Loading summary
A
Güzelim, naber? Sizi çok özledim. Abla sallama. Vallahi çok gözledim. Çünkü şükürler olsun sonunda tek başıma bir bölüm yapacağım.
Rahat rahat konuşacağım. Bu konuda eleştirilerinizi gördüm. Anlıyorum. İşte adama izin ver konusunu şöyle böyle. Elimden geleni yapıyorum.
Elimden gelen bu yani. Adım Hıdır. Elimden gelen de maksimum budur. Ayrıca da kontrol etmeniz gerekiyor bazen bölümü. Uzuyor yani.
Çünkü tekrar konuya çekmeye çalışıyorsun. Ona konuya çekmeye çalışıyorsun falan filan. O yüzden de öyle oluyor. Düşündüm sonra. Dedim ki acaba bunun üzerine gitmeli miyim?
Hani bu konu değiştirmeli miyim? Sonra dedim ki ya Tuba. Sen biraz kendin yap tatlım. Sen biraz kendin yap. O yüzden bugün size...
Bir de ne düşündüm biliyor musunuz? Bugün özellikle 30 yaşımda, 30 yıl 7 ailem by the way. Çok ilginç yani. Ben 5 sene önce daha 35 yıllık gözüküyordum. Şu an daha genç bence duruyorum.
Hem daha öyle hissediyorum. Neyse arkadaşlar. Dedim ki hani bu yaşımda hayattan çıkardığım dersler. Çünkü sürekli hani deniyorum bir şeyler, burnum sürtüyor falan. Hani sadece dating de değil.
Başarı anlamında olur, kariyer anlamında olur. Friendship advice, arkadaşlık anlamında olur. Bunları böyle seri gibi yapabilirim bölüm bölüm. Ama şu an bir başlayayım bakayım. Hoşumuza giderse yaparım.
Bugün de özellikle son bir yıl daha. Ya da işte bir yıl, evet bir yıl aslında. Ya da 6-7 ay. Yani Boyabat'tan geldiğinden beri. Çünkü Boyabat'ta biliyorsunuz ki yani kapatmıştım 5 yıl ilişkimi.
Bu arada ha böyle hızlı bir trafik var oralarda. O yüzden ne çıkardım ben buradan? Çünkü bazı şıkalarından biraz daha farklı yaşıyorum. Çok çabuk yükseliyorum ve bir anda bitiyor. Bir anda bitiyor ben hiç üzülmüyorum.
Direkt devam ediyorum hayatıma. Herkes bana... tamam da falan derken ben işte üzülmüyorum ki, ne olur ki, ne var ki falan diyordum. Sonra düşündüm bunun üstüne. Gerçekten bu bana hiç zarar vermiyor mu yani?
Üzülmüyorum da tek olay üzülmek mi? Ya da niye böyle yapıyorum? Hani şey var ya evren size aynı senaryoyu tekrar tekrar yaşatır ta ki ders alın diye. Ben de bu senaryoyu bir daha yaşamak istemiyorum. O yüzden dersimi almaya çalışıyorum.
Hangi dersi nasıl alıyorum size bugün bunu anlatacağım. Hazırsanız başlıyoruz.
Daha iyi bir gelecek Daha iyi bir gelecek Bir tanem özellikle son ilişkide falan böyle çok daha fazla şeffaf anlattım bunları size. İlk haftadan işte hissel anlamda aşığım şöyle böyle de evleneceğim. Yine yani. Çok hızlı yükseliyorum farkındaysanız. Ve diyorum ki, tamam ben hızlı yükseliyorum da, bir anda dopamin benden yavaşlamaya başlayınca, çekilmeye başlayınca, gerçeği görüyorum.
Ben kafamda kurduğum kişiye yükseliyorum. O kişinin o kişi olmadığını anlayınca da, bir anda bitiyor ve üzülmüyorum. Dolmuyor, devam ediyorum. Ama sonra fark ettim ki, Bir şeyin seni mahvetmemesi ya da böyle üzmemesi... ...onun sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor.
Çünkü benim sistemim biraz farklı çalışıyor. Böyle olmamdaki yani bir anda yükselmem falandaki aslında sebep daha çok... ...benim Neurospicy yani Neuroisotslu ADHD bir birey olmam. Ki ben bunu paylaştığımda çoğu ADHD'liğinin de... ADHD'liğinin de...
...benzer bir pattern yaşadığını gördüm. Ne oluyor beyinde arkadaşlar? Novelty Seeking. Novelty yenilik. Seeking arayışı.
Novelty Seeking. Yenilik arayışı. Zaten ADHD beyninin en önemli özelliklerinden biri de bu. Beyin yeni olana çok güçlü dopamin cevabı veriyor. Dopamin sadece serotonin, dopamin mutluluk hormonu değil zaten de.
Motivasyon, ödül beklentisi, heyecan arama bunlarla ilgili. Ve beynim diyor ki bak bu ilginç, bu unpredictable yani tahmin edilemez. Buradan ödül çıkabilir dediği anda aktive oluyor. Ve ben dating yaparken, dateleşirken, flirt ederken kişiye değil de o olasılığa kendimi yükseltiyorum. Ve o ilişkiden maksimum dopamini almak için, çünkü o benim için bir hazine öyle düşünün.
Ondan maksimum dopamini almak istediğim için de kafamda o kişiyi istediğim şekilde kuruyorum. Ve buna beynim inandırıyor arkadaşlar. Ama ben bunu yaparken karşıdaki insan da kendini farklı gösteriyor. Çünkü kendi olduğu gibi gösterse beraber olmam. Maddi manevi bu.
Tek başına şey değil yani. Atıyorum benim ışığımla çok iyi barışıyormuş gibi böyle. Benim babamda gördüğüm tüm o fedakarlık, şefkat, ayrıca işte bana her türlü yetebilirmiş gibi kendini farklı gösterip sonra da bir yerde bir patlıyor. Genel böyle oluyor. Sonuçini demiyorum.
Hep böyle oldu. Son denediklerim. Özellikle popüler olduktan sonra da bu çok oluyor. Çünkü benim isteklerim çok belli. Bunu her yerde söylüyorum.
Aklı olan insan girip bakar. Bu kız bunları istiyormuş. Ben de bunlar varmış gibi göstereyim. Ben de inanmak istiyorum. Dopamin alıyorum oradan.
Ve potansiyele yükseliyorum. Beynim diyor ki... İnanılmaz şeyler yaşayabilirsiniz falan filan. Ama işte o kişiyi o an tanımamış oluyorsun ve sadece ihtimali seviyorsun. Beynimizin yani bizimdeki ADHD beyninin tehlikeli taraflarından biri de şu, boşlukları çok hızlı kendimiz dolduruyoruz.
Çünkü bizde hani pattern recognition, yani örüntü tanıma fazla olduğu için birkaç tane detay görüyorsun. İşte bir bakış, bir cümle, bir vibe, iki ortak özellik arıyorsun. Geri kalan hikayeyi fill in the gaps, kendini boşluklara dolduruyorsun. Tamam diyorsun anladın bu insanı. Kanka anlamadın.
Sen sadece projection yani yansıtma yapıyorsun. Karşı tarafın kim olduğundan çok senin zihnindeki yarattığın versiyonuna bağlanıyorsun. Çünkü insanlar zaten hani bu da tehlikeli. Zaten en başta Flirt'in en başında performans sergiliyor. Yani kendini kürete ettiği versiyonunu, yarattığı editlenmiş versiyonunu sunuyor.
Burada Curated Content de hani erkeklerin yapmaması gereken bir red flag. Curated Content işte bir korsay post koyuyor, çoklu post İnstagram'a. İlki selfie, ikincisi bir view, üçüncüsü bir işte dinner falan konsept. Erkekler bunu yapmasın yani. Gerçek hayatta da yapmasınlar, İnstagram'da da yapmasınlar.
Ne oluyor? Bu curated version of themselves daha cool, daha anlayışlı, daha ilginç, daha yüksek standartları olan, daha stabil. Çünkü insanlar da seçilmek istiyorlar haliyle. Ama ben olduğum gibiyim. Benim beynimde çok hızlı attach bağlandığı için o performansla gerçek işi karıştırmak istiyor ve karışıyor.
Ben ne oluyorum? Çok verici oluyorum. Hediye olsun, o olsun, bu olsun, verici oluyorum. Ama buradaki intensity yoğunlukla intimacy yani gerçek yakınlık aynı şey değil. Çünkü 24 saat konuşup çok eğlenmek asla ve asla intimacy yani o yakınlık, o samimiyet olamaz.
Sürekli dopamin rush yaşamak intimacy değil. Bu ne arkadaşlar? Bu sadece aktif edilmiş bir sinir sistemi. Gerçek yakınlık ne zaman başlıyor? Projection azaldığında, yansıtma azaldığında.
İşte yansıtma azaldığında, gerçek yakınlık başladığında... ...aa diyorum bu benim istediğim kişi değil falan. Direkt bir de sevgim yani. Direkt hiçbir şey hissetmiyorum. Çünkü o değilmiş ki diyorum yani.
Oha böyle bir anda böyle ayıyorum. Şimdi o karşı tarafın garip davranışlarını, sıkıcı taraflarını, immature yani olgun olmayan tarafını, triggerlarını, savunmalarını gördüğünde hala bağ kurabiliyorsan, hala istiyorsan işte o yakınlık. Ben böyle hemen böyle işte bağlamaya yüksek dopamin yaşam falan filan romantizm falan sanıyor olabilirim ama hayır. Dopamin, dopamin. Bunu fark ettim.
Rahatsız edeceğim o dopamin. Çünkü ben çok yoğun hisseden biri falan değilim. Ben sadece beynimdeki stimulasyona bağımlıyım arkadaşlar. Özellikle bu unpredictability yani tahmin edilemezliğe. Mesela bir de aralıklı ödül sistemi diye bir şey var.
Aralıklı yani intermittent. Ödül sistemine reinforcement. Yani kumar makineleri gibi yani slot maşineler gibi. Bazen mesaj geliyor, bazen gelmiyor. Bazen çok ilgi var, bazen geri çekiliyor.
Bende bu çok olmuyor da yani yaşamıyor da ben bunu yapıyorum. İnsan sistemi en çok buna bağlı, roller coaster'a. Ödül, ceza, yakınlık, uzaklık, dopamin, yoksunluk. Ve ben şunu anlamaya çalışacağım artık. Bu insanı gerçekten seviyor muyum?
Yoksa beynimin onun yanındayken yaşadığı aktivasyonu mu seviyorum? Bu çok zor bir soru ama bugüne kadar hep öyle oldu. Ve o insanın gerçek halini tanıyınca, ben böyleymişim falan filan. Ama bu bana gelmiyor. Çok tutkulu bir ilişki sandığım şey aslında o değil ya.
Bu, regülo olamamış sinir sistemim oluyor. Olgunlaşmak, çünkü bu değil. Olgunlaşmak, beni aktif eden insanla değil de, gerçekten iyi gelen bir insanla olabilmek. Peki bunu nasıl anlayacağım? Yükselmemeye çalışacağım.
Dopamini geciktirmeye çalışacağım. Halsi geciktirmeye çalışacağım. O insanı gerçekten tanımaya çalışacağım. Hele ayrıldığında tanıyorsun ya. Ben bu rezillikleri yaşamak istemiyorum bir daha.
Kendime bu rezilliği yaşatmak istemiyorum. Bir de hakikaten, popüler olduğumdan sonra daha da kötü oldu. Çünkü insanlar çok sekonder kazançlı geliyor. Sadece seninle olabilmek bile bir şey olmuş oluyor. Ne yapayım öyle?
Yalan mı söyleyeyim size? Ve daha dikkatli olmam gerekiyor artık. Daha dikkatli, daha dikkatli. Ben 30 yaşındayım abi. 30 yıl 7 aileyim artık.
Anla artık. Yavaşla, yavaşla. İnşallah. İnşallah değil artık. Dersimi aldım.
Bir sonrakine gerçekten. Ha bu arada, bunun yararı da ne oldu bana? Harbi inanmayacaksınız ama gerçekten beden dismorfemi çözdüm. Çünkü ben artık gerçek mi diyeyim bilmiyorum da hakikaten böyle sevildiğimi hissettim ve... Abi ben bedenimi çok sevmeye başladım ya.
Çok güzel oldu bu. Diyordum ya size, beden disinformasyonu nasıl çözerim? Gerçekten biri benim bedenimi sevindi falan. Ben belki dopamin diye bakıyorum ama karşı taraf nasıl bakıyor bilmiyorum ama ben çözdüm. Ve bana çok iyi geldi bu.
Kusurlarımda açmayı öğrendim, onda açtım falan. Ne bileyim bir ara böyle vücudumda kıllara bakıp böyle yanımda çekiyordum falan filan derken... Açtım yani bunları. Bunlar yanıma kar olarak güzel kaldı. Yaptığımın sağlıklı olmadığını, üzülmemenin tek problem veya tek bakacağımız nokta olmadığını da anladım.
Bir süre, hakikaten bir süre, hiçbir şekilde ilişki falan istemiyorum. Sadece bir eri olarak kalıyor yani. 10 gün yaşıyorum ve bitiyor yani. Bunu istemiyorum. Ben iş yapmak, çalışmak...
Bu sabah iş yaptım, şimdi bunu yapıyorum. Bundan sonra bir çekimim var, onu yapacağım. Sonrasında bir size tampon sebebiyle bacaklarını kaybeden kızın şeyini çekeceğim. Kameram geldi. YouTube çekeceğim bir tane de.
Bölüm sonunda yani. Bozulmuştu. Ve ha şunu diyeceğim. Ben mesela çok verici olmak da kötü. Ben dedim ki ben çok severim hediye almaya falan.
Abi kullanılıyorsunuz yani. Kullanılıyorsunuz. Bunu görmek lazım. Ben kendimi de kullandırmayacağım artık. Yine yaptım, yine yaptım.
Ne yapayım? Ama zorunda kaldım bu sefer. Neyse arkadaşlar. Başka ne ders çıkardım, onu anlatayım. Bu kadar deyting yeter.
Bir saniye, bir saniye. Başka bir şey geçmeden önce ne yapacağım, onu da konuşalım. Şimdi benim tamamen yükselmeyi bırakmam gerekmiyor bence. Bırakamam zaten ama yumuşatacağım. Mesela benim canlılığım, merakım, enerjim...
Bunlar yükselmenin de bir parçası. Ama sorun duygularımın tam olarak hızlı olması da değil bence. Duygumun gerçeklikle senkronize olmaması. Beynim karşı tarafın gerçek karakterinden daha hızlı bir bağlanma, attachment oluşturuyor. O yüzden artık amacım hiç heyecanlanmamak falan değil de heyecanımın hızını gerçek veriyle eşleştirebilmek.
Yani hissetmekle tanımak arasına böyle bir mesafe koymam gerekiyor. Ben çok düşündüğümde, hiperfokus olduğumda o kişiye çok tanıdığım gibi hissediyorum ama değil. Yani benim sürekli düşünmem gerçekten bildiğim anlamına gelmiyor. O yüzden şunu soracağım. Bu insan stres altında agresyon gösteriyor mu?
Empatik kapasitesi var mı? Tutarlı mı? Hayır cevabını aldığında nasıl davranıyor? Hizmet sektöründeki insanlara nasıl davranıyor? Yere çapatıyor mu?
Utançla nasıl baş ediyor? Manipülatif mi? Kendini fazladan mı satıyor? Sürekli performe mi ediyor kendini? Suçluluk hissedebiliyor mu mesela?
Çünkü gerçek karakter, Tuğbacığım, Tuğba Gületçim, chemistry'de değil, yani kimyada değil, aradaki çekimde değil, tensel uyumda değil. Daha bunlar da ortaya çıkıyor. Ayrıca, bak bak çok önemli bak, emotional ve maddi investment yapmayacağım hiperfokus olduğum dönemde o kişiye. Çünkü erken dönemde benim benim, evet diyor, this is the person, this is it diyor, senin bu elmanın yarısı diyor ama o sırada aşırı ilgi veriyorum ben, aşırı enerjim veriyorum, aşırı açıyorum kendimi, aşırı available oluyorum ve sonrası çok verdiğimi anlıyorum yani. Daha yavaş hareket edeceğim, hislerimi bastırmak değil, regüle etmeye çalışacağım.
Ayrıca, bak bak, bu benim için gerçekten hayat değiştiren bir insight olabilir şu an düşünüyorum. Dopaminle güveni ayırmayı öğrenmem gerekiyor. Çünkü bazen insanlar, benim beynim nasıl aktive ediyor mesela, işte çok aşırı böyle stimulating yani uyarıcı oluyor benim için, böyle karizmatik geliyor benim için. Ama bu onun güvenli olduğu anlamına gelmiyor Tuba, tam tersi. Çünkü gerçekten güvenli insanlar başta daha az bağımlılık yapıcı, yani daha az benim sinir sistemimi spike edici, pick yaptırıcı olabilir.
Ama hediye işlemi olunca Tuba diyorum ki sıkıcı bak bu aşk değil falan. Değil abi sen bir sakin ol. Belki bu regulasyondur. Ayrıca bakın, insanların bana ilk gösterdiği versiyonuna aşık olmamayı öğreneceğim. Çünkü gerçek kişi hayal kırıklığında, çatışmada, kıskançlıkta, reddedildiğinde, sınır koyduğunda, sorumluluk alma sırası ona geldiğinde ortaya çıkıyor.
Yani future fantasy yerine, işte gelecekte böyle yapacağım, şöyle yapacağım, hep böyle, şunu yaparız ya, bir defol git ya. Current behavior, yani anlık şu anki davranışına bakacağım. Ve diyeceğim ki, ben buna neye yükseliyorum? Chemistry'den mi? Tanıdık travmadan mı?
Bu gelip geçici validation'dan mı? Ego aktivasyonundan mı? Cevabını alamıyorsam, burada bir belirsiz dopamin var arkadaşlar. Ayrıca ne yapacağım? Projeksiyon geçtikten sonra, o yansıtmam geçtikten sonraki gerçek yakınlıkta, yani idealizasyonum azaldığında, dopamin peak'i düştüğünde, gerçek karakter görmeye başladığımda kalabiliyorsam, zaten artık bu insan gerçekliğiyle de beni yakalayabilmiş bir insandır, tamam mı?
O yüzden bu kadar erken dönemlerde inşallah Rabbim kendime bu kadar hızlı erişim vermeyeceğim karşı tarafa. Bunları yapacağım yani. Hazırsanız öğrendiğim diğer derslere geçelim.
Vodafone'lu Ayperen'den inanılmaz bir vlog! Sahanın lideri benim diyor! Evet Murat, sahanın yeni bir lideri var artık. Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleştirilen bağımsız ölçümlere göre en geniş 5G kapsaması Vodafone'da. Bu yıl gerçekten öğrendiğim bir diğer şey de arkadaşlıklarla ilgili oldu.
Benim arkadaşım yok biliyorsunuz. Sadece menajerim Aleyna'yla görüşüyorum. Bir de yaptığım işlerle görüşüyorum. Bu yüzden her date'e gittiğimizden ben senin en yakın arkadaşın olurum diyor. Kanka sen önce benim date'ime ol, sonra arkadaşımla olursun.
Tam tersi olması gerekiyor belki de benim sorunum budur. Neyse arkadaşlar, öğrendim ki insanlar sadece size değil de sizin hayatınızdaki yarattığı hissede bir tepki oluşturuyor. Arkadaşlarım biterken, bıçak gibi bitiyor, diyorum ki ben bir şey yapmadım ki. Çevremdeki herkes böyle diyor, sen hiçbir şey yapmadın ki. Olay o zaten.
Bazen de yapmıyorsunuz gerçektir. Ama ilişkiler sadece böyle yapılan kötülükler ya da kıskançlıklar, kavgalar üzerinden bitmiyor. İlla böyle objektif darbunaşlar üzerinden yürümüyor. İnsanların kendi iç dünyası üzerinden de yürüyor. Mesela benim hayatım çok hızlı, çok yoğun.
Çok fazla şey oluyor. Çok mental stimulasyon. Gerçekten çok yoğun. Ben bunu alıştırdım bu zene ama herkesin hayatı bu tempoyu kaldırmıyor. Sinir sistemi bu tempoyu kaldırmıyor.
Ben bunu kötü anlamda söylemiyorum. Bazı insanlar daha çok istikrar, sakinlik, devamlılık, daha çok görülme ihtiyacı duyar ilişkide. Benim için mesela biz birbirimizi biliyoruz zaten, hissi yeterli. Hani biz 3-5 gün konuşmasak da, ben arkadaşımın her sorusundan ayıklarım, bir sorun olsa hemen iki elim kanda da olsa kanımı üzerime silerim giderim falan ama her gün evvel olamayabiliyorum. Bazı insanlar sürekli aktif bakım istiyor.
Yani benim attachment stilim arkadaşlıklarda da hani biraz bağ varsa var, ben onu seviyorsam seviyorum durdu. Ama bazıları düzenli çekim, düzenli ilgi, düzenli duygusal aynalama olmadan kendini belki de daha az önemli hissedebiliyor. Yani benim arkadaşlıklarım öyle hani arkamdan konuşmuşsun, şöyle olmuşsun, böyle olmuşsun diye bitmiyor biliyor musunuz? Çok ilginç yani. Ben yeterli...
ilgiyi hissedemiyorum. Ben işte bu ilişkide öznü hissetmiyorum gibi yani. Daha böyle subjektif yerlerden bitiyor. Anlıyorum da bu arada. Yani çünkü ben bir şey mi yaptım?
Ben seni çok seviyorum. Ben bunu bunu yaptım falan filan gibi düşünsem de karşı taraf sadece sevilmek istemiyor olabilir, daha çok hissedilmek istiyor olabilir. Ama ben hissetsem bile, sevsem bile hayatımın yoğunluğu, zihnimin sürekli başka yere dağılması, ediye içtim, hızım, kendime çok kanalize oluştum, hiperfokusum, bunlar karşı tarafta. Ben bu ilişkin yokum hissiyatı yaratabiliyorum. Benim de elimden gelmiyor.
Bu kötü niyetli bir his değil ama etkisi gerçek. Yani ben anlıyorum ama bir şey de yapamıyorum. Yani benim problemim bazen ritmim oluyor, sevmek değil. Bu kişi bunu en başta biliyor ama belki en başta tölere ediyor. Hani alma-verme dengesinden bir yerden sonra tölere edemiyor belki de.
Bazen bu karşı taraftan kişisel algılanabiliyor. Kişisel algılanmasa bile ben bunu çok zor fark ettim. Yani ben ne yaptım ki diyordum ama ne yaptığın değil hayat örtüşmüyor bazen. Çünkü benim sevgi biçimim belki sürekli talep etmemek, alan bırakabilmek, özgürlük vermek ama bazı insanlar daha çok mesaj, daha çok devamlı temas, aktif ilgi ve bu iki sevgi dili farklıysa da iki taraf da aslında birbirinden kötü olmadan birbirini yalnız hissettirebiliyor yani kötülük yapmadan. Yani bazen de dışarıdan romantiz edilen, işte çok güçlü, çok sosyal, üretken, bağımsız ama işte o romantiz edilen bu yoğunluk, intensiti, yüksek voltaj yakınlaşınca o hızın içerisinde insana kaybolma hissi yaratabiliyor.
O yüzden arkadaşlık da gerçekten benim için bu sene sınandığım bir yer oldu. Ama anlıyorum yani hiçbir şekilde nasıl böyle artık demiyorum. O zaman ben de annem babam arkadaşım, Aleyna arkadaşım. Yani bu kadar. Daha sosyalim.
Dışarı çıkıyorum, etkinliklere gidiyorum. Oralarda mutluyum. Daha smart walk'u iyi beceriyorum falan. Ama çok çalışıyorum. Yani çok çalıştığım için de arkadaşım anlamında zaman kalmıyor olabilir.
Ve üçüncü şahıslar hakkında... Hiç sevmem hikaye dinlemeyi, birilerinin hayatını dinlemeyi. Bu da herkesi tatmin etmeyebilir. Bunu da anlıyorum. O yüzden ben belki uygun değilimdir yani.
Uygun biri çıkınca da kendi hayatıyla aşırı meşgul olan biri, belki bu anlamda birbirimizi daha özgür bırakabiliriz diye düşünüyorum. Şimdi bu konuda da bence yapmam gereken şey şu yani, kendimi direkt hani şöylece kategorize veya stigmatize etmemem lazım. Fazla, işte kötü arkadaş değil mi abi? Ben daha çok yüksek hızda yaşayan, hani fazla mental input'u olan, yüksek stimulasyonlu bir insanım. Ve daha klasik bağlanma ihtiyacı olan insanlarla daha farklı bir ritimde yaşıyorum.
Bu kadar. Aslında biliyor musunuz yani bu popüler ya da sosyal medya işi yapan insanların çoğunda oluyor ama çok konuşulmuyor. Çünkü herkes dışarıdan görüyor diyor ki ne kadar çok insan var hayatında falan ama öyle değil. İçeride kimseye tam yetişemiyor oluyorsunuz. Bir de insanlar popüler olduğumuzda, bir de bu derdini mi dinleyeceğiz diyebilirsiniz ama merak edenler var söyleyeyim.
Yani sen olarak yaklaşmıyor. Senin temsiliyetine yaklaşıyor. Status, görünürlük, enerji, network, estetik, sosyal güç, validasyon, hayranlık, işte power, proximity, tamam. Bunların hepsi ilişkinin içine giriyor arkadaşlar, mecbur. Yani ilişkiler çok saf kalamıyor artık.
Maalesef öyle. Gerçeklik bu. Birisi ben Tuba'yım diye değil de benim yanımda hissettiği şeyden hoşlanıyor, kalıyor olabilir. Çünkü gerçek yakınlıkla o narsistik supply, narsistik yakıt yakıt, heh, birbirine karışabiliyor. Bu arada kötü anlamda ki narsizm değil bu.
Yani ben bu kişinin yanında kendimi daha değerli hissediyorum bile. Bir narsistik supply. Ve bunu bilinçli yapmıyor çoğu insan zaten. Ama sonra ne oluyor? Benim hayatım hızla akıyor.
Şimdi fazla insan, fazla proje. Ve karşı tarafta bir ben gerçekten özel miyim falan. Ve özellikle görüntülük ihtiyacı yüksek insanlar senin bu kadar yoğunluğun yanında kendini bazen daha silinmiş hissedebiliyor. Ve bazen bu yetersizliğe dönüşebiliyor, kıyasa dönüşebiliyor. Sen yapmasan da görülmezliği aktive edebiliyor.
Yani ben hiçbir şey yapmasam bile. Ben şunu diyorum ya, hayatım çok hızlı aktığında bazen kayboluyorum. Evet, ben çok yoğunum ama döneceğim diyebiliyorum ama ben hala seni önemsiyorum. Çünkü bari ani ipar fokuslarım olabiliyor, uzun sessizliğim olabiliyor, değişken bir tempom var ama ben hala seni önemsiyorum diye gösteriyorum aslında. Ya da mesela ne yapabilirim?
Biraz daha bu relationship'ta maintenance, sürülebilirliği falan filan da sağlayabilirim. Daha küçük çekinler yapabilirim. Hani bunlar insanları istikrarıyla daha iyi hissettirebilir. Ritüellerimi arttırabilirim yani ama bunun için işte çok sevmem lazım o insanı ki bu önemi verebileyim ona. Bir de en önemlisi, ben bunu çok yapıyorum, hero friend oluyorum arkadaşlar.
Bir insana hayatını aldım ya, Ona glow up geçirtme motivasyonuna yükleniyorum. Ama karşı taraf da bunu istiyor. Motiveyeden, düzenleyici, taşıyıcı. Saçına şöyle yapalım, gel böyle yapalım, kirana böyle yapalım. Ama bir süre sonra o hero friend olduğunda aynı ilişkideki gibi, yani romantik ilişkideki gibi, arkadaşlık ilişkisinde de eşit ilişkiden çıkıyor ve yine hiyerarşiye dönüşüyor.
Sen onun mentoru gibi oluyorsun ve bir zaman sonra karşı taraf diyor ki bak ben o kadar değilim falan. Hissine dönüşebiliyor. Bu yüzden daha compatible olabildiğim, daha uyumlu olabildiğim, yani beni tanımadan önce benimle ilgili duygusunu anlayabileceğim ve burada da compatibility arayabileceğim bir ilişki. Çünkü bazen insanlar sizin yanınızda büyüyor, bazıları da kendi eksikliğini daha çok hissediyor ve bir noktadan sonra çok sevilmek, çok anlaşılmak anlamına da gelmiyor. O yüzden birinin beni çok sevmesi de yetmiyor.
Arkadaşlık hakikaten zor bir konu. Benim için iyiliği istemesi lazım, benim mutluluğumla mutlu olması lazım falan filan. İşte benim hero friend olmayıp Biraz daha ritüellere önem vermem lazım. Ama şu an arkadaşlık istemiyorum hayatımda. Çok çalışıyorum ve çalışmak istiyorum.
Ne sevgiline, ne arkadaşına. Biraz yalnızlık istiyorum. İyiyim ama yine de yani. İyiyim. Bunun dışında da gerçekten hayatımın en güzel zamanlarını yaşıyorum.
Şükürler olsun. Hem görünüşümden çok mutluyum. Mazetel botoks yaptım geçen. Kaşıma botoks yaptım geçen. Saçıma eksosan yaptım.
Söylemedim sanırım. Hem de gençlik başısı yaptım yüzüme. Harbi çok iyi oldu bence. Kilo da verdim. Yani öyle büyük bir kilo değil de işte aslında çok tarzda da belli olmuyor kas yaptığım için ama şu an fiziğimden gayet memnunum.
Umarım ilk kez bir yaz depresyona girmeyeceğim. Her yaz depresyondaydım ben ya kilomdan ötürü ya. Kilom dediğim de arkadaşlar normal kilo. Bana kilo geliyordu yani hani. Ondan sonra...
Hani benim için her bikini bari... Hani everybody is a bikini bari değil benim için. Ne yapayım ben böyleydim. Ama şu an çok iyiyim şükürler olsun. Hayatlarımda çok mutluyum.
Çalışma azmimim de var. Her şey yolunda bir tanem. Daha rahatım. Yalnızım biliyorsunuz terapi anlamında. Yani bir terapistim yok.
Ama tek başıma da hallediyorum bence bir şeyleri. Yani öğreniyorum, hallediyorum. Sizi çok seviyorum. Sevdiyseniz daha böyle öğrendiğim dersler, ekonomik dersler falan... Bunlarla da konuşabiliriz.
I love you bir tanem. Görüşürüz.
Türkiye'nin en büyük podcast platformu Podbe Media şu ana kadar web sitesiyle huzurlarınızdaydı. Artık bir mobil uygulaması da var. Üstelik tüm programlarıyla tamamen ücretsiz hem sesli hem videolu olarak hizmetinizde.
Host: Dr. Tuba Gulec (as “A”)
Produced by: Podbee Media
Release Date: May 15, 2026
In this introspective solo episode, Dr. Tuba Gulec shares the personal lessons she’s learned—particularly over the past year—about relationships, emotional regulation, friendships, and personal growth. True to her authentic and conversational style, Tuba candidly dissects patterns in her experiences, explores her unique neurobiology (ADHD), and reflects on how these factors impact her life and relationships. She skips grand advice, focusing instead on honest self-examination and expressing community with her listeners.
Tuba’s tone remains honest, self-deprecating, warm, and at times humorous. She actively shares vulnerabilities and real struggles, aiming not to lecture but to invite listeners into her ongoing process of learning from mistakes. The discussion is relatable for anyone navigating patterns in their emotional or social lives and will resonate especially with neurodiverse audiences.
If you resonated with the lessons in this episode, Dr. Gulec encourages feedback and is open to exploring more topics about lessons learned—whether in relationships, work, or personal development.