
Hosted by Mert Aydın · TR

Güneydoğu Ohio'da, 300 kişilik küçük bir kasabada, bir aile yıllarca kimsenin fark etmediği bir sır saklar: 16 çocuk.1 Temmuz 2026'da yetkililer, Vinton County'deki bir eve arama kararıyla girer. İçeride buldukları şey, savcılığın ifadesiyle "hayal bile edilemeyecek" koşullardır — insan atığıyla kirlenmiş, 3.5x3.5 metrelik tek bir oda, ve bu odada dört yıla yakın süredir tutulduğu iddia edilen, 18 ay ile 18 yaş arasında değişen yaşlarda 16 çocuk.Çocukların ebeveynleri ve büyükanne-büyükbabaları tutuklanır. Dava, henüz emekleme aşamasındadır; suçlamalar her geçen gün artmaktadır. Ama bir soru şimdiden havada asılı kalır: Bu kadar çocuk, bu kadar uzun süre, nasıl kimsenin gözünden kaçtı?Bu bölümde, hâlâ aydınlanmakta olan bir vakayı — Vinton County'nin 16 çocuğunu — anlatıyorum.

26 Mart 1991. Güney Kore'de resmi tatil ilan edilmiştir. Daegu'da yaşayan beş çocuk, semander yumurtası toplamak için evlerinin yakınındaki Waryong Dağı'na çıkar ve bir daha geri dönmez.Ülke tarihinin en büyük arama kampanyalarından biri başlar. 300 binden fazla asker ve polis seferber edilir, aramalar canlı yayında izlenir. Ama dağ, çocukları vermez.On bir yıl sonra, 2002'de, palamut toplamaya çıkan iki kişi, daha önce defalarca aranmış olan bir vadide insan kemiklerine rastlar. Yapılan otopsi, kafataslarında kurşun delikleri ve künt travma izleri ortaya çıkarır.Bu bölümde, Güney Kore'nin "Kurbağa Çocuklar" olarak bilinen, hâlâ çözülememiş en karanlık vakalarından birini anlatıyorum.

2012 yılının Kasım ayında, 13 yaşındaki Dylan Redwine mahkeme kararıyla babasını görmeye gider. Bu sıradan ziyaret, ailenin hiç beklemediği bir kabusa dönüşür: Dylan bir daha hiç görülmez.Babasının evinde bulunan kan izleri, birbirini tutmayan ifadeler, aylar süren aramalar ve dağlık bir arazide parça parça ortaya çıkan gerçek... Dylan'a o gece gerçekte ne oldu, ve ailesi yıllarca neden cevap bekledi?Karanlık Kayıtlar'ın bu bölümünde, bir çocuğun esrarengiz kayboluşunu ve ardından gelen uzun adalet mücadelesini anlatıyorum.

İnsanlık binlerce yıldır dağlardan korktu. Çünkü birçok kültürde dağlar yalnızca taş ve topraktan ibaret değildi. Onlar yaşayan, izleyen, çağıran ve bazen cezalandıran varlıklardı.Bu bölümde Türk inanışlarında dağ kültünü, dağ iyelerini, Almastı anlatılarını, Kaf Dağı efsanelerini ve dünyanın farklı bölgelerinde dağlarla ilişkilendirilen karanlık inanışları inceliyoruz. Altaylardan Anadolu’ya, Himalayalar’dan And Dağları’na kadar uzanan bu hikâyelerde ortak bir tema var:Dağlarda bir şeyler olduğu düşüncesi.Bazı anlatılarda dağlar insanları koruyor. Bazılarında ise ruhlarını çalıyor, onları çağırıyor ya da geri dönmeyecekleri yerlere sürüklüyor. Şor Türklerinden İnuit inanışlarına, Ötüken’den Kaf Dağı’na kadar uzanan bu karanlık yolculukta; kutsal dağlar, doğa ruhları, eski şaman anlatıları ve unutulmuş korkuların izini sürüyoruz.Ve belki de en ürkütücü soru şu:Birbirinden tamamen farklı kültürler neden binlerce yıl boyunca aynı şeyi anlattı?

Anatoly Moskvin dışarıdan bakıldığında sıradan bir akademisyendi. On üç dil bilen bir tarihçi, gazetelerde yazan bir araştırmacı ve mezarlıklar üzerine çalışan saygın bir entelektüel.Ancak 2011 yılında polis, Rusya'nın Nizhny Novgorod kentindeki dairesinin kapısını çaldığında, modern suç tarihinin en rahatsız edici vakalarından biri ortaya çıktı.Evde bulunanlar oyuncak bebek değildi.

1977 yılının Eylül ayında, 25 yaşındaki müzik öğrencisi Sigrid Stevenson, New Jersey'deki üniversite kampüsünde bulunan müzik binasında piyano çalışmak için kaldı. Ancak ertesi sabah binaya giren görevliler, kampüs tarihinin en gizemli olaylarından biriyle karşılaştı.Sigrid Stevenson ölü bulunmuştu.Olay yerinde zorla giriş izine rastlanmadı. Binada değerli eşyalar duruyordu. Buna rağmen soruşturma ilerledikçe ortaya çıkan ayrıntılar, araştırmacıları karmaşık bir cinayet vakasının içine sürükledi. Kampüs söylentileri, potansiyel şüpheliler, çelişkili ifadeler ve yıllar boyunca cevaplanamayan sorular dosyanın etrafında birikmeye devam etti.

19. yüzyılın sonlarında İstanbul'un en sert semtlerinden biri olan Kasımpaşa'da, sıradan bir dul kadın olarak yaşamını sürdüren Hanzade'nin hayatı bir gün tamamen değişti. Önce eşini kaybetti. Ardından en değerli varlığı olan oğlunu. Ve yıllar boyunca peşini bırakmayan bir şüphe, onu ö dönemin en korkulan isimlerinden birine dönüştürdü. Rivayetlere göre kayıp oğlunun ardındaki gerçeği öğrendiği gece, Kasımpaşa'daki bir hamamda kanlı bir hesaplaşma yaşandı. Ertesi sabah İstanbul'un konuştuğu tek bir isim vardı: Baltalı Hano.

Orta Çağ Fransası… savaşlar, inanç ve şatoların gölgesinde gizlenen sırlar.Gilles de Rais bir zamanlar Jeanne d’Arc’ın yanında savaşan saygın bir komutandı. Kahramanlıkla anılıyor, zaferler kazanıyordu. Ama onun adı, tarih sahnesinde bambaşka bir şekilde yankılanacaktı.Yıllar sonra ortaya çıkan suçlamalar, şok edici iddialar ve karanlık bir mahkeme süreci… Bir insan nasıl hem savaş kahramanı hem de tarihin en korkunç figürlerinden biri olabilir?Bu bölümde, şatoların sessiz duvarları ardında gizlenen karanlığı, söylentileri ve gerçeğe dönüşen korkunç iddiaları inceliyoruz.

24 Ocak 2007 gecesi, Güney Kore’nin Ansan şehrindeki bir metro çalışanı dikkat çekici bir manzarayla karşılaştı: Zemine kan damlatan ağır bir valiz taşıyan bir adam. Adam çantanın içinde “40 kilo domuz eti” olduğunu söyledi. Ancak yarım saat sonra aynı valiz metro istasyonunun engelli tuvaletinde bulunduğunda, içinden çıkan şey bir insan bedeniydi.Ansan Station davası kısa sürede ülke çapında korku yarattı. Kimliği bilinmeyen parçalanmış bir ceset, yabancı göçmenlerin yoğun yaşadığı bir mahalle, kayıp bir kadın ve güvenlik kameralarına yansıyan gizemli bir adam… Polis yüzlerce kişiyi sorguladı, binlerce kapıyı çaldı ve kan izlerini takip ederek olayın merkezine ulaştı.Soruşturma ilerledikçe ortaya çıkan detaylar daha da rahatsız edici hale geldi: parçalanmış bir beden, kayıp uzuvlar, kıskançlık iddiası, çelişkili ifadeler ve cinayetten sonra çekilen banka paraları.Bu bölümde “Ansan İstasyonu Parçalama Davası”nın tüm detaylarını, soruşturmanın karanlık noktalarını ve Güney Kore’nin en ürkütücü cinayet vakalarından birini inceliyoruz.

2018 yılında Hindistan’ın Delhi kentinde sıradan görünen bir evde korkunç bir manzarayla karşılaşıldı. Aynı aileden 11 kişi ölü bulunmuştu. Kapılar içeriden kilitliydi, evde zorlama izi yoktu ve geride onlarca not bırakılmıştı.Burari deaths kısa sürede dünya çapında yankı uyandırdı. Soruşturma ilerledikçe ortaya çıkan günlükler, ritüel iddiaları, psikolojik etkiler ve aile içindeki dinamikler olayın çok daha karmaşık bir hâl almasına neden oldu.Bu gerçekten planlanmış bir toplu intihar mıydı? Yoksa olayın arkasında başka bir gerçek mi vardı?Bu bölümde Burari vakasının tüm detaylarını, soruşturma sürecini, geride bırakılan notları ve olayın hâlâ tartışılan yönlerini detaylı şekilde inceliyoruz.