Loading summary
A
Yaşamın tamamı bir alışverişe benziyor. Bir şeyler almak adına bir şeyler veriyoruz. Ancak verebilmek için önce bir şeyleri var etmek gerekiyor. Sonra var ettiklerimize bir bedel biçiyoruz ve sahip olmak istediklerimizi üretenlerin biçtiği bedelle onları denk getirmeye çalışıyoruz. Eğitim hayatında çalıştığımız dersler sınavlarda sınanacağımız soruların karşılığında alacağımız notlar için.
Çalışma hayatında verdiğimiz emek, devamında alacağımız ücretle sahip olacaklarımız için. İnsanlık bu ilişkileri uzun bir dönem takas ile yürütmeye çalışmış. Sonrasında çok daha pratik bir yöntem keşfederek üstünde herkesin uzlaştığı ortak bir değer icat etmiş. Dolayısıyla insanlık tarihinin belki de üzerinde uzlaştığı en soyut kavram da bu olmuş. Evrensel bir bedel olmasından dolayı hayatın ve hayallerimizin de temel belirleyicisi olmuş.
Dolayısıyla paranın yani temsil ettiği varlıkların kıymetini belirleme adına önemini de anlamak zor değil. İşin tuhafı, bugün paranın temsil ettiği varlıklardan bahsederken dünden farklı olgulara işaret ediyoruz. Paranın sadece dijitalleştiği değil, akıllandığı bir eşikteyiz. Eskiden kasalarda sakladığımız, cüzdanlarımızda taşıdığımız o değer artık veriye, algoritmaya ve bizden daha hızlı düşünen otonom sistemlere dönüştü. Peki, binlerce yıl boyu deniz kabuklarına, metallere, kağıtlara ve nihayetinde bilgisayar ekranındaki sayılara yüklediğimiz bu anlamın dayanan neydi dersiniz?
Tek bir cevap her zamanki gibi imkansız. Ancak her geçen gün biraz daha karmaşıklaşan bu sistemin üstüne oturduğu çok temel bir kavram var. Üstelik paranın icadından da eski ve hiç değişmedi bugüne kadar. Güven. Dünya Ekonomik Forumu'nun raporlarına göre önümüzdeki on yılın en büyük riski ve fırsatı aynı kapıya çıkıyor.
Güvenin yapay zeka ile inşası. Peki, karar verme etkisini, birikimlerimizi, harcamalarımızı ve hatta geleceğimizi gözünün içine bakıp el sıkışamadığımız, sesini bile duyamadığımız kimi zaman bir zekaya devretmeye hazır mıyız? İnsan kendi icat ettiği bu yeni akıl karşısında liderliğini koruyabilecek mi? Yoksa konfor uğruna direksiyonu tamamen bırakacak mı? Haddini aşan Yaşam Rehberi'nin 95.
bölümünde teknolojinin ve stratejinin kesişim noktasında duran bir konuğum var. Kendisiyle hem bu alandaki yenilikleri hem de bu yeniliklerinin inşa sürecinde bireylerde ve kurumlarda aranan yeni yetkinliklere yer alacağız.
Emredan Hacı, hoş geldiniz. Teşekkürler, hoş bulduk. Program müdavimlerimiz size aşina ama siz de bize aşinasınız. Dolayısıyla biliyorsunuz öncelikle bir programın sözlüğünü oluşturalım. Bir nelerden bahsedeceğiz?
Bir altlık yapalım. Kavramları ele alalım. Sonrasında yüz bin sorun var. Vaktimizin yettiğince onlara da geçeceğim. Şimdi öncelikle bir...
Tabii böyle para, tura, finanstan bahsedince bunları emanet ettiğimiz kurumların başında elbette bankalar geliyor ama onlar da çok değişim içerisinde. Dolayısıyla böyle birkaç belki... İlk defa bazılarınızın duyacağı kavrama değineceğiz. Onların bir manalarına bakalım şimdi. Birincisi, akıllı bankacılık.
Akıllı bankacılık, tabi bu Frankçesiyle, ecnebi haliyle, bazen smart banking gibi gelebilir de. Biz işin biraz kognitif, yani bilişsel kısmına bakacağız. Yani bankacılığın sadece dijitalleşmesi değil de... O sistemin işi anlayıp, süreci anlayıp, veriyi anlayıp, yorumlayıp, müşteri adına böyle düşünen... Hatta belki bu günlerde sıkça duyduğumuz bir kavram var.
Türkler Agentic AI diyor. Yani vekil, vekalet eden, yapay zekan. Hani bir noktadan sonra bizim adımıza da süreçleri yürüten bir finans sistemi mümkün mü? Bir de tabii işin bu kadar algoritmalara devredildiği durumda gündeme gelen yabancı ismiyle... ...invisible banking var.
Yani Türkçesiyle görünmez bankacılık. O da bu finansal işlemlerin hayat akışı içerisinde erimesi. Yani farkında olmadan yürüyen finans sistemlerini tanımlıyor. Nasıl anlatabiliriz? Yani kredi kartı bilginizi vermeden kredi kartınızla otomatik olarak yaptığınız işlemler.
Bunun en basit, en temel, en yaygın örneği. Tabii ki elimizdeki mevcut teknoloji ile çok daha çeşitleniyor. Bir de programlanabilir değerler, kıymetler ve tabii ki paradan söz edeceğiz eğer konuyu oraya getirmeyi başarırsam. Bunu da şöyle düşünelim yani para şu ana kadar nasıl programlanıyordu? Zihnen programlanıyordu.
Yani diyorduk ki bu ay maaşımın mesela şu kadarını şuna yatıracağım, bu kadarını buna yatıracağım. Örneğin yine aynı örnekten yola çıkalım. Şu teknik olarak mümkün. Paranın elektronikleşmesi, dijitalleşmesi ve modern teknolojilerle buluşması. Hani kontratlı, kriptolu, blok zincir üzerinde işte maaşının şu kadarını şuraya aktarma şartıyla bu kadarını bu kadara aktarma şartıyla...
Üstelik istersen maaşının şu kadar kısmını avans olarak şu vadede alabilme şartıyla kazanıyorsun gibi bir hayat mümkün. Paranın programlanması, hayatın hayallerinin de programlanması. O da böyle ilgimi çeken bir konu. Konumuz oraya gelirse değinmek istiyorum. Yapay zekayı çok duyuyoruz ama yapay zekanın da alt kırılımları gündemde.
Ve bunlardan birisi belki de en önem taşıyacak olanı sorumlu yapay zeka. Sorumlu Manisa. Sorumlu değil yani. Yani Responsible AI dediğimiz kavram. Bu da hani...
Bu, bütün hayatımızı yöneten ve biraz önce deyindiğim gibi programlamaya namzet, programlamaya aday, bu iddiaya sahip algoritmaların ne kadar tarafsız, ne kadar yansız, ön yargısız olduğuyla, etik değerlerine kadar uyuştuğuyla ilgili bir tabir. Tabii ki bu kadar andık. Hani şurada tanımları yaparken bile kim bilir kaç defa bahsettim. İki kavram, değer ve güven. Ondan da bahsetmiş olalım.
Sadece Türk Dil Kurumu sözcüğünün karşılıklarını hatırlatacağım. Zaten çok yaygın zihnimizde yer etmiş iki kavram almasından dolayı. Değeri Türk Dil Kurumu şöyle açıklıyor. Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü. Bir şeyin değdiği karşılık, kadir, kıymet.
Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayıyla anlatımı. Yani işin birinci kısmı soyut, ikinci kısmı daha somut tanımlar için. Bir de güven var. Onu da dil kurumumuz şöyle açıklamış. Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, emniyet, itimat.
Yani A'dan Z'ye somut bir kavramdan söz ediyoruz. Güven diyerek. Ve... Değeri, güveni, parayı, akıllanmayı anlattık. Size dediğim gibi dinleyicilerimiz sadık, dinleyicilerimiz aşina.
Temsil ettiğiniz kuruma da öyle. Ama usulen, bir baştan bizi ilk defa dinleyecek olanlar için anlatır mısınız? ING, Hubs, Türkiye nedir? Sizin oradaki rolünüz ve sorumluluğunuz nedir?
Teşekkürler. HAPS Türkiye, ING'nin aslında operasyon, yapay zeka ve teknoloji işlerini kendi içinde, kendi insanıyla yapma niyetiyle ortaya çıkmış stratejik önemli bir adım. Bunlar geçen geldiğimde beş taneydi. Şimdi altı tane olduk. İspanya da aramıza katıldı.
Biz de bu altı tane oyuncunun içinde teknoloji ve yapay zeka alanında ülkemizdeki yetkin, insan kaynağımızla birlikte yine geniş stratejisine katkıda bulunmak üzere yola çıkmış bir ekibiz. Bu iki senelik yolculuğun içinde... Perakende bankacılık dediğimiz dokuz tane ülkenin yapay zeka alanındaki yol haritalarının belirlenmesi, bunlara uygun adımların hayata geçirilmesi ve bu hayata geçirilmiş adımların sürekli öğrenerek hem kendi ekibimizdeki arkadaşlarımız hem de iş birimindeki ülkelerdeki arkadaşlarımızın veriden karar alma yolculuklarıyla organizasyonu biraz daha veriden... Karar alarak yönetme yolculuklarının ilk tetikleyicisi olan bir ekip olarak konumluyoruz. Bir yandan da teknoloji işleri yapıyoruz, yapay zekanın haricinde.
Dolayısıyla ING, HAPS'lar üç farklı faaliyet alanında aslında odaklı giderken biz Türkiye'de havuzumuz... Yapay zeka ve teknoloji alanındaki ehil arkadaşlarımız sayesinde bu iki alana odaklanıyor. Başka ülkelerde de yine bu şekilde farklılıklar var. Özellikle mesela Manila'da bir hubumuz var. Bu çok yüksek bir çalışan sayısıyla.
Manila? Evet, Filipinler'de. Orada yapay zekalığında işler yapılırken, teknoloji alanında da işler yapıyor ama aslında operasyonun merkezlerinden bir tanesi Manila. Slovakya'da daha çok operasyon yapıyoruz. Romanya'da daha çok teknoloji yapıyoruz.
İspanya'ya da yine teknoloji odaklı gideceğiz. Dolayısıyla ana çıkış noktası, bütün süreçlerin, bütün ürünlerin coğrafya bağımsızlığı neredeyse aynı oldu. ve farkı müşteriye daha iyi hizmet yapmak için bilgi çağında insanıyla yarattığı servislerle onlarla buluşturarak fark yaratmak üzere bir strateji oluşturan ING'de, ING App'lar önemli bir strateji yapıyor. Ben de görev olarak Türkiye'deki bu ING App'ın kuruluşunu ve bu alanlarda katma değer üreten servisleri yaratacak arkadaşlarla organizasyonda, global organizasyonda onların entegre bir şekilde çalışmasını sağlamak üzere ne mutlu bana ki bu yolculuğa bir şekilde katılıyorum. Tabii yani epey kalabalık bir tanım oldu.
Böyle kafamda gözümde canlandırmaya çalıştım. Tek anladım. Büyük bir sorumluluk olduğu kolay gelsin. Ama şunu da merak ettim ister istemez. Yani bu süreçler zaten bankanın kendi içinde hali hazırda yürüttüğü operasyonlar değil miydi?
Neyi değiştiriyor? Doğru söylüyorsunuz ama şu anda biraz önce de belirttiğiniz gibi çok önemli köklü bir değişimden geçiyoruz. Dolayısıyla eski iş yapış şekillerinin ve aynı zamanda da aslında organizasyonun buna bağlı olarak içeride insan kaynağı yetkinliklerindeki... ...farklılığı ortaya koyduğu bir yandan da organizasyonel değişimde iş yapış şeklini de değiştirdiği... ...transforma ettiği bir dönemden geçiyor tüm alanlar.
Bankacılık da bunlardan bir tanesi. Geçmişte dokuz ülkede faaliyet gösterirken kendi içlerinde bu departmanları barındıran bir oluşumdan bahsediyoruz. Şimdi bu kadar hızlı giden teknolojik yapılarda aslında biz bu değeri, bu dönüşümü birbirinden öğrenirken bir yandan da merkezileştirilmiş bir şekilde kendi adımıza rekabet avantajı yaratacak servislere dönüştürmek üzere bir merkezi hibrit yapı kurmaya çalışıyoruz. Çünkü olayda aslında iki tane çok önemli bir boyut var. Vekil tayin ettiğimiz agentler son bir senedir çok önemli bir şekilde hayatımıza girdiler.
Ama hep bunlar yeni kavramlar. Ve bir yandan da dikkatli bir şekilde karar alma süreçlerine entegre ettiğinizde vekaleti nereye kadar vereceksiniz? Tek bir boyutta mı vereceksiniz? Bunu verirken onu katma değerli bir şekilde, kontrollü bir şekilde güvene bağlayacak şekilde kararlarınıza ne sınırda vereceksiniz? İnsan ve Bu teknolojinin birleşiminde hangi unsurlarla bunu düzgün bir şekilde oluşturacaksınız?
Ve daha da önemlisi biraz önce de atıfta bulunduğunuz akıllı bankacılığa dijital, yirmi beş, otuz yıllık dijital dönüşüm artık bu verinin arka tarafta saklanmasına, saklandıktan sonra da anlamlandırılarak daha iyi hizmetlere dönüştürülmesine dönüşmeye başlıyor. Bu arkadaki tool'lar agentik ya da LLM ya da eskiden yaptığınız machine learning analizler şimdi bir araya gelerek hazırlıklarınızla başka bir formata dönüşüyor. İşte tam da o noktada bu merkezi yapılar. Kendi içinde insanına bu bilgiyi ve bu yapıları kurgulama, dizayn etme fırsatı verdiğinde aslında üstüne koyarak bir yolculuğa, kendi insanınızın geliştiği bir yolculuğa, bu insanların geliştiği, öğrendiği ve başarılı uygulamaları diğer dokuz tane farklı coğrafyaya aynı şekilde uygulama çabasıyla oradan bir avantaj yarattığı bir stratejiye dönüşüyor. O yüzden de bilgi çağında biz bilgiyi kendi içimizde, kendi insanımızla buluşturmaya, Onların gelişim yolculuğuna dönüştürmeye, öğrenim yolculuğuna dönüştürmeye.
Bu sayede de geçen programda da söylemiştik. Yetkinliklerin de değiştiği bir dünya, iş yapı şekillerinin de değiştiği bir dünyada o geleceğin çalışan profilde, geleceğin liderlerine doğru bir tedrisat oluşturmaya çalışıyoruz. Çok boyutlu bir oyuna dönüşüyor. Kolay bir oyun değil ama hedefimiz bu yönde. Şimdi bir yandan da tabii bu kadar şapkanın içine meziyet doldurunca, bu kadar geniş bir coğrafyada, farklı kültürde bunların ortak faydaları nasıl bulunuyor diye düşünüyordum.
Ama tam burada bu ING HAPS veya ING HAPS Türkiye parantezini kapatıp... Madem öyle, bu bahsettiğimiz konulara bir gelelim. Şimdi deminki tanımınız doğrultusunda son dönemde çok kafamı kurcalayan, için için düşündüğüm bir meseleyi size açayım. Sonra sizden bunun finans yansımasını dinleyeyim. İnsan hani malum sosyal bir varlık olma hasebiye diğer insanlara muhtacız.
Birçok konuda onaylanma adına bile. Dolayısıyla bütün ilişkilerimiz aslında insan insan arasında ve bu insan insan arasındaki ilişkinin en temel yapı taşını da güven oluşturuyor. Yani kiminle neyi yapıp yapmayacağımıza ne kadar yapacağımıza güven unsuru karar veriyor. Ve bu biraz önce hani bizzat sözcük tanımında bile bahsettiğim gibi çok soyut. Tanımlaması zor.
Siz bana güveniyor musunuz? Belki güveniyorsunuz. Ama niye güveniyorsunuz? Belki bunu anlatması çok zor. Zihinde oluşan bir algı ve bu çok zor kazanılıyor.
Çok kolay kaybediliyor. Bunun tam tersine çok ilginç ve ironik bir şekilde. Teknoloji ve onun araçlarına çok kolay güveniyoruz. Bir anda güveniyoruz ve güvenimizi kaybetmemiz çok uzun zaman alıyor. Yani ben örneğin işte marka ismi verelim.
Chat GPT kadar üfürsem, yalan söylesem, bilmediğim şeyleri uydursam... Hani ikinci şansı bana kimse vermez ama bunu tolere ediyoruz ve onların mesela en basitinden bir Google navigasyon hizmetine ne kadar koşulsuz inanıyor ve güveniyoruz ve kendimizi teslim ediyoruz. Bir düşünelim. Aynı şey tabii ki şüphesiz finansal sistemlerde de geçerli ama finansal sistemlerde bu güveni yaratan ne? Yani şu açıdan söylüyorum.
Bence dünyada iki. ...kendine has meslek var. Birincisi, en kıymetli varlığımız olan, canımızı teslim ettiğimiz hekimler. İkincisi, en kıymetli ikinci varlığımız olan, diğer bütün varlıklarımızı temsil eden... ...paramızı, pulumuzu, servetimizi teslim ettiğimiz bankacılar.
Bu çerçevede finanstaki güveni oluşturan, bugünün modern yaşamında... Dediğiniz gibi bir soyut kavramdan bahsediyoruz ama çerçevesiz, çizilmiş yerde güven duygusundan belki hareketle anlatmak daha doğru olacak. Yüzde yüz katılıyorum size. Teknolojiye inanılmaz bir şekilde kendimizi teslim ediyoruz ve çok hızlı güveniyoruz. Hatta güvenimizi de kolay kolay ondan geri çekmiyoruz.
Oysaki biz de sizin verdiğiniz örnek gibi. Biz o hataları yapsak büyük ihtimalle ciddi anlamda sıkıntı yaşarız. Gerçek hayatımızda cezasını çekeriz. Aslında okuldaki öğretmenimize dersi çok iyi anlatıp bizi geleceğe hazırladığı için o çerçevede güveniyoruz. Onun tam kişiliğiyle, karakteriyle tanımadığımız bir ortamda tamamen çerçevesi çizilmiş bir şekilde gidiyoruz.
Matematikte öyle. Ben matematik... Geçen sefer de söylemiştim, annemden sonra ikinci aşkım. Aslında matematik sorularına bu üniversite sınavı bizde çok yaygın olduğu için başlangıçlarına baktığımızda tam sayılar kümesinde, real sayılar kümesinde. Dolayısıyla çerçevesi sınırları çizilmiş olan yerde düzgün ve tutarlı çalışan bir yapı içinde sizi hep yönlendiren bir yapısı var.
O yüzden güveni de belki de oradan almak lazım. Hangi çerçevede, hangi sınırlar içinde güven? Finansal sektörün öyle bir avantajı var. Dediğiniz gibi en önemli sağlığımız ama sonrasında hayatımızı devam ettirmek üzere bir maddiyat giriyor ve bunun düzgün bir şekilde korunması bir yerde tutulması hepsi güven unsurları evde tutmak yerine hiçbir şey olmayacağını bildiğimiz bir yere emanet etmek başka bir güveni ve riskleri yok ediyor. Dolayısıyla o çerçevenin içinde finansal sektör çok uzun yıllardır evden çalınan bir paranın Yerine oralarda tutulması, sonrasında gelişen farklı enstrümanlarda bunun değerinin korunması gibi unsurlarıyla hep çerçeveyi doğru sınırlamış ve bunu da üst yerde global anlamda evrensel kurallara bağlamış.
Yaşanmış bir sürü şey olmuş, badireler atlatılmış globalde, lokalde ve bunun öğrenimleri orada yazılı kitaplarda bir çerçeveye, güven çerçevesine tekrar dönüşmüş. Bence finansal sektörün teknolojiyi kendine adapte ederken de arka tarafta hala oluşturduğu o önemli yapı taşlarından bir tanesi. Bu uzun yıllara gelen güven çerçevesinin toplumda ve insanlarda yaratmış olduğu o algı ki doğru bir algı. Sonuçta biz ne yaparsak yapalım. Teknolojiye entegre edelim, bunu şubelerden dijitalleşme süreçlerine gidelim.
Dijitalleşmeden akıllı bankacılığa giderken veriyi müşterilerimiz ve organizasyonumuz için daha iyi anlandırma sürecine gidelim. Geçmişte yazılmış olan o kurallara uygun hareket etme zorunluluğuyla gidiyoruz. Dolayısıyla oradaki o üst akıl bizi de yapacaklarımız konusunda... Net bir şekilde denetliyor. O denetleme mekanizması ile birlikte belli bir çerçeveyi oluşturuyor.
Bu da aslında kendi oyun alanımız için de belli bir niyete, belli bir amaca uygun devam etmeyi, daha farklı alanlara o güveniz edilecek yerlere gitmemeyi sağlıyor. Bir başka boyutu da şu olsa gerek. Çünkü finansal sektör aslında birbirine çok bağlı ve bütün işlerin en temelinde O transactionla bitiyor her şey. İstediğiniz yapım bir şirket olabilirsiniz, birey olabilirsiniz. Bakkaldan ekmek alsanız da bir para alışverişiyle dediğiniz gibi değeri ortaya koymuş bir şekilde gidiyorsunuz.
Ve dolayısıyla orada aslında en sonunda bir işlem var. Parasal bir işlem var. Ve bunlar bütün dünyada geçerli. Şirket için geçerli, her şey için geçerli. Tam da o noktadan hareket de aslında o uzun yıllara gelen...
Alışkanlık belli bir çerçeveye bağlandığı için bizim farklı dönüşümlerde o çerçeve içinde... ...oyun oynamaya devam etmemiz, daha iyi bulma amacımız. Aslında güveni de korumamıza bir sebep de bir şekilde sebep oluyor diyebilirim. Vaktiyle bir banka yöneticisi ile sohbet ediyordum. Şey diyordu, ya böyle...
Güven duygusu yaratmak için çok görkemli genel merkezler falan ediniyoruz, işte şey yapıyoruz falan. Bazı müşteriler de diyor ki, ya bizim paraları böyle çarçur ediyorsunuz, boş boş şeyler. Yani o kadar insan sayısı kadar, müşteri sayısı kadar farklı karşılıkları var. Peki, hani bu son üç yılda... Hayatımıza giren ve aslında bu ilkel döneminde bile hiç ummadığımız kadar çok şey tanımlar hale gelen yapay zeka en çok bu finans alanında kendi adını duyuruyor.
Bu kesişimdeki güven duygusunu oluşturan şey nedir? Çünkü banka müşteri ilişkisinde, dediğim gibi bankanın genel merkezi, binası, şubesi, içindeki temsilci personelinden başlayan bir, aslında gözle görülebilir, dokunulabilir bir güven ilişkisi var. Bu elektronikleştiğinde, teknolojiyle kesiştiğinde ne sağlıyor güveni? Gene belki de hani evrimsel bir süreç bu. Her dönemin kendi içinde güven unsurları farklılaşıyor.
Eğer şubeli bankacılık yapacaksanız, otomatik olarak oraya girdiğinizde o güveni hatırlatacak olan görüntü ilk anda ön planda olabiliyor. Ama... Teknolojinin geldiği yerde müşterinin ihtiyacı ve aynı zamanda almak istediği hizmet şekli değişiyor. Dolayısıyla belki on sene önce konuşsaydık, dijitalleşmenin geldiği noktayı ve onun gideceği noktayı konuşuyor olurduk. Ama biraz önce sizin açılışta da belirttiğiniz gibi bu süreç günahıyla sevabıyla tamamlandı.
Zaten artık bizim normalimize dönüştü. Bugün herhangi bir insana ya da yeni nesle ya da aslında benim babama 75 yaşında olmasına rağmen, hadi baba artık para yatırmaya ya da müşteri olmaya dükkanı kapatacaksın, arabaya bineceksin, trafiği çekeceksin, onu bir yere park edeceksin, park parası ödeyeceksin, şubede sıra bekleyeceksin gibi bir süreçten söylesek, oğlum zamanım gider, param gider, ben başka bir bankaya gideyim, orada bunu oturduğum yerden görüntülü görüşmeyle yapabiliyorum der. normalleşen yapı buna geldi. O zaman güven unsuru da otomatik olarak o gördüğümüz binalardan, içeriye girdiğimiz, gördüğümüz o takım elbiseli gravatlı insanlardan başka bir yere doğru evrilmek zorunda oldu. Yapay zekaya bağladığımızda da yine aynı şekilde neden yapay zeka alanındaki örnekler özellikle bankacılıkta ve finans sektöründe daha baskın, daha öncü?
Ona bir bakmak lazım belki de. Bence avantajlıyız orada. Bir tanesi de tam güvenden geliyor. İşte söylediğimiz o regulasyon çerçevesi ve uzun yıllarda kurulmuş olan o denetleme mekanizması ile birlikte arka taraftaki bu verilerin anlamlı bir şekilde kullanılmasında orada bir denetleyici var. Bu denetleyici belli çerçeve içinde müşteriye, ekonomiye, dünyaya zarar vermeyecek şekilde açıklanabilir etik olmasını sağlayacak.
Yönlendirmelerle bunların var olmasını zaten mümkün kılıyor ve zorunlu kılıyor. Bu çerçeve içinde otomatik olarak ikinci bir şey geliyor. Bankacılık sektöründe madem sağlığımızdan sonrası bütün dünyada insanlara ilgilendiren, şirketlere ilgilendiren bir yapı var. Dijitalleşmenin de öncüsü bankalardı, finansal oyuncularda. Ve çerçeve içinde aslında dijitalleşme bize en çok şunu sağladı.
Arka tarafta verinin belli bir formatta sürekli biriktirilmesi. Bu da bir yolculuktu. İstediğimiz gibi biriktiremediğimiz dönemler oldu. Bazılarını tekrar istediğimiz formata götürmek için dönemler oldu. Bunun maliyet boyutları oldu.
İşlenmesiyle ilgili sıkıntıları oldu. İşleyecek insan kaynağının işle ilişkilendirmesiyle ilgili sıkıntıları oldu. Ama hepsi bu süreci atlattıktan sonra artık öyle bir noktaya geldi ki verimiz var. Eskisi kadar maliyetli bir şekilde tutmak zorunda değiliz. O koca koca data centerları artık kendi başımıza açmak zorunda değiliz.
Onu açmak için bir yer tutmak zorunda değiliz. Onun için de iki yılda bir habire gelişen teknolojiyle her şeyi sıfırdan kurmak zorunda değiliz. Otomatik olarak o değeri biz başka kendi insan kaynağımızın gelişimi için artık kullanabilir haldeyiz. Bir yandan da o gelişimde onları yaparken, o yatırımları yaparken insanımız bunu nasıl Müşteri için, organizasyon için değere dönüştürebilirim diye de kendisi bir yolculuk yaşadı. Bu yolculuğun içinde tekli bazı çözümlerin, sonradan sistem mimarisi içinde birbiriyle ahenkle çalışması yolculuğunda güzel sonuçlar gördük.
İstemediğimiz gibi sonuçlanan ama öğrendiğimiz yapılar gördük. Tam da o sırada bu teknolojik gelişmelerle birlikte bize yeni oyuncaklar, yeni araçlar vermeye başladılar. vekaletle ilgili bir durum geldi. Eskiden biz sadece geçmişteki bir datadan geleceği temsil edeceğini bir sürü farklı yöntemle kontrol edecek mekanizmalarla bir tane yapı yapıyorduk. Statik bir yapıydı aslında bu.
Sonrasında onu olabildiği kadar dinamik yönetmeye çalışıyorduk. Gerektiği zaman tekrar yenilemeye çalışıyorduk. Şimdi bu yeni yapılarla birlikte onu daha otomatik ve sürekli kılan yapılar ortaya çıktı. Bunun riskleri var ve getirdiği pozitiflikler var. Daha Önemli tekrar böyle insan yoğun ve operasyonel yoğun karar mekanizmalarını değiştirecek yapılarla uğraşmak yerine o karar mekanizmalarının kıymetli olup olmadığını kontrol edecek daha yukarı götürecek mekanizmalara artık ışık kaçtı.
Bu da hem insanımızın bakış açısını, yetkinliklerini hem de işi yönetme şeklini değiştirirken bir yandan da sonuçlarıyla eğer başarılı olursa hem organizasyona hem de müşterilerimize pozitif etkiler yaratmaya başladı.
Sizi dinlerken yakın geçmiş bankacılık tarihini şöyle bir hatırladım. Bu internetin ilk hayatımıza girdiği dönemde sektörün en büyük tartışma, münazara anlamında tabii ki endişesi. Acaba mesleğimizden olacağız mı? Artık herkes işte internet bankacılığını, işte sonra mobil bankacılık çıktı malum. İşimizden olacağız mı?
Ama aslında sayısal olarak baktığımızda bankacılık sektörü büyüdü, istihdamı arttı. Tam da buna tezat oluşturacak şekilde. Şimdi yapay zeka çağında aynı şey, aynı tartışmalar, aynı endişeler, evhamlar yeniden gündeme geliyor. İşte yapay zeka işimizi elimizden alacak mı? Biz ne yapacağız gibi konular var.
Sorumun birinci kısmı, yapay zekada aynı hikayenin bir tekrarı mı olacak? Yoksa kimilerinin iddia ettiği gibi bu sefer işler öyle değil. Bu sefer artık zihinsel, bilişsel işleri de üstleniyor. Dolayısıyla hani insanların kendine yer bulması zor olacak mı? İkincisi de aslında yine G.A.A.B.S.Türk'in başındaki isim olarak hani liderlik ettiğiniz bir ekip var ve bu ekip...
Biraz önce anlattığınız epey kalabalık bir sorumluluğu üstleniyor. O iki bin yani yapay zeka çağının yetkinlikleri ne olacak? Yani özetleyecek olsak birincisi yapay zeka aynı hikayenin başka bir bölümü yoksa yepyeni bir kitaba mı geçiyoruz? İkincisi her iki durumda da bize düşen nedir? Yepyeni bir kitaba geçiyoruz gibi iddialı bir cümle kuracağım belki ama gerçekten geçiyoruz.
Siz geçen görüşmemizde de bence çok güzel açıklamıştınız. Ben oradan almak isterim. Elektrik gibi, buharlı makineler gibi, internet gibi aslında köklü olarak iş yapış şekillerini. ve dolayısıyla aslında insanlardan beklenen yetkinlikleri değiştiren yeni bir döneme gidiyoruz. Öyle olduğu için kitabı yeni diye tanımlamak çok da yanlış ya da çok da iddialı olmaz diye bu cümleyi kurmak istedim.
Ama geri dönüyorum. Geçen sefer de söylemiştim. Gene farkı biz yaratacağız. Yani insan yaratacak. Bunu chat GPT örneğinden gidersek üfürdüğünü anlayabilecek kadar geçmişte biriktirdiklerinizde bir saniye öyle değil o deyip onu yönlendirdiğinizdeki elde ettiğiniz çıktığıyla O söyledikleriyle birlikte hayatına devam ettiğinizde aslında çok önemli bir kalite farkı var ve karar mekanizmasında da sorun var.
Dolayısıyla hala sizin bugüne kadar okuduklarınız, elde ettikleriniz, deneyimlerinizle birlikte anlamlı kılıyor. Ama yeni bir yetkinliğe ihtiyacınız olacak. Dolayısıyla yeni sayfa açıyoruz. O yeni sayfayı açarken... Bir dakika, o yeni sayfadan önce finans sektörüne etkileri konusunda ne düşünüyorsunuz?
Finans sektörüne etkileri konusunda da ciddi bence işin bu şekillerinde adetsel bilmiyorum. Yani onu söylemem çok... Şeyden ben şahsen eminim. Finansal hizmetlerin yaygınlığını, kullanılırlığını... Ve etki alanını çok genişletecek.
Ona hiç şüphe yok. Ama içindeki insan... Hani büyük bir ekibi yönettiğiniz için size soruyorum. Hani bu alandaki iş gücü arayan kişi olarak da. Ama şöyle de ilginç bir şey var.
Mesela biraz önceki anlattıklarınızı dinlerken şunu düşündüm. Eskiden... Şöyle diyeyim. Finans tabi ana çatı da biz daha genel tablo bankacılık diyelim. Bankacılık sektörü bankacı arardı.
Sanıyorum artık eskisi kadar bankacı aramıyor değil mi? Doğru mu düşünüyorum bilemedim. Dediğiniz gibi bankacılık sektörü de kesinlikle çeşitlenecek. Daha büyük kitlelere hizmet eder hale gelecek. Servislerini çeşitlendirecek.
Yaptığınız işi bilmeden sadece teknik altyapınızla bunlara katma değer sağlamanız çok mümkün değil. İki tane sebebi var. Bir tanesi zaten sizinle birlikte yola çıkan yeni nesildeki arkadaşların sizden bekledikleri farklılaştı. Bir amaca hizmet etmek istiyorlar. Kendilerini geliştirmek istiyorlar.
Daha iyi versiyonlarını bulmak istiyorlar. Sadece liderlik yaparak onlara aslına yön gösteremezsiniz. Tam yapmak istedikleriyle ilgili sorularda da doyurucu cevaplar almak istiyorlar. İkincisi bizim zaten Değer önerimiz bir probleme çözüm bulmak. Özellikle yapay zekada bilmediğiniz, sonunda ona çözüm bulacak hikayeden haberiniz olmadığı bir yerde sadece teknik yetkinliklerinizle bunları yapmanız imkansız.
Bunu denedik. 10-15 yıldır bu sektör yeni olduğu için tabii ki insan kaynağı ars talep dengesinde eksikti. Teknik olarak kodlama yapabilmek, teknik olarak algoritmaları doğru zamanda doğru problemlerle buluşturulmak da önemli bir yetkinlikti. Ama anladık ki Aslında biz bir problemin peşinde, ona cevap bulmak için koşuyoruz. Ben bunu hep şeyde bahsediyorum.
Bir yemek yapan şef gibi. Dolayısıyla doğrudur. Bugünün koşullarına uygun bir mutfağa ihtiyacımız var. Bugünün koşullarına uygun alet edevata ihtiyacımız var. Ama kendi örneğimizde dokuz farklı ülkede dokuz farklı malzemeyle o yemeği en güzel yapmaya çalışıyoruz.
O yüzden de 9 farklı mutfak kültürüne uygun yemek yapabilmek için o kadar o yemek yapma konusunda da pratik yapmış. Bazı hatalar yapmış ve dolayısıyla yemek yapmayı da biliyor olmanız lazım. Hep derler diye ben bunu çok seviyorum. Size de olmuştu. Allah rahmet eylesin.
Anneannem hep öyleydi. Elindeki malzemeyle en güzelini çıkartırdı. Aslında biz de yapay zeka dünyasında elimizdeki malzemeyle en güzelini çıkartıyoruz. Bunun için bilmeniz lazım. Bilen ekipler kurmanız lazım.
Dolayısıyla iş yapış şekilleriyle birlikte organizasyonel dönüşümün de olduğu, buna uygun yapıların olduğu bir dünya bize bekliyor. Bu dokuz ülke birbiriyle eş zamanlı mı çalışıyor, senkronize mi çalışıyor? Yoksa böyle hepiniz müstakil yapılar mısınız? Yani siz mesela İnegen Haps Türkiye olarak Türkiye'ye özel çözüm mü geliştiriyorsunuz? Yok, biz ING Hub Türkiye olarak bu dokuz ülkeye çözümler geliştiriyoruz.
Dolayısıyla aslında iki boyutlu bakmak lazım. Yapay zeka yolculuğu için ING stratejisi, ortak odaklanılan alanlarda olması gereken tüm yapay zeka unsurlarının her ülkede olmasını mümkün kılıyor. Dolayısıyla burada bir merkez var. Ama ülkede de bizim arkadaşlarımız var. İlk önce Lego parçacıkları gibi düşünelim.
Biz bir tane Lego parçacıklarından aslında bir çıktı yaratmaya çalışıyoruz. Fakat bu çıktı. Biraz önce söylediğiniz gibi mutfak ve malzemeler farklı olduğu için. Belli bir şekilde ortaklaşsa da küçük farklılıkları var ülkelere özgü olarak. Ülkeyi ülkede bilen arkadaşlar var.
Merkezde ülkeyi anlayan, işi bilen ve teknik olarak gelişimi de tamamlanmış arkadaşlar var. Bu iki gücü bir araya getirip belli bir stratejiyle olgunluk haritalarıyla ilerliyoruz. Dolayısıyla eskisi gibi şu işi yapalım ne kadar güzel olur demektense altta alt yapıda dokuz ülkenin o odaklanılan alanda Şu yedi tane ayrı unsurun her birinde olması gerektiğiyle ilk önce yolculuk başlıyor. Biz hemen elleri sıvayıp, hadi bir şey yapalım dansa, peki bunun olmazsa olmaz unsurları ne? Karar aldığımız mekanizmalarda analitik nerede?
Yapay zeka nerede? Unsur olarak gelecek. Bu her bir unsur sonra birbiriyle nasıl çalışıp değer üretecek? Yolculuklarını tasarlıyoruz. Sonra bunları var ediyoruz.
Var etmek yetmiyor. Var ettikten sonra bu yapı, bu sistem, Beklenildiği çıktıları hem kendi başına o istasyonda hem de sistem olarak birlikte hala devam ettiriyor mu? Dünya değişiyor, müşteri davranışı değişiyor, dünyadaki makro ve mikro değişiklikler oluyor. Bunlar hayata girdikten sonra hangi noktalarına? Biz değişiklik yapmak zorundayız.
Buraları tespit edecek mekanizmalarla sürekli öğrendiğimiz ve geliştiğimiz bir yapı kurmaya çalışıyoruz. Ben... Demin dediniz ya, annemden sonraki en büyük aşkım matematik. Benim de en büyük korkum matematik. Hala geceleri bazen kabuslarımın ortak paydası şey oluyor.
Matematik sınavın geçersiz sayılmış, seni tekrar sınava alacağız diyorlar. Diyorum ki ben mezun olmuştum ya falan filan. Dolayısıyla dünyaya bakışımız, algılama şeklimiz de farklı. Siz her anlattığınız cümlede ben kafamda görseller oluşturmaya çalışıyorum falan. Ve her anlattığınız cümleyle o görseller biraz daha böyle içinden çıkması zor, yönetmesi zor.
Yani tek bir organizasyonun kendi idaresi bile... Zorluğunu bilen biri olarak böyle dokuz farklı ülkede tek bir çatı üstünde ve çok geniş farklı kültürlere hizmet, ürün, çözüm üreten bir yapının ne kadar zor olduğunu hayal etmeye çalışıyorum. Kolay değil. Peki, süremizi de epey ilerlettik. Kendi adıma son sorum.
Tabii ki çok merak ettiğim şey var ama bütün bu bahsettiğiniz bu karmaşık tablo, bu büyük sorumluluk ve hataya, kusura en az tahammülümüzün olduğu alanda hizmet veren... ...bir yapı olarak. Bunu mümkün kılan hani teknolojilere yakın ya da uzak bir nebze aşinayız. Bir kısmını hatta kullanıyoruz hayatımızda. İşte birkaçının adını andık program boyunca.
Ama bunları var eden ve sevk ve idare eden insanların yetkinliği ne? Yani siz yine Gahap Türkiye olarak mesela nasıl bir profil arıyorsunuz? Sahiden gerçekçi bir bakış açısıyla ve... Bu ekipleri tabii sadece çalışan profili değişmiyor. Yani tabii ki o da çalışan havuzunda ama yönetici profili de değişiyor.
Tanımlar mısınız bir INGH Türkiye dünyasında onun çağında ki çalışan nedir? Vasfı nedir? Yetkinliği nedir? Ve yönetici nedir? Aynı kriterler doğrultusunda tanımı nedir?
Bizim çalışanlarımızın profiline baktığımızda bir numaralı ortak nokta... ...kompleks problem çözme yetkinliğimiz yüksek. Arkadaşlarla çalışmaya çalışıyoruz. Dünya çok kompleks bir hale geliyor. Biraz önce söylediğim gibi...
Bunu çok duyuyorum. Mesela somutlaştıramamanız kompleks. Diyelim ki kompleks bir sorun var. Bunu anlamlandırıp parçalara böyle bir çözümünü geliştirmek yani bire bir cümle anlamıyla mı bunu kastediyorsunuz? Evet, çünkü biraz önce de aslında gene söylediklerimde ilintili bir şekilde bu bir öğrenme süreci ve belli bir evrilme ile gidiyor.
Biz artık... Tekil anlamda odaklandığımız bir problemi biraz önce söylediğimiz yeni teknolojik gelişmeler ve hayatımızda kullandığımız teknolojik yapılarla çözme konusunda bir noktaya geldik. Finans sektöründe de geldik, diğer endüstrilerde de geldik. Şimdi iş... Bu ayrı küçük parçacıkları bir arada çalıştırma zamanı işte bu kompleksiteyi yaratıyor.
Biraz önce söylediğiniz görselleştirmedeki karmaşıklık da oradan geliyor. Başka bir boyuta geçiyoruz. Artık sistemleri birlikte oluşturacak unsurlar, o parçacıkların birlikte ahenk ile çalışması, tek başına bir şey üretmesi, bunun tutarlı olması ama eklemlendiği diğer parçacıklarla birlikte bir değer üretmesi çok önemli. Bu değerin otomatik bir şekilde İstenildiği gibi gidip gitmediğinin sürekli takip edilmesi. Eskiden ne yapardık?
Biz veriden anlam çıkartmak için işte dashboardlarımız olsun, görsel bazı grafiklerimiz olsun. Bunlar otomatik olsun. Otomatik olduktan sonra inşallah insanlarımız her sabah gelsin, açsın. Yukarıda bir tane filtre var. Beş tane opsiyonum var.
Yanında bir tane daha var. Üçüncüsü beş çarp beş beş yüz yirmi beş altta dört grafik beş yüz. Ama koskoca değer ürettiğiniz yerde on tane dashboardta beş bin tane farklı senaryo her gün insanların bakmasını hayal ediyorduk. Ona da veriden anlam çıkartacak bir yapıya geçmek için önemli unsur zannediyorduk. Doğrudur, çok da önemli şeyler yaptık ama hayatın zorluğu, günlük akışı, toplantılar, verilmesi gereken cevaplarla birlikte bunun mümkün olmadığını biliyoruz.
Şimdi tam oraya geldik. Bütün değer zincirindeki karar mekanizmaları otomatik dinleyip insanlarımızın önüne bunlar çok iyi gidiyor. Akşam rahat uyuyabilirsin. Şuralarda ise geliştirmemiz gereken bir şeyler var. Onları inceleyelim diye hibrit bir modelde yine onların bilgileriyle buluşturacak yapılar kurmaya çalışıyoruz.
Kompleksliği buradan geliyor. Dolayısıyla tek bir unsurdan aslında değer. zincirinin her birine ışık tutmaya çalışıyoruz birlikte onların bilgisini kurarak. Dolayısıyla kompleks problem çözmek, sistem yaklaşımı, küçük parçacıkları anlamlı bir şekilde ayırabilmek, onları sonrasında doğru sırada, doğru şekilde bir araya getirip istenilen forma dönüştürülebilmek önemli bir bakış açısı. İkincisi, Birlikte çalışıp gelişebilmek, birlikte bu yolculuğu tamamlayabilmek, el ele verebilmek.
Çünkü bu kadar kompleksliğin olduğu bir yerde işi bileceksiniz, tekniği bileceksiniz, artık istenilenler çok fazla. O zaman yanındakilerle birlikte silo mantığından daha ortak amaca... Onun senin için de değerli olduğunu ama aslında yaptığın işin sonucunu da etkileyeceğini bilerek ortaklaşa konuşabilmek, bir arada hareket etmek, birbirinden öğrenmek ve üstüne koyarak devam edebilmek çok kritik oluyor. Dolayısıyla kolej takımını kurmaya yetkin bir kolej takımında problem çözmenin keyifli olduğunu, mutlu ettiğini, gelecekte senin daha iyi versiyonunu da oluşturduğunu ikna edecek bir çalışma ortamında kültürle ilerlemeye çalışıyoruz. Çalışanlardan beklentimiz bu.
Liderlerden de bunu mümkün kılacak ortamı sağlamalarını istiyoruz. Dolayısıyla bunu teşvik etmelerini istiyoruz. Matematikte... En önemli atılımlarda bile integrelde bile artı C diye bir tane hata payı vardır. Ama uzaya gitmemizi sağlayan o artı C'dir.
O belirsiz şekillerin alanını, hacmini, başka yapılarını bulmamızı sağlayan otur. Dolayısıyla biliyoruz ki hep geliştirilecek, hep daha iyi yapılacak bir şey var. Hatayı daha minimize etmek var. Bizim de hayatımızda hata var ama hata Kabul edilebilir sınırlarda mı? Değil mi?
Neyi optimize etmeye çalışıyoruz? Çok önemli. Liderlerin işi bilirken aslında bu hatayı yolculuğun bir parçası olarak belli prensiple çerçevede sıkıntı yaratmayacak ortamda onlarla gelişim yolculuğu olarak tasarlamalarını istiyoruz. Dediğim gibi biraz önce söylediğiniz çok kıymetliydi. Teknik tarafta gelişim mecbur oluyor.
Biz de artık nasıl babamın örneğinde olduğu gibi şubeden mobil bankacılığı sürekli hayatında kullanan, hatta başka yerlerde de mobili ya da dijitalleşmeyi kullanan bir yapıyı adapte olduk. Zaten öyle değil mi? İnsanın sosyal varlık olmasının yanında ya adapte oluyor, ya mutasyona uğruyor ya da yok olup gidiyor. Bizim bugüne kadar belki de bu dünyada varlığımızı en çok sağlayan şey adaptasyon yetkinliğimiz. Bizim adaptasyon yetkinliğimiz gene geleceği şekillendirmekte önemli olacak.
Liderlerimizin adaptasyon yetkinliği, çalışanlarımızın adaptasyon yetkinliği bu yeni dünyayı oluşturacak diye ümit ediyoruz. Ona uygun hareket etmek istiyoruz. Oldukça yüklü bir görev listesi. Umarım hepsinde başarılı olursunuz. Çünkü nihayetinde hepsinden öyle ya da böyle biz müşteriler olarak nasipleniyoruz.
Hayatımıza katıyoruz. Deniz kabuklarından başladığımız bu değerlere, kıymetlere, pahalara sahip olma ve onları yönetme güdüsü bugün görmüş olduğunuz gibi. ...neredeyse hiç ağzımıza hiçbir para birimini almadığımız... ...neredeyse hiçbir bankacılık terimi kullanmadan yaşamımıza yerleştirdiğimiz... ...ama kıyasladığımızda misliyle fazla, üstelik insan zekasının bile işleyebileceğinin çok üstünde...
...bir veriyle bezenmiş durumda ve yolculuğumuz sürüyor. Bugünkü bu bölümdeki konu... İNGH Türkiye'nin genel müdürü Emre Danacı'ydı. Kendisiyle bir programımız daha vardı. Konu ilginizi çektiyse onu da tavsiye etmiş olayım.
Teşekkür ederiz dinlediğiniz için. Teşekkür ederim Emre Bey. Ben de teşekkür ederim. Sağ olun.
Bölüm Teması/Amacı
Bu bölümde, paranın ve bankacılığın dijitalleşen/akıllanan geleceğinde insan-merkezli güven kavramı, organizasyonların yetkinlik dönüşümü ve yeni liderlik/çalışan profilleri etrafında zengin bir tartışma yürütülüyor. Dinleyici, finans dünyasındaki “dönüşüm”ün yalnızca teknolojik değil, temelde insan davranışları, algısı ve uyum yeteneğiyle ilgili olduğuna dair bütüncül bir bakış açısı kazanıyor.