erişilebilirlik diyoruz.
Kadının akşam evde, kimi zaman ailesiyle, kimi zaman çocuğuyla, kimi zaman büyüklerin bakımı için, konuyu sadece ebeveynlikle de sınırlamayalım. Veya işte bir kızın bir oğlun var dediğiniz, ileride bir şeye ihtiyaç olduğunda ailevi açıdan genel olarak önce kız çocuğu devreye girer. Evet. Yani doğal akışı bu. Bu iyi ya da kötü anlamda söylemiyorum.
Ama toplumun getirdiği ama işte o kültürel mirasın getirdiği şeylerle beraber kadın zaten daha kısıtlı bir zamanda daha çok çıktığı üretmesi gereken beklenti o oluyor kadından. Dolayısıyla birincisi buradan doğru zaten kadın her durumda erkeğe göre daha az tercih edilen durumuna düşünebiliyor kurumlarda. Bir ikincisi, kariyerin kesintisiz olması konusu. Kadın hayatının bir evresinde anne olmak gibi güzel bir şeyi tatmak istediğinde bir dönem işe ara vermek durumunda kalıyor. Bu ara vermek de onun kariyerini kesintiye uğratıyor.
Tatmak istemese bile bazen ondan bir yükümlüye dönüşüyor, değil mi? Elbette, elbette. Yani dolayısıyla şey kavramı vardır, belki ona da değermek lazım. Yani bir erkek baba olduğunda... ödüllendiriliyor, baba oldu, olgunlaştı, daha fazla sorumluluk sahibi.
Bir anlamda işteki statüsü, güveni bile farklılaşırken, kadın ise anne olduğunda artık daha fazla sorumluluğu var, daha fazla evde vakit geçirmesi gerekiyor, erişilebilirliği kısıtlanacak, belki seyahate engel durumları olacak, bununla ilgili rollere aday olamayacak gibi, halbuki ona sorarsanız belki olabilir, belli ön yargılar ve ...kısıtlamalarla o iş dünyasında artık var olmaya başlıyor. Bir tarafta baba... Sözleşmelerin imzalatıldığını duyuyorum bazı rollerde, biliyor musunuz? Nasıl sözleşmeler? Amile kalmama.
Yani böyle bir sözleşme... Yani umarım söylentidir, hiç tabii şey değil. Şöyle bir şey söyleyeyim. Geçenlerde bir sanatçı arkadaşım ve temsilcisiyle sohbet ediyordum. Şimdi isim vermeyeyim de, çok bilindik bir koleksiyoner gelmiş.
Amile kalmayı düşünmüyorsun değil mi? Ona göre alacağım demiş. Tablosunu yani hamile kalacak. Anne olmayı düşünüyorsan almayayım. Çünkü kıymeti düşecek.
Çünkü anne olduğu zaman o ressamın üretim kapasitesi düşecek. Bu da bir ön yerde işte. Bence sanatın temeli varsayımlar üzerine kuruldu da. Yani bir koleksiyonerin sanata bütün bakış açısı ve bunun bu kadar ticareleşmesini falan geçtim. Hani vaktiyle.
Türkiye'de sinema salonu sahipleri, özellikle Anadolu'da Yeşilçam'daki yapımcılara sipariş verilmiş. İşte Cüneyt Arkın'la Türkan Şoraylı bir film çekin. O burada çok gidiyor. Müslüm'le bilmem Dilberaylı film çekim gibi attım. Şimdi biraz onun gibi yani kadın, hiçbir erkek ressama böyle bir şey söyleyemez.
Yani işte kendine içkiye kumara vermeyeceksin değil mi? Raydan çıkmayacaksın. Hiçbir erkeğe söylenmeyecek. Herhangi bir taahhüt alınmadan doğrudan. Çok ilginç.
Bunlar zaten önüne geçmeye çalıştığımız şeyler. Bunlar kurumsal yapılarda. ...ve hani garanti bir ebeveyn döneminde konuşacak olursam, buralar zaten aşıldı ve... ...artık gerçekten fırsat eşitliği konusunda süreçteki her bir noktada iletişiminden tutun. İşte bu gibi soruların sorulmamasına kadar, mülakatlarımıza kadar.
Daha ötesi aslında çalışanın iş ortamında her türlü, ne diyelim, kapsayıcı fırsatlarla buluşacağı bir ortam yaratmaya çalışıyoruz. Yani bir, eğer bizim bir çalışanımız anne olacaksa ona ebeveyn deneyimi konusunda önden desteklemeye çalışıyoruz. Dönüşü sırasında onu onboard edecek şekilde programları devreye alıyoruz. Daha esnek çalışma ortamları yaratıyoruz. Onların aslında hem evdeki, hem işteki sorumluluklarını beraber ve iyi olma halini de içinde tutarak götürebilecekleri programları devreye almaya çalışıyoruz.
Ama hepsinin en önemlisi bilinçlendirme. Sizin de başta söylediğiniz konu. Toplumu bu konuda bilinçlendirmek çok önemli. Özellikle kurum içinde fırsat eşitliği konusunda yaptığımız... bilgilendirmeler, eğitimlerle sadece kadın değil, bizim erkekleri de bu dünyanın içine çekip hem ne yaşadığımızı hem de birlikte ne kadar daha iyi bir takım olacağımızı, ne kadar iyi performa edeceğimiz konusunda baba ve annenin de eşit sorumluluklarla aslında bir ebeveyn olma yolculuğunun olduğu konusunda farkındalık oluşturmaya gayret ediyoruz.
Bence en kıymetlisi bu. Çünkü bu kurumda verdiğimiz şeyler eve de yansıyor. Tabii. Oradan doğru topluma bir yansıması oluyor. Tam tersi değil mi?
Ne kadar düşününce geç bir çaba bu kariyer dünyasına adım attıktan sonra ehlileştirilmeye, şekillendirilmeye çalışmak çok zor olmalı. Pek çok şey kemikleşmiştir bakıldığında. Pandemi döneminde araştırmaları hatırlıyorum. Depresyon oranlarında artış olmuştu. Çok anlaşılır sebeplerle fakat büyük çoğunluğu kadındı.
Çünkü kadın hem çalışması gerekiyor... Hem çocuğa bakması gerekiyor, hem evin etrafını toparlaması gerekiyor. Yani böyle hem, hem, hem, hem, hem. O günlerde şeyi düşünmüştüm. Annem çalışan bir kadındı ve hani o 70'li, 80'li yılların yokluğunda, hatta daha öncesinde işte hani alt bezinin bile endüstriyel olarak üretilmediği, elde yıkandığı günlerde o kadın çalıştı, bize yemek yaptı, giydirdi, kuşattı, derdimizle ilgilendi.
Nasıl oldu? Hangi arada, hangi zamanla yaptı? Nasıl bir enerji be? Yani hayat dolu bir kadın da hala öyle. Tabii yaşının getirdiği imkanlarla.
Böyle deyince bazen şey gibi oluyor, Meriç gibi yaftalanıyoruz ama kadın sahiden başka bir yetkinlik seti ve dirençle bir anlamda gelişiyor. O yüzden anlamaya çalışıyorum. Pandemi o anlamda zorlayıcı olsa da erkeklerin kadınların dünyasını görmesi için ve empati biz kurumda da bu kavramın üzerine çokça konuşuyoruz. Yani birbirimizin halinden anlama. O anlamda pandemi, kadınların nelerle baş etmesine rağmen hala yolculuğa devam ettiğini görmeleri adına erkeklere iyi bir dönem olduğunu düşünüyorum ben, zorlayıcı olsa da.
Ve bence ebeveyn sorumlulukları da pandemiyle birlikte ev içinde daha iyi bir şekilde paylaşılmaya başlandı. İşte o noktada şimdi bir toplumun getirdikleri var, bir sistemin hani ana hatlarıyla kamunun getirdiği şeyler var, yasal süreçler vesaire. Ama bir de işte bizim gibi özel kurumların Yaratmaya çalıştığımız ve çemberi büyütmeye çalıştığımız bir alan var. Bizim etki alanımız orası aslında. Biraz evvel söylediğiniz şey çok kritik.
Yani geç bir yaşta belki bu kavramları konuşmaya veya belli noktalarını tamir etmeye çalışıyoruz. Öyle baktığınızda belki öreva değinmek iyi olabilir bu noktada. Aslında eğitimin bir kısmı ailede. Bir kısmı da okullarda. Biz o bilinçle, örneğin toplumsal yatırımda değer yarattığımızı düşündüğümüz bir alanda bu konuda öğretmenlerle işbirliği yapmak.
Öğretmen Akademisi Vakfı, tamam kurucusu Garanti BB veya ne yapıyoruz öyle? Aslında farklı farklı konularda öğretmenlerin eğitimine, gelişimine destek olup, belli konularda onları geliştirip... Onların yetiştirdiği çocuklara bu kavramları, bu kültürleri aktarmaya çalışıyoruz. 2022'den beri biz eşit biz diye bir proje yürütüyoruz ve burada aslında toplumdaki farklılıkları, fırsat eşitliğini, daha mutlu ve daha birlikte bir dünyayı hep beraber inşa edeceğimiz ve o toplumdaki rollerin... nasıl eşit olması gerektiğiyle ilgili öğretmenlerimize doğru bir aktarımda bulunuyoruz.
Bugüne kadar yaklaşık dört bin öğretmene ulaştık. Düşünün çarpan etkisiyle elli binin üzerinde öğrenciye ulaşmış oluyoruz aslında. Dolayısıyla aslında o yaşlarda çok kritik. İşte demin dediğiniz gibi yani işte prensesler, prensler. Masallar çok önemli.
Yani daha şey oradan başlıyor. Gerçekten algılar, önyargılar oradan doğru oluşmaya başlıyor. O yüzden biz okul sıralarını çok önemsiyoruz. Öğretmenlerle yaptığımız bu işbirliğinden doğru toplumada bir katma değer yarattığımıza inanıyoruz. Ondan sonrasında kurumda yaptığımızda işte bunların devamında, o noktadan sonra süreçlerle gerçekten bunu bir kültürün ana parçası ama iş modelimizin de ...ana parçası olarak görüyoruz ve bir yandan da eğitime verdiğimiz destek kadar...
...kadın sadece kurumsal hayatta beyaz yakalı olarak değil, bir girişimci olarak da var olabilir. Bizim 20 yıldır, bu sene 20. yılını kutlayacağımız aslında kadın girişimci programımız var. Burada çok değerli bir eşi ortağımız var, Kagi Der. Onlarla birlikte bir program yürütüyoruz ve kadın girişimcileri cesaretlendirmeye çalışıyoruz.
İlk yıllarda başvuru sayısı yüzleri geçmiyordu Serdar Bey. Yani bugüne geldiğimizde elli binin üzerinde başvuru. Elli bin? Yıllık? Toplamda elli bine geldik.
Yani o yüzle başlayan sayı. Yılda iki bin lira, üç bin lira geldi. Hani yıla bile bölseniz. Böyle baktığınızda cesaret ve iyilik de bulaşıcı. O yüzden kurumsal tarafta yapılan bu çalışmaların sadece kurum içinde değil, işte toplumu olan etkisini çok önemsiyoruz.
Aynı şekilde kadın girişimcilerin finansmanında da... katkıda bulunuyoruz. Onların eğitimleri, gelişimleri... Bu konularda açtığımız ayrı bir fon var. Buradan doğru da yarattığımız krediler ve fonlar var.
O noktada Garanti BBVA gerçekten bu konuyu toplumsal bir mesele olarak ele alıyor. Ve hani yarattığımız etki kadar hem içeride hem dışarıda o çembere ne kadar büyütebilirsek, biz o kadar mutluyuz. Bu ilk öğretim... Öğretmenlerine yönelik bir program mı? Çok iyi.
Peki hiç şahsen gözlemleme, iştirak etme fırsatınız oldu mu? Oldu. Nedir gözlemleriniz? Mesela o bu gönüllü olarak eğitmenlerin katıldığı bir şey değil mi? Size kayıt oluyorlar.
Milli Eğitim Bakanlığı ile de burada işbirliği yapıyoruz. Türkiye'nin her yerinde mi? Evet. Türkiye'nin dört bir yanında. Bazı eğitimlerimiz çevrim içi, bazı eğitimlerimiz sınıf içi dediğimiz 100Z olan formatta.
Bizim bunun ötesinde eğitim şenliklerimiz var. Orada öğretmenlerimizi kampa alıyoruz. Yani burada yapılan şey şu, ben hani öğretmenlerimizle konuştuğumda, bu 24 Kasım'da da onlarla beraberdik. Öğrenme aslında artık ömür boyu. Mutlaka.
Bugün şunu konuşuyoruz değil mi? Dün öğrendiğimiz artık bugün geçerli değil. Yani o değişim hızı geçmişe göre çok daha ritmi arttı diyelim. Dolayısıyla çocukların gelişimini destekleyen kişilerin de gelişmesi bir o kadar önemli. Öğretmenlerin en büyük teşekkürü bize, bizi de düşünüp, bizi de geliştirdiğiniz için teşekkür ediyoruz diyorlar.
Çünkü o dünyanın içindeki zaman hani başınızı kaldırıp kendi gelişiminize yatırım yapmak çok mümkün olamıyor. İşte Garanti BBVA ve Eurov o noktada devreye giriyor. İhtiyaçların tespiti, ardından onlarla ilgili gerçekten çok iyi eğitmenlerle bir eğitim tasarısı, arkasından da yaygınlaştırma. Peki bu cinsiyet eşitliği, eşitsizliği algıları kapsamında böyle gözlemleriniz oluyor mu? Çünkü hani dediğiniz gibi çok önemli ve o yaşlarda edinilmesi belki gereken, en azından kulağında yer etmesi gereken kavramlar.
Ama sanıyorum bizim eğitim sistemimizde bununla ilgili pek bir şey var mı? Çok güncel bilgilerim yok. Yani spesifik bir ders var mı emin değilim. Dediğim gibi biz bu şekilde öğretmenler aracılığıyla o kapsayıcı ortamı inşa etmeye çalışıyoruz. Yani öğretmenin kullandığı kelimeler, öğretmenin öğrencilere verdiği sorumluluk.
Biz kurumlarda şunu konuşuyoruz mesela, bir doğum gününü ele alalım. Bunu çokça sohbetini yaparız. Daha geçen gün arkadaşlarımla da hatta konuştuk. Bir doğum günü kutlandığında pastayı kim kesiyor? Veya kim getiriyor?
Benim de direkt o gözümle canlandı, biliyor musunuz? Doğru. Odada aslında bir grup insan var. Bence çok nadirdir erkeklerin ben bunu keseyim demesi. Bir yerde şey okumuştum.
İlk navigasyon, sesli navigasyon destek sistemi geliştirildiğinde Almanya'da kullanıma sunulmuş ve hemen Almanlar erkek sesine dönülmesini istemişler. Çünkü çok ilginç karşılaştırmalı anketlerde şey çıkmış, kullanıcı anketlerinde bir kadından direktif almayı kendini yedirememiş erkek sürücüler sağa dön sola dön falan gibisinden ya çok ilginç gerçekten bu çok enteresan noktalardan beslenen bir algı ve sahiden her geçen gün biraz daha böyle kemikleşiyor kireçleşiyor işte taşlaşıyor kolay bir şey değil ama bugünün dünyası da Yetenek bazlı dünyası cinsiyetleri soluklaştırmak durumunda. Yani birisi sadece erkek, sadece kadın olduğu için de olmamalı. Dolayısıyla işin birazcık da bu... Çünkü yeteneğin cinsiyeti yok, bahsiyenin cinsiyeti yok, mesleğin cinsiyeti yok.
Kesinlikle öyle. Mesleğin cinsiyeti yok. Yani her meslek kadın tarafından da, erkek tarafından da yapılabilir. Belli bizim evet, kas gücüyle ilgili vesaire hani bedensel farklılıklar olabilir. Bunun gereksinimiyle ortaya çıkan işlerde bu ayrımlar belki olabilir.
Ama artık birçok konu teknolojiyle yürüyor. Birçok konu artık bunlardan bağımsız ilerliyor. Siz şunu farkında mısınız? Mesela kadın pilotu olduğunda, yani anons bir kadın pilottan geldiğinde, aa pilot kadınmış fısıltıları uçakta gezer. Tabii, tabii.
Ne zaman ki bu fısıltılar olmaz? Bence biz bu konuda o zaman olması gereken yere gelmişizdir. Kaldı ki hani işin finansal tarafına gelecek olursak artık... Birçok araştırma net bir şekilde ortaya koyuyor. Kadın ve erkeğin eşit temsil edildiği kurumlarda aslında performansta, karlılıkta, çalışan bağlılığı da, müşteri tarafındaki memnuniyeti en az yüzde yirmi, yirmi beş arasında fark ediyor.
Yani McKinsey'in raporlarına bakın değil, Oit'in raporlarına bakın. Bunlar çok veriyle artık sabitlenmiş gerçekler. Şimdi bu gerçeği göre göre biz niye bunun karşısında hareket edelim? Burada böyle bir fırsat var. Aynı soruyu sormak istedim.
Niye peki yani bu kadar elde veri varsa bu bir erkek inadı mı? Cephe mücadelesi mi? Safları kaptırmamak mı? Bence niyet iyi burada. Toplumda, kurumlarda, her noktada niyet iyi ama niyetin iyi olması yeterli değil.
Sistematik çözümler gerekiyor Serdar Bey. Yani niyet sadece geçici bir süre bir şeyi var edebilir. Ama uzun soluklu olamaz, sürdürülebilir, olamaz. Bizim gerçekten yapısal, sürdürebilir süreçlere ihtiyacımız var bu noktada. Burada kurumun kültürü kadar liderlerin bu konuya yaklaşımı da çok kritik.
Yani iki kişi yan yana geldiğinde işte bu sadece bir kurumda bir fonksiyonun meselesi olamaz. Her liderin, herkesin sorumluluğunda. Artı çalışanın da çalışanın da bu cesarette olması, kadın da erkekte. Yani biz bir görüşmede iki adayı yan yana koyduğumuzda, sizin söylediğiniz sorular tarzında sorularla gidiyorsak, zaten ben adayın yerinde olsam o kurumu tercih etmem. Örneğin bana eğer bir kurum...
Değil mi? Görüşmede kaç çocuğun var, kaç saat çalışabilirsin, yakında anne olmayı düşünüyor musun sorularını soruyorsa, orası benim potansiyelimi açığa çıkarmam için demek ki doğru yer değil. O noktada gerçekten şunu isteriz biz, aday kuruma o tepkiyi versin. Her zaman bu mümkün olamayabilir. Tabii ki.
Şartlar vesaire. Ama bizim kurumlarda bunu gerektirmeyecek ortamları yaratmamız gerekiyor. Burada bir kötü niyet yok. Ama burada varsayımlar var, burada önyargılar var. Bizim onların üstesinden gelmemiz gerekiyor ki dil bile bu noktada çok önemli.
Tabii ki, tabii ki. Bir vesileyle bir grup uzman ve paydaşla bir araya gelmiştim ve bu dil meselesiyle ilgili bir şeyler konuşmuştuk. Hatta YouTube'da bir yerlerde kaydede bulunmalı hala. Orada şey öğrenmiştim. Mesela ben sakatı kaba bir şey, engelliyi kibar bir şey zannederdim.
Meğerse ikisi de apayrı kavramlarmış. Yani engelli başka bir şey, sakat başka bir şey. Mesela ben engelliyim. Bir motosiklet kazası geçirdim ve kolum çolak kaldı. Şimdi ben engelliyim, sakat değilim.
Sakat başka yani böyle. Kavramlar beraberinde varsayımları getiriyor. Ve bu tamamen benim şu yaşıma kadar ki bir engelli birey olmama rağmen... Farkında olmadan yabancısı oldu ve muhtemelen farkında olmadan bazılarını belki de incittiğim, örselediğim falan bir şeyler. Oysaki ne kadardı bir yandan basit durumlar.
Çok bereketli bir damar ama zamanı iyi kullanmak adına çok girmek istemiyorum. Şu deminki parantezde kapatalım. Çok merak ettiğim ve gözlemlediğim alanlardan biri kadın girişimcilik meselesi. Birçok farklı vesilelerle benzer çabalar görüyorum ve çok yaratıcı bir yandan da çok böyle iradeli, disiplinli, böyle girişimci kadınlara denk geliyorum. Sizin gözlemleriniz nedir?
Yani kadın girişimci diye genel bir profilden bahsetmek mümkün mü? Kadına has özellikler var mı yoksa? Kadınlar her şeyden önce gerçekten çok yaratıcı, çok yaratıcı, çok tutkulu, başarma isteği gerçekten çok yüksek. Bunlar da bazen toplumdan doğru gelen şeyler. Yani gerçekten kadınlar bir adım önde olarak anca eşit fırsatlara sahip olabiliyor.
Yani yan yana olduğunuzda bir erkeğin gösterdiği performanstan daha yüksek performans göstermeniz gerekir ki siz orada seçilen olun, tercih edilen olun veya bir sonraki göreve doğru adım atan olun. Dolayısıyla bu zaten kadınlara daha hızlı düşünmeyi. Zaten... görevlerimiz itibariyle hani ofiste veya özel hayatta diyelim, çoklu iş yapma becerisi. Bunlar aslında girişimcilerde olması gereken yetkinliklerin bir kısmı diyelim ve bunlar zaten kadınlarda doğal olarak var.
O anlamda aslında kadın girişimciler gerçekten cesur, cesaretli olmakla beraber neye ihtiyaçları oluyor? Finansman. İşte biz o noktada devreye giriyoruz. Kadın girişimci programımız, Kagider'le yaptığımız aslında bir nevi bir teşvik. Orada da belli ödüllendirmeler var, orada da belli destekler var.
Ama aslında orada gerçekten topluma sen de yapabilirsin mesajını vermek ve oradan çıkan iyi örneklerle, başarılı örneklerle diğer kadınlara o cesareti aşılamak. Nasıl bir iş sistem bu? Yani sizin belli kategorileriniz, kriterleriniz mi var? Evet, biz belli dönemlerde işte her yıl aslında kadın girişimcilerimize bir davette bulunuyoruz. Bir fikirle gelin veya yaptığınız bir işle birlikte bize başvurun diye.
Ondan sonra güzel bir jürisi var bu projeleri değerlendiren. Oradan doğru da çok da güzel onları takdir ettiğimiz bir geceyle birlikte, bir programla birlikte de onları aslında hep beraber alkışlıyoruz. Sadece aslında kazananlar değil. Bence katılan bu gibi şeylerde katılan herkes sürecin içinde kazanmış oluyor. Çünkü o yolculuk, oraya doğru bir hazırlık bile Ki biz aralarda destekliyoruz, hem gelişimlerini hem o programa olan katkılarıyla ilgili yapılabilecekler konusunda da onlara mentorluklar yapıyoruz.
Dolayısıyla sürecin kendisi her bir başvuran için bence çok büyük kazançlarla dolu. Bu bir boyutu. Diğer tarafta da dediğim gibi yine kadın girişimcilere sağladığımız finansman destekleri var. Orada da yine gerçekten hem kredi anlamında, hem eğitim anlamında, mentorluk anlamında pek çok programlarda kadın girişimcilerin yanındayız. Sadece buna kalmıyoruz.
Bir de aslında farklı STK'larla işbirliklerimiz var. O noktada da, önelik kurumsal hayatta, farklı nedenlerle işe ara vermiş, kariyer molası almış, tecrübeli kadın çalışanlara destek veriyoruz. Onlara bugünün dünyasıyla ilgili gelişimlerine bir şekilde katkıda bulunup, yeni bir göreve hazır hale getirmeye çalışıyoruz. Burada yeniden biz de güzel bir çalışmamız var. Biraz daha gençlere doğru adım atıyoruz.
Daha üniversite yıllarından itibaren genç kadınlarımız, cesareti bir şekilde iş yaşamına adım atsın diye bu sefer genç arkadaşlara bin yaprak aracılığıyla bizim deneyimli yöneticilerimizle birlikte mentorluk desteği veriyoruz. Çünkü gerçekten o iş yaşamına nasıl adım atacaklar, kendilerini nasıl anlatacaklar, bir kurumda nasıl öne çıkacaklar? Burada desteğe ihtiyaçları oluyor. Oralarda biz gerçekten hem kurum olarak hem çalışanlarımıza bir içgönüllü sistemi oluşturuyoruz. Her noktada gençlere, kariyerin belli yerlerinde mola vermişlere veya girişimci dünyasına adım atmaya çalışanlara veya dönelim işte okul sıralarına, her noktada aslında hayatın her evresinde bu bilinci, fırsat eşitliğini, kapsayıcılığı gündeme getirebilecek, farkındalığı artıracak ve aslında nasıl bir yol haritasının gerektiği konusunda da onları eğitecek noktalarda garanti BBVA olarak bu yolculuğun içinde olmaya çalışıyoruz.
Neymiş o? Bu da iyi hissettiriyor bu arada. Ben anlatırken bile çok keyifle anlatıyorum. Ben de gözümde canlandırmaya çalıştım. Ne kadar kıymetli bir çaba.
Üstelik aslında hiç mecbur olmadığınız halde yürüttüğünüz bir çaba. Bence eminim bilinç düzeyinde bile çok anlamlı katkılar vardır. Kim bilir o girişimciler arasında kimler vardır. Belki onların da başka bir vesileleri, hikayelerini dinleriz, duyarız. Gerçekten etkileyici.
Bir yandan da şeyi düşündüm. Kadını da bir mağdur edebiyatının içerisine hapsetmemek lazım. Aslında bir yanıyla da bütün bu aksi şartların içerisinde var olabilmeyi başarabilmek dahi bence büyük bir başarı. Var olmak dahi. Ebeveynler, hatta bazen kadınlar da kendi çocuklarına bu rolleri öğretmiyorlar mı?
Mesela ben sizi dinlerken demin düşündüm. Ben kızımla konuşurken, ya kızım bak sen yapma bari falan derken hani şey açısından diyorum. Yani sen koca aklı başında olgun bir insansın. Yani oğlum çulbaka gibi bir şey Star Wars izliyorsunuz. Yani o böyle hani.
Konuştuğunu bile tam anlayamadığım, böyle uzaktan dehşetle izlediğim bir varlık. Kızım ise gayet olgun bir insan. Halbuki aynı yaştalar. İkizler de... Aynen öyle.
Karşımı alıp oturup konuşabiliyorum gayet mantıklı falan. Erkek, erkek yani. Ama bir yandan da hep ürperiyorum. Acaba ona bir rol mü yüklüyorum, bir sorumluluk mu yüklüyorum? Aslında yüklüyoruz.
Ben onu övdüğümü zannederken aslında ona bir yük yüklüyorum yani. Tüzgün ve doğru olmakla ilgili büyük sorumluluklar veriyoruz. Bu işte evden başlıyor. Anne ne o tavsiye an etmedi yani bu kadınlar? Ben de bir anneyim.
Benim de 18 yaşında bir oğlum var. Zaman zaman hatta bu konudaki benim... Biraz tabii bu konuda savunucusuyum da aynı zamanda hem bireysel olarak hem kurumda hem STK'larda. Zaman zaman fazla manidar olmaya başladım diye oğlum eleştirir beni. Ama gerçekten evde çalışan bir anne olması, bakın siz de kendi annenizi anarak ne kadar güzel ifade ettiniz.
Yani oradaki o fedakarlık, oradaki mücadeleyi görmek, ...anneye saygıyı artıran bir şey. Evet, ama ne yazık ki çok ileri yaşlara denk geliyor bu ya. Ama bu çok önemli. Yine de evde anne ve babanın eşit sorumluluğu aldığını görmesi bir çocuğun... ...evin her türlü işinde, mutfakta, ev işlerinde vesaire ve finansal anlamda da...
...eve annenin de babanın da katkı sağladığını görmesi bir çocuk için ileride kendi yaşayacağı, kendi seçeceği... Eşi için de aslında belli, ne diyelim, kavramları önden önden ona öğretmiş oluyor diye düşünüyorum ben. Şu çok kıymetli, biz şimdi evin içinde tabii çok farklı bir dünya var. İş yaşamından eve döndüğünüzde bir tarafta kurumsal bir dünyada yönetsel bir rolde olabilirsiniz. Eve girdiğiniz an benzer şeyle değil ama bir anne baba olarak davrandığınızı çocuk sizi de bir rol modeli olarak görüyor ve kendini de bir erkek örneğin ileride belki o babadan aldıklarıyla Kendi kimliğini oluşturuyor.
Kendi, ne diyelim, ebeveyn kimliğini oluşturacak. İşte o yüzden evdeki örnek davranışların doğru, eşitlikçi olması çok, çok kıymetli. Aynı şekilde okulda da yani ev dedik, okul dedik, kurum dedik. Aslında bu tam bir, ne diyelim, hayatın istasyonları diye bakıyorum ben. Hepsinin de benzerlerini görmesi, ileride herhangi birinde bir yanlışlık olduğunda orada konuyu düzeltme noktasına da getirebilir.
Yani evde gördüğünün tersini kurumda görüyorsa, bu kurum niye böyle yapıyor deyip, kurum içi sistemleri tetikleyebilir, sorgulatabilir. Değişim böyle başlıyor zaten. Evde iletişim nispeten kolay, okulda kolay, yani öğretmen öğrenci rolü var da iş hayatında nasıl oluyor? Mesela birisi araya girip böyle hakem gibi bir dakika böyle söylememeniz lazım falan mı diyor? Nasıl oluyor?
Yani evet, biraz aslında onun içten gelmesi ve sistemin kendini tetikleme dedim ya, biz bir sürü kural yazabiliriz. Buna böyle denmez, buna böyle yapılmaz diye belli şeyler. Yazıyor musun? Var mı böyle bir anayasanız gibi bir şey? Yani şöyle tabii ki dille ilgili iş adamları vardı.
Değil mi? Şimdi ne kadar dikkatli bir şekilde iş insanları demeye çalışıyoruz. İş adamı derken aslında o işi yapanları kastediyor olabiliriz. Ama o illa erkek olmak zorunda değil. Kadınlar da o iş dünyasının bir parçası.
Hani eşitlik dilde başlar aslında buradan doğru geliyor. Veya biraz daha maskülen değil dediğimiz, bazen işte ne diyelim, daha sert, daha ağır bu ifadelerin olduğu yerler aslında bizim benimsediğimiz olmasını istediğimiz şeyler değil. Kadın ortamda olduğunda olması gereken düzeyde iletişimler olmaya başlıyor. Ama buralarda işte farklı bir şey gördüğünüzde, bu burada söylenmemeli diyebilmeli. Bunu diyebilmesi için de kurumun ona o konuşma hakkını, bunu söylediğinde eleştirilmeyeceğine, cezalandırılmayacağının...
Güvencesini vermesi gerekiyor. Zaten kapsayıcılık dediğimiz şey de bu. Yani herkesin kendisi gibi olabildiği, kendini özgürce ifade edebildiği ve sistemi değiştirecek şeyler konusunda da cesurca sözünü ortaya koyabildiği ortamları yaratmak.
Toparlayacak olursak, son sözlerimizde kadınlar... Yine ayrımcı bir dil yapmayayım da bir tespit olarak düşünün lütfen. Kadınlar doğası gereği pek çok şeyi öğrenerek yaşamak durumunda kalıyor. Pek çok gizli meziyetler edinerek hayatta kalabiliyor. Hem özel hayatında hem iş hayatında.
Bu bahaneyle erkeklere ne söylemek istersiniz? Yani biz ne yapalım? Bize düşen görev nedir? Yanımızda olun. Gerçekten yanımızda olalım.
Bu konu çünkü kadın erkek meselesi değil, hepimizin meselesi. Ve ben şuna gerçekten inanıyorum. Buradaki eşitsizlik, erkeklere de ekstra sorumluluklar ve yük getiriyor. Dengelendiğimizde, yani şöyle düşünün. Çalışmayan bir eş, evdeki ekonomik açıdan aslında erkeğe ciddi bir sorumluluk getiriyor, değil mi?
O erkek çalışmak zorunda, işini iyi yapmak zorunda, işsiz kaldığında büyük bir problem. Halbuki eş de çalışırsa bu zorlukları beraber paylaşabilirler. Ev işlerinde kimi zaman çocuğa baba baktığında anne daha farklı bir yolculukta olabilir ve yine farklı bir şekilde aileyi destekleyebilir. İşte buralarda gerçekten kadın ve erkeği cinsiyetten bağımsız bir şekilde iş yaşamında var olma, performansta, potansiyelde her bir yerde eşit görmek çok kıymetli. O yüzden erkeklerin de bu bakış açısıyla hem gerektiğinde evde eş olarak, Hem gerektiğinde evde aile bakımı, büyüklerin bakımı konusunda kız kardeşe belli şeyleri devretmeyerek, hem de kurumsal hayatta yanındaki kadın arkadaşına, meslektaşına gerçekten cinsiyetten bağımsız baktığında ve ekibine doğru, bu da yöneticilere doğru bir mesaj aslında.
Kadınların aslında iş yaşamındaki varlığının o şirketin performansına, iyiliğine doğru da katkı sağlayacağına güvenerek, her şeye cinsiyetten bağımsız bakmaları noktasında erkeklere böyle bir çağrıda bulunabilir. Katılır mısınız? Katılırım. Ne kadarını yapıyorum, ne kadarını yapmıyorum, ne kadarını yapabilirim diye düşündüm. Bunu tabii yayını izlerken, dinlerken tekrar bir düşüneceğim.
Hani bu vesilelerle birçok gündelik hayatın telaşında gözümden kaçan, ihmal ettiğim, unuttuğum, dikkat etmediğim ne kadar çok ayrıntı olduğunu hissediyorum. Herhalde bu genel anlamıyla medeniyet dediğimiz şey biraz ayrıntılara özen, biraz diğerkamlık, ötekini düşünme ötekinin adına. ...hissedebilme, değil mi? Kesinlikle. Yani çok da zor şeyler değil ama herhalde bu hayatın koşuşturmacısı.
Mesela hiç konuşamadık ama hepimizin malumudur izleyen, dinleyen. İş dünyasındaki kadının, hatta ben belki de genel anlamda hayata karışan kadının... Erkekleşme gibi bir problemi de var. Sanki kadınlığından aranıp, hatta erkekleşmese bile cinsiyetsizleşmesi gerektiği gibi. Çok yaygın bir söylem var.
Bugün hiç girmedik doğrudan konumuz olmadığı için ama merak ettiğim bir mesele. Sahiden kadın kadının kurdu mu? Kadın kadının yurdu diyoruz biz. Onlardan da kurtulmaya çalışıyoruz. Öyle diyoruz da birçok kadın da aksini iddia ediyor.
Birçok kadından da diyorum. Kadının çok zor bir yerlere gelebilmesinden dolayı diğer kadınları çok daha fazla rakip bellediğin gibi bir algı da var. Bunları ömrümüz elverdeyince diğer kadınlarla ilgili buluşmalarımızda umarım tekrar konuşma fırsatımız olur. Ben çok teşekkür ediyorum vakit ayırdığınız için. Bir yandan bilgilendirici oldu, bir yandan da bu çabalarınızı ben ayrıca mutlaka internette yansıyan taraflarıyla incelemeye çalışacağım.
Birçoğundan haberim yoktu. Eminim onlar da çok güzel şeylere vesile oluyordur. Umarım onların da güzel meyvelerini toplum olarak alırız. Eminim öğretmeninden girişimcisine kadar Türkiye'nin Hem dönemsel hem de zihinsel olarak çok ihtiyaç duyduğu kavramlar bütün bunlar. Dolayısıyla onlar adına da sizlere teşekkür ediyorum.
Böylelikle bu Mart ayının ilk haftasını kapsayan bu kadınlar günü ve haftası başlığında belki de Unuttuğumuz bazı şeyleri bu vesileyle aktarma fırsatı bulduk. Çok teşekkür ediyorum. Ben teşekkür ediyorum. Başka vesilede yeniden görüşmek üzere ve elbette tabii ki sizlere de teşekkür ediyoruz. Bizlere zaman ayırdığınız için ve bundan sonra aklınızın bir kenarında tutacağınız hassasiyetler ve önceliklendirmeler için.
Görüşmek üzere.
Yayın Tarihi: 10 Mart 2026
Sunucu: M. Serdar Kuzuloğlu (Podbee Media)
Konuk: Ebru Taşçı Firuzbay (Garanti BBVA, Yetenek ve Kültürden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı)
Bu bölümde, kadın ve erkek rollerinin toplumsal ve iş hayatındaki yansımaları, cinsiyet eşitliği, fırsatlar ve engeller finans sektörü odağında tartışılıyor. Kadınların iş hayatındaki görünürlüğü ve finans sektöründeki güçlü konumları mercek altına alınarak, toplumsal cinsiyet kodlarının ve klişelerinin günümüz dünyasında nasıl sürdüğüne dikkat çekiliyor. Konuk Ebru Taşçı Firuzbay’la güncel uygulamalar, kadın girişimciliği ve kurum kültüründe eşitlik üzerine zengin bir sohbet gerçekleştiriliyor.
[00:04 - 01:18]
[04:00 - 08:15]
[09:10 - 11:11]
[11:39 - 13:54]
[15:10 - 16:22]
[18:01 - 20:51]
[22:01 - 27:15]
[27:15 - 39:27]
[40:18 - 42:30]
[43:21 - 44:45]
[45:07 - 46:29]
Daha fazla bilgi ve konuyla ilgili başvuru kaynakları “Haddini Aşan Yaşam Rehberi”nin bölüm notlarında bulunabilir.