Loading summary
A
benim güzel, akıllı, bir tanecik, vizyoner, cool, it girl, whatever girl peribacalarım. I love you. Fark ettim ki, özellikle size demiştim ya, en iyi bildiğim şey sınır koymak falan. Hakikaten de iyi biliyormuşum ki size geçmiş. Ben de çok mutlu oluyorum.
Böyle gaza geliyorum. Daha çok gaza geliyorum. Böyle diyorum ki her şeyi anlatayım falan. Çünkü bazen hani böyle özellikle geçen bölümde fazla yükseliyorum ya. Yüksel...
Konuşamıyorum arkadaşlar. Fazla yükseliyorum ya. Hani o yükselmemin sorun olmadığını görünce ya da o samimiyetin, bazen kendi fazla açmanın böyle Diyorum ki, devam et. Çünkü bir şeyi otantik ya da samimi yapmayınca insan hakikaten zevk almıyor bize. Zevk almayınca da bir iş, yani işkenceye dönüşüyor.
O yüzden şu an çok gaza geldim. Teşekkür ederim her şey için size. Bugün de ne konuşacağız biliyor musunuz arkadaşlar? Son zamanlarda ben bir şeyi daha fazla yaşadığımı fark ettim. Benim arkadaşım yok biliyorsunuz.
Takipçilerimin arkadaşım. Dışarıda da görüşüyorum. Hatta dün yemeğe gittik Zeyno'mla. Bir de menajerimin arkadaşım Aleyna. Şimdi o yüzden hep genelde sizinle mesajlaşıyorum falan.
Ve bana sürekli ayakkabı gönderiyorsunuz. Tuba'm, Diva'm, sen... Kraliçem, sultanım, sen bunu... Tam senlik ayakkabı. İşte bak, burada 4S Matelatya yapıyorlarmış.
Bak, bu parfüm tam senlik. Bu restoran tam senlik. Bu yemek tam senlik. Bunu dinledim, aklıma sen geldin falan. Ondan sonra böyle beton oldum arkadaşlar.
Bu tam tılbağı diyorlar. Sonra düşündüm, bu çok ilginç bir şey aslında. Yani çünkü yeryüzünde milyarlarca insan var. Ve bazı insanlar bir şekilde belirli şeylerle özdeşleşiyor. Bir müzik türü gibi bazısı, bazısı bir parfüm.
Ama bazı insanlar da bir şey çağrıştırmıyor değil mi? Sonra düşünmeye devam ettim. Bu özleşen insanların gustosu mu var demek? Ya da mesela bazı insanların neden belirgin bir zevki var, belirgin bir estetiği var, belirgin bir kimliği var? Ya da kendimize ait bir zevkimiz var mı?
Zevk sahibi nasıl olunur? Bunları konuşalım istedim tamam mı? Şey demeyeceğim, hepimiz aynılaştık falan filan. Kanka hepimiz aynılaştık derken sen de aynısın. Yani eleştirdiğin şeyi bari yap.
Hazırsanız başlıyoruz. I love you.
Doktor Gületra Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back, we'll be seeing you again. Daha iyi bir gelecek Daha iyi bir gelecek Daha iyi bir gelecek, daha iyi bir gelecek enerjisi Şimdi bir tanem, en genç kadını düşünür, en genç kadını Başak Burcu düşünür olarak size bir şeyler söylemek istedim. İnsanların kimliğini bir tanem, semboller üzerinden tutar. Ne demek istiyorsun Tuğba Gül'e?
Şunu demek istiyorum. İnsanın tarihinden beri, araştırdım arkadaşlar, kabileler renklerle, dövmelerle, kıyafetlerle, ritüellerle kendilerini tanımlıyordu. Yani biz aslında bugün de aynı şeyi yapıyoruz, sadece daha sofistik. Şimdi hepimizin bildiği Pierre Baudieu diye bir sosyolog var ya Fransız. Kendisi bir tanem Distinction kitabında şunu söylüyor.
İnsanlar yemek seçmez, insanlar müzik seçmez, insanlar kahve seçmez. İnsanlar ne seçer diyor? Sosyal dünyadaki yerlerini. Abi bu çok ağır bir iddia. Şimdi size çok mainstream bir idea söyleyeceğim.
İnsanlar sosyal dünyadaki yerlerini seçer. Çünkü biz hepimiz kendimizi özgür sanıyoruz. Mesela bir insan diyor ki ben caz seviyorum. Bordeaux diyor ki emin misin? Gerçekten caz mı seviyorsun?
Yoksa caz seven insanların bulunduğu dünyanın parçası olmayı mı seviyorsun? Okey, bu anlaşılır gayet. Diyor ki Bordeaux, insanlar hep ekonomik sermayeden bahseder. Para, ev, araba. Ama asıl görünmez olan kültürel sermaye.
Mesela iki kişi düşünün. Aynı maaş kazanıyor, aynı para, aynı gelir. Ama biri hangi şarabı sipariş edeceğini biliyor, hangi kitabın referansı olduğunu biliyor, hangi yönetmenin önemli olduğunu biliyor, hangi janra müzik sevdiğini biliyor, hangi janra film sevdiğini biliyor. Ya da bir şehre gittiğinde en çok neyi merak ettiğini, ilk ne yapacağını biliyor. Diğeri bilmiyor.
Ama ikisi de aynı ekonomiye sahip. İşte bu insanlar aynı sosyal dünyada hareket edemiyor. Çünkü taste, zevk sahibi olmak eşittir diyor sosyal şifre. Zevk bir şifre sistemi diyor. Yani sen bir kahve seçtiğinde sadece kahve seçmiyorsun, bir dünya seçiyorsun.
Bourdieu diyor ki, zevk sadece bir kahve seçmek değil. Kahve burada metafor. Zevk, hangi kitabı okudun, hangi müziği dinledin, hangi restorana gittin, nasıl konuştun, hangi kelimeleri kullanmayı tercih ettin, bunların toplamı. Ve bu dünyaya bir mesaj veriyor. Ben kimim?
Zevk, sosyal pasaport olarak kullanılabilir diyor. Mesela bir odaya giriyorsun, birisi niş parfüm kullanıyor, bağımsız sinema seviyor. Şimdi bu artık tabii ki performatif insan olarak adlandırılıyor da. Örneklere sakınmayalım, tamam mı? Yani hiçbir şey olmadan bile beynimiz o kişiye bakarak, onun zevklerine bakarak, onun hakkında hikaye yazmaya başlıyor.
Çünkü zevkler sadece tercihler değil, sosyal sinyaller. Bu da işte cultural capital, yani kültürel sermaye. Bazı insanlar parasını gösterir, bazıları bilgisini gösterir, bazıları zevkini gösterir. Ben mesela dedim ya size, insanlar bir şey görünce beni hatırlıyor. Borgio bunu böyle açıklardı mesela.
Çünkü ben sadece bir şey tüketmiyorum. Tükettiğim şeyi kimliğim haline getiriyorum. Mesela maça arkadaşlar, en basiti. maça içen milyonlarca insan var. Ama bir şekilde insanlar maça ve kahve, espresso falan gördüğünde, aklına ben geliyorsam artık o benim kimliğim ve hikayem bir parçası oluyor.
Ama insanlar neden peki artık bunu oluşturamıyor? Çünkü ödünç alıyor. Nereden alıyor? Algoritmadan, arkadaş çevresinden, partnerinden, clientlerden. Burada önemli bir ayrım var.
Bu güzelmiş demek bir beğeni ifade ediyor. Ben bunu seviyorum demek zevk. Bu beni temsil ediyor demek bir gusto. Şimdi Bordea'yla ayrıldığım bir taraf var. Bordea diyor ki zevkin büyük ölçüde sosyal sınıf tarafından şekillendiğini söylüyor.
Ama burada başka bir ölçü daha var. Bir kere benim zevklerim kendi yaş, yani doğduğum sosyal sınıftan bambaşka. Ekonomik olarak başka, sosyal kültür olarak bambaşka. Çünkü ben mesela... Dünyayı gezerken sadece Avrupa'ya gitmedim.
Sadece Amerika'ya, İngiltere'ye gitmedim. Kenya'ya gittim, Kamboçya'ya gittim. İngiltere'de teknik alırken başka bir Tuba'yı gördüm. Terapi alırken başka bir Tuba'yla tanıştım. Sürekli iletişim kuruyorum.
Sosyal medyada kitleyi yönetiyorum bir şekilde. Şu an beni ben yapan zevklerimin, tamam tabii ki sınıfsal vardır arada ama bazıları da deneyimsel. Her zaman pahalı bir şey tüketmemize gerek yok zevk sahibi olmak için. Daha fazla deneyim yaşamak, o deneyimlerden çıkarım yapmak da zevk sahibi olmaya yarar mutlaka. Ayrıca bir de Bourdieu 1970'lerde öldü.
TikTok'u görmedi, Instagram'ı görmedi ama görse muhtemelen bir kitap daha yazardı. Çünkü eskiden bahsettiği kültürel sermaye işte aileden, okuldan, çevreden geliyordu. Şimdi ise sosyal medyadan geliyor, Pinterest'ten geliyor, Spotify'dan geliyor. Eskiden çevremizdeki insanlar bize bak bu müzik güzel, bunu dinle, bak bu kahveci güzel diyordu. Şimdi ise her şeye sosyal medyadan ulaşabiliyoruz.
Yani çevremize gerek kalmadı. Sadece çevremize sınırlı değiliz. Çünkü artık İstanbul'da yaşayan biri, Tokyo'da yaşayan biri, Afrika'da yaşayan biri, Afrika demeyeyim hadi, New York'ta yaşayan biri diyeyim, aynı maçayı içebiliyor, aynı tote bag'i kullanıyor, aynı kitabı okuyabiliyor, aynı müziği dinleyebiliyor. Ve tabii ki günün sonunda Clean Girl, That Girl, It Girl, Soft Girl, Old Money, Coastal Grandma, Tomorrow To Go, tümlük paketler oluşmaya başladı. Ve bunlar çok indirgemeci olduğu için...
...it girl olmanın, işte kıyafetten, tarzdan, kablolu kulaklık takmaktan ibaret olduğu aşılanıyor. Çünkü kolaylık o. Ama aslında it girl olmanın başka bir bence özelliği daha var. Şimdi ben it girl olmadan etmiyorum. Hayır yani tutarlılık arkadaşlar, tutarlılık.
Siz ilk başta bir şey yaparsınız derler ki bu ne yapıyor? Mesela işte o giydiğim ayakkabılar. Ama sonra o sizin kimliğiniz olur. Laf ettikleri şey beğenilse de beğenilmese de... It Girl yapar sizi.
Çünkü siz osunuz. Aslında It Girl en cool girl değil. Yani farklılaşıyor. It Girl. Siz osunuz.
Çünkü bir tutarlılık ve örüntü var. Ve insanlar tutarlılıktan hoşlanır. Karizmanın büyük bir kısmı budur. Bir insanı tanırsın. Ne seveceğini tahmin edersin, ne giyeceğini tahmin edersin.
Ve bu öngörülebilik aslında sıkıcı değil. Çünkü bu kimlik. Ve bu hani insanlar beni beğensin, insanlar sevsin diye de değil. Yani performatif de değil sadece. Çünkü ben nereye gidersem gideyim, dünyanın neresine gidersem gideyim, kendi zevklerimle, kendi rutinlerimle hayatımı idame ettirebilirim ve mutlu olabilirim.
Boyavatta bile, bakın, Boyavatta bile kendi rutinimi yaşamaya çalıştım. Orada bile gittim köyde, maça seviyorsam onu yaptım. Orada bile gittiğim spor yapmaya çalıştım. Yok çünkü arkadaşlar. Orada bile seafood boil yaptım.
Çünkü ben buyum. Taste arkadaşlar, discover edilmez. Taste develop edilir. Taste is developed yani. Zevk bulunmaz, geliştirilir.
Peki nasıl arkadaşlar? Bakın çok önemli. Yalnız kalarak, yalnız kalarak. Çünkü kendi iç sesimizi duymamız lazım, yalnız kalmamız lazım ki bir şeyi sevmeden önce TikTok ne diyor, Instagram ne diyor, algoritma ne diyor, arkadaşlar ne diyor değil. Kendimiz ne diyoruz, bunu anlamamız lazım.
Mesela çocukluk dönemimize dönebiliriz, tamam mı? Çünkü çocuklukta henüz performans az ya, henüz marka değilsin, sosyal medya... Bizim çocukluğumuzda yoktu. Kimseye bir şey ispatlamak zorunda değildik. O yüzden çocukluk zevklerimiz çok önemli.
Ben çocukken de böyle ellerimle böyle bir şey yerdim, yerdim. Böyle çocukken de bağıra bağıra şarkı söylerdim, dans ederdim, gezerdim, pisliğe batardım, çıkardım. Çocukluk zevklerimiz hiçbir şey ispatlamıyor ki insanlara. Bizim aslında hoşlanabildiğimiz şeyler. Bu yüzden keşfetmeye gerek de yok aslında.
Geri dönsek yeterli. Ayrıca da bir tane, bak zevk tüketim değil, bir kürasyon. Tamam mı? Bu çok önemli. Kürasyon ne arkadaşlar?
Mesela müzik küratörü her şeyi koymaz. Ne yapar? Eleme yapar. Yani aslında bir önceki bölümde konuştuğumuz şey. Sınır koymak aslında.
Müzik küratörü her şeyi koymuyor. Eliyor, seçiyor, bazılarını çıkarıyor, sevmediği ürünleri atlıyor. Ne oluyor? Azaltınca anlamlı hale geliyor. Hayat da böyle.
Gusto sahibi insanlar her şeye daha fazla ekleme yapmaya çalışmaz. Dolapları da öyle genelde yani. Daha fazla eleme yapar, daha fazla hayır der, daha seçici olur. Zevk, standartlarımızı nasıl koruduğumuz, hayatımızı tasarladığımız. Standartlarımız arkadaşlar hayatımızı korur.
Ve zevkimiz sadece estetik değil, deneyimlerimiz. Mesela ben nöbet tuttuğumda, anlam ararken, yalnız kaldığımda, Amazonlara gittiğimde, terapiye aldığımda falan. Benim maça sevmem bile maça değil. Niye biliyor musunuz? Çünkü maça benim için Boyobat'taki, en yalnız zamanlarımda, yayladaki ritüelimdi.
Yalnızlığımdı, düşünmemdi, kimliğimdi. O yüzden zevk sahibi olmak ya da kendi zevkleri olmak ya da kendi testini bulmak, daha fazla şey satın almak değil. Aslında tam tersi. Daha fazlasını çıkarmak. Ben frappuccino içmem, onu içmem, bunu içmem, şekerli şeyler içmem, onu içerim, bunları içerim.
İçtiğim üç şey var zaten. sana ait olmayan şeyleri çıkararak, başkalarının seslerini ignore ederek, performansı azaltıp cidden sevdiğin şeyleri yaparak ve bütün bunlar cidden sonra geriye kalan şeyi, standardını koruyarak sen olabiliyorsun. İşte o zaman biri kahve gördüğünde, biri bir şehir gördüğünde, biri farklı bir şey gördüğünde diyor ki, aa bak bu o. Yani modern dünyadaki kendilik inşası bu. Şimdi ufak bir ara veriyoruz, sonra zevk sahibi olmak için ne yapmamız gerekiyor?
Bunları konuşacağız, tamam mı? Doktor Güneş radyo. Vodafone'lu Ayperen'den inanılmaz bir vlog! Sahanın lideri benim diyor! Evet Murat, sahanın yeni bir lideri var artık.
Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleştirilen bağımsız ölçümlere göre en geniş 5G kapsaması Vodafone'da. Hoş geldin bir tanem. Şimdi öncelikle zevk sahibi olacağız ama neyde olalım? Mesela yemekle aranız yoksa, ben şimdi yemekle nasıl zevk sahibi oluruz bunu anlatacağım size. Yemekle aranız yoksa, yemekle aranızın olmayışı.
Şaka şaka. Boş verin onu, yüzeye geçersiniz. Şimdi öncelikle yemekte mutfak ve o mutfağın hangi ürünü, bunu bilmemiz gerekiyor. Mesela ben tanıştığım insana sorarım. En sevdiğin üç mutfak ne?
Sonra sıf miçliyi ne? Derim ki benimki Japon, Antep ve Peru. Sonra bir şaka şaka İspanyol derim falan. Oradan muhabbet, yapıyorum, bu ne alaka? Evet, Amazonlar falan.
Ve arkadaşlar, ne yapıyoruz? Mesela, dedim ki ramen mi seviyoruz? Gidiyoruz o rameni. Ben ramen denemek için Fukuoka'ya gittim ya. Fukuoka.
Fukuoka, Japonya'nın Antep'i. Orada tonkotsu ramen çıkmıştı. İlginç, beğenmedim bu. Yani ben sevmiyorum tonkotsu. Neyse.
Karşılaştırma becerimiz iyi olacak. Ve test pairing falan YouTube'da çok güzel videolar var. Ben mesela çocukken hep şöyle büyüdüm. Bir kız var YouTube'dan, hanımefendi. Yurt dışında yaşıyor ve yaşadığı şehir, unuttum nerede yaşadığını.
Dünyanın her yerinden evine yemek söyleyebileceği bir yer. Ve sürekli oralardan söyleyip her mutfağa deneyimliyordu tamam mı? Ben de böyle mutfakları öğrendim. Hep izliyordum YouTube'dan. Sonrasında o mutfaklardan beğendiğim yemekleri özellikle Londra'dayken sürekli denedim.
Londra'da değilken de kendim yapıyordum. Kendiniz yapınca tabii ki bilmiyorsunuz hani gerçek tadı öyle mi yoksa sen mi kötü yaptın. Ama böyle geliştirdim. Sonra gittim oraya mesela maçayı her gördüğüm yerde maça açıp deniyorum. Orada sohbet ediyorum insanlarla.
Japonya'da da aynı şekilde yaptım maçada falan. Ve sevdiğiniz şeyde uzmanlaşmaya çalışıyorum. Mesela tiramisu mu seviyorsun? Tiramisu'nun her şeyini öğren. Her şeyini.
Bıçak olabilir, tatlı olabilir ama gerçekten öğren. Çünkü seninle özdeşleşecek bu. Onun dışında bakın, ben parfümde bunu yapıyorum. Parfümde marka değil, parfümere bakıyorum. Tamam mı?
Ve işte o parfümer hakkında hangi parfümleri yapıyor, hangi notaları seviyor, hangi akor, hangi tarz, onun gustosu ne, bunları konuşuyorum parfüme gittiğimde. Şefe bakacaksın restoranda. Kim pişiriyor? Ne yapıyor? Ne ediyor?
Müzik. Bir sanatçının sadece hit şarkılarını değil de, tüm diskografisini dinlemek ya da mesela sevdiğin janörü bulup oradan... Ben soundcloud çok kullanıyorum. Gerçekten bana çok bu anlamda ilham veriyor. Yani bir de mesela sevdiğin Atölye Bistroma'yı ben çok severim.
Ne olmuş? Ne geçmiş başından? Klipleri ne anlatıyor? Bunları araştırırım, dinlerim, yorumlatırım insanlara. Ve kendi playlistlerimi mesela ben şu an Spotify'daki playlistlerim çok taktis var.
Yani 20 bin, işte 15 bin çoğu öyle ve ben bu playlistleri eskiden yapmıştım. Yani popüler olmadan yapmıştım. Sadece popüler olunca paylaştım. Çünkü böyle bir date'e giderim mesela. O date yağmurluysa ona göre bir şey açarım.
Hayatı böyle yaşamayı seviyorum. Modayla ilgili sanatla ilgili mesela şey var, Explained videoları var ya, Everything Explained. Orada şey anlatıyor, tüm sanat akımları böyle 20 dakikada. Modayla ilgili önce mesela buna bakıp, buradan ilham alınabilir Pinterest yerine. Daha özgün çünkü.
Dönemden etkilenmek falan çok daha özgün. Mesela ben sosyal medyada, insanlar beni biliyor, ben sürekli çok garip insanları izlemeyi seviyorum. Yani normal hani şey, gerçekten kimsenin izlemediği, 3-5 like alan böyle... Farklı insanlar var. Çünkü odadaki en ilginç insanı bulup ona sohbet etmek bence sosyal taste katıyor insana.
Bakış açısı biriktirmek, herkesin bakış açısını öğrenmek. O yüzden ben sohbet ediyorum sürekli. Gittiğim yemek yerlerinde, orada, burada. Çünkü bakış açısını merak ediyorum. Mesela şimdi düşünün bakalım.
En sevdiğiniz şehir, en sevdiğiniz koku, en sevdiğiniz kahve, en sevdiğiniz kitap, en sevdiğiniz film, en sevdiğiniz restoran, en sevdiğiniz şarkı, en sevdiğiniz mevsim, en sevdiğiniz renk. Ben bunların çoğunu bilirim. Beni tanıyanlar da benim neyi sevdiğimi bilir mesela. Eğer bunlar belli değilse, siz yeterince tüketmiyor değilsiniz. Yeterince belki elemediniz de seçmediniz.
Bu benim diyebileceğimiz her şeyi ayıklamakla beraber kendi testimizi bulacağız. Çünkü kültürel sermayemiz artık sadece ne bildiğimiz değil, milyonlarca seçenek arasından neyi seçtiğimiz üzerinden okunuyor. Gerçekten arkadaşlar, sosyal medya üzerinden birinden hoşlanmaktan bahsediyoruz ya bazen. Sonra diyoruz ya, aslında boş değil. Aslında daha da mantıklı bir yerde.
Çünkü dışarıda gördüğünde sadece dış görünüşten etkileniyorsun, konuşmadığın takdirde. Tam orada da bir zevk belli ediyor gerçekten. Pardon, geri aldım şu anda. Ama sosyal medyada da bazı insanlar çok uğraşıyor bunlarla. Onlara biz laf ediyoruz ya.
Aslında öyle değil. O seviyor. Onun zevki var ve onu yansıtmayı seviyor. Performatif olabilir de, karışmayalım ya millete. Ne yapıyorsa yapsın insanlar.
Biz kendimize bakalım. Kendi hayatımızı düzelleştirmeye bakalım. Benim mesela bu zevklerim bana hayatta anlam katıyor. Ben zorlanıyordum ya hayatın anlamını arıyordum falan filan. Bunlarla anlamı çok düşünmedim.
Biraz kalkmak istiyorum bunlar için yani. Şimdi mesela bunu kapatınca şeye gideceğim, Pilates'e. Ve sanırım bayağı uzun zamandır bedenimin en iyi olduğu halindeyim. Bana çok iyi geldi bu arada. Biraz da bunlardan bahsedeyim.
Çok mutluyum arkadaşlar. Çalışıyorum, ediyorum, mutluyum. Sporumu yapıyorum, güzel besleniyorum. Şimdi ayın 15'inde longevity kampına gideceğim falan böyle. Bu arada biraz zıkkım içmeye başladım.
Bana arada oluyor. Orada geri bırakırım diye.
Ben mesela zıtkım kelimesi atıyorum, anladın mı? Yani sizi hatırlatacak bir koku, sizi hatırlatacak bir nesne, sizi hatırlatacak fikirler, düşünceler. Bu hayattan geçtim demeli bir şekilde yani. Narsistik Tuğba Güneş konuşuyor. Arkadaşlar, söylemiş miydim?
I love you guys. I love you. Bye bye güzelim.
Türkiye'nin en büyük podcast platformu PodBee Media şu ana kadar web sitesiyle huzurlarınızdaydı. Artık bir mobil uygulaması da var. Üstelik tüm programlarıyla tamamen ücretsiz, hem sesli hem videolu olarak hizmetinizde.
Episode Overview
Theme: This episode dives into the question of how we discover (or develop) our personal tastes and pleasures—across style, food, music, and life in general. Host Tuğba Gül'e takes a refreshingly honest, self-reflective, and occasionally humorous approach, emphasizing authenticity over performative or borrowed liking, and highlighting the role of personal experience and social dynamics in shaping what we truly enjoy.
Final message: “I love you guys. I love you.” (15:45)
This episode is especially valuable for anyone questioning their relationship with their own likes and dislikes—and how to move from imitating what’s popular to living a life curated by and for themselves.