Loading summary
A
Peribacalarım merhaba. Merhaba değil, merhabalar. Selamlar. Bu hafta gerçekten bence şu 30.8 yıllık hayatımda en iyi yaptığım şeylerden birini konuşacağız. En iyi yaptığım şey olabilir.
Sosyal medyada en çok abla bana bu konuda yardımcı oldun denilen şeylerden biri. Cildim iyi geldi falan dışında. Ne biliyor musunuz bu? Sınır koymak. Sınır ihlaline izin vermemek, sınır koymanın tüm bedellerini ödeyerek, sınır koyarak göğüs gerdiğim tüm zorluklar.
Bunları anlatacağım. Nasıl sınır koyabiliriz? Suçluluk hissetmeden nasıl sınır koyabiliriz?
Sınır koymak, bir insanın kendine yapabileceği en iyi self-care ödül. Gerçekten. Bazen spa değildir self-care, bazen matcha değildir self-care. Bazen kişinin kendine bakması, en güzel kendine bakma yöntemi doğru sınırlardır. Ben bunu yaptığım için yalnız kalıyorum, bunu yaptığım için arrogant diyorlar, yok işte narsist, yok şu yok bu tamam narsist olabilir ama bunun sınırlarında.
Yani bugün bunları konuşacağız. Çok önemli arkadaşlar. Bu podcastten sonra birazcık da olsa insanlara sınır koymaya, daha rahat hayır demeye başlayabilirsiniz. Eğer yetmezse bir bölüm daha yaparım. Hazırsanız başlıyoruz.
Doktor Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz.
Daha iyi bir gelecek Daha iyi bir gelecek Enerjisa Daha iyi bir gelecek Daha iyi bir gelecek Enerjisa Gerçekten ne nefret ettiğim şeyden bir tanesi Lazer'e gidiyorsun. Yok şuranı beyazlatalım. Yok ya kanka bırak benim kararmış kukumu ya. Sana ne kardeşim. Sana ne benim kukumun renginden.
Ben neon pembe istemiyorum. Sana ne ya. Ya kılın şöyle kılın. Ya kılım olmasa gelir miyim Lazer'e? Ya da benim cildimde bir sorun olsa sana mı danışacağım?
Haddini bil. Sana mı danışacağım? Cildiye'ye giderim. Ben doktor olmamı geçtim. Cildiye'ye giderim.
Sana mı soracağım ya? Kuaföre gidiyorsun. Bak geçen kuaföre gittim. Bana diyor ki beni takip eder misin? Edemem diyorum.
İş bu edemem. İş. Ayrıca ben Sabit Bey'e gidiyorum diyorum. Sabit Bey bana yapıyor normalde. Trafik var diye buraya geldim.
Edemem takip kardeşim. Bozuluyor falan. Diyor ki bari story koy. Diyorum ki parayla. Menajerime sorun.
Ya niye story koyuyorum ya? Paramı veriyorum. Kaç bin benden aldın. Bir de üzerine ben size niye story koyuyorum ya? Bu nasıl bir istek?
Sonra gelip bana diyor ki, ha baktım bir sürü arkadaşım takip ediyormuş. Söyleseydin ya çok takipçi. Hayır dedim, çok takipçiyim. Olmamla alakası yok. İstemiyorum.
Zorunda mıyım? Sonra trip atıyor. Sonra ben de bahşiş verdim yani üzerine. Hani bana trip atma. Parayla bir şey yapıyorum.
Seni takip etmek zorunda değilim. Ayrıca bana sen diyemezsin. Ben sana siz diyorum. Dersin de bu senin kendi şeyini gösterir yani. Olgunluğunu, sosyal bilişini, nezaketini.
Ya hemen iki insanlık yaptık diye hemen götüp şaplak enseye parmak. Bu ne abi? Neyse tam tersi herhalde işte. Gerçekten çok sinirli oluyorum ve bu da değil sadece. Hemen birle tanışıyorsun, aa ben seni takip etmiyordum.
Tamam o zaman hemen ben seni geri takip edeyim. Yok etmiyorsan etme bana ne, ben seni takip etmek istemiyorum ya. Bıktım, insandan bıktım. Bu yüzden ben direkt yani direkt suratlara diyorum ki hayır yapmam. O diyor ki boyatırsın ben.
Hayır dedim size boyatmam. Kaldı böyle. Dedim ben dersin zaten çok gıcık bir kız falan filan dersin dedim. Esprili yapıyorum sonra. Boyatmam kanka sana, istemiyorum sana boyatmak.
Sus işini yap sadece kırklarıma al. Allah Allah. Neyse. Arkadaşlar sınır koymak hakikaten ben böyle sınır sınır Instagram'da da mesajlara cevap veriyorum. Yani DM'leri şey atıyorum ya storyime ya da işte kanala.
Bunun sebebi benim sadece onlardan rahatsız olmam değil. Sınır koymayı gösteriyorum aslında. Göstermeye çalışıyorum. Çünkü ben her sınır koyduğumda abartma abartma. Hayır abartmıyorum.
Abartma diyen de aynı boku yediği için. Özür dilerim, bugün birazcık böyle ağzım da biraz folloş. Kusura bakmayın, bu yüzden podcast var. We do have podcast for a reason, yeah? That's why we do podcast, guys.
I'm just too lazy to explain. Şaka şaka, lazy falan değilim. Ben explanation için doğmuşum ama ben açıklayacağım kendimi. Ve sınır koymak harbi romantik bir şey değil yani. Çünkü sınır koyduğunuzda suçluluk, yalnızlık, yanlış anlaşılma, dışlanma...
Çünkü sınır koymak sadece bir iletişim becerisi değil. Yani ne kapasitesi biliyor musunuz? İnsanlar benden hoşlanmasa bile ben kendimi terk etmeyeceğim. Ben kendim olmaktan vazgeçmeyeceğim. Ben en çok kendime saygı duymak zorundayım çünkü.
Ve bu zor. Çünkü biz küçükken şunu öğrendik. Uyumlu ol kızım. Özellikle biz kadınlar. Uyumlu ol.
Ortamı bozma. Uyumlu olmazsam sevilirim. Sorun çıkarmazsam daha güvende olurum. Herkes rahat olursa ben de güvendeyim. Ortamın huzurunu bozarsam.
Çünkü kanka sen kuaföre ben bunu yapmayacağım deyince o kuaför içine ediyor yani o şeyin saç kesimi rutini. Tamam o yani işte yanına bir tane güzel yaktığın işte herhangi bir zıkkım, Türk kahvesi modundan çıkıp full gerginlik. Ne yapayım? Ne yapayım? Devam edecek.
People pleaser olmak arkadaşlar aslında bir kibarlık değil. Survival strategy yani hayatta kalmaya çalışmak. Evet aşırı empatik insanlar kötü niyetli olmuyor ama empatiyle kendini terk etmemek ya da kendine saygı duymak tabii ki aynı şey olmuyor bazen. Çünkü bir noktadan sonra hayır diyemediğinde ortamın enerjisini yönetmek zorunda kalıyorsun. İşte ayıp olur diye istemediğin şeyi yapıyorsun.
Ayıp olur diye hayır diyemediği için evlenenler var ya. Just kidding guys. Ama insanlar benden rahatsız olmasın diye ben kendimi küçültmek zorunda değilim. Herkesi regüle etmek zorunda değilim. Kime düşünür düşünürsün bana ne?
Arkamdan kötü desinler. Tamam kanka kötüyüm var mı? He tamam kötüyüm. Ok. İyi kız ol tatlı kız ol alttan al idare et çok sert görünme.
Hayır. Sonra o kadın büyüyor, hayır istemiyorum, sadece kırıklarımı aldıracağım derken bile kendini suçlu hissediyor. Arkadaşlar, ilk sınırlarınızı koymaya başladığınızda kendinizi güçlü hissetmeyebilirsiniz. Çünkü ilk his genelde suçluluk, kaygı, acaba kırıldı mı, çok mu sert oldum, beni artık sevmez mi? Çünkü beynimiz ilk başta sınırı koyduğumuzda ilişki kaybı tehdidi olarak bunu algılayabiliyor.
Özellikle koşulluğu yaşandıysa küçükken sevgi, hani şimdi dedim ya performansla, uyumlulukla, fedakarlıkla, sessizlikle geldiyse, hayır kelimesi de sınır sistemine tehdit. Yani bu yüzden insanlar istemeyi ilişkileri sürdürüyor, istemediği işi kabul ediyor, istemediği arkadaşları taşıyor, istemediği sohbeti saatlerce dinliyor. Arkadaşlar siz bir şeye hayır diyemiyorsunuz diye biri sizden bir şey istiyorsa, sizin hayır diyemeyeceğiz bir şeyi. Bu kişinin niyeti kötüdür ya, bu sömürüdür, bu etik değildir. Sizden patronunuz işle ilgili olmayan herhangi bir sosyal bir isteği istiyorsa, sırf sizin patronunuz diye, zaten patronlar kötüdür de, bu daha da kötü bir istek.
Tamam mı? İnsanlardan hayır diyemeyeceği, böyle mesela şöyle düşünün, sizde bir şey var ve hayır diyemiyor ve sizin vicdanınızda oynuyor, ya bu kötü bir insan ya. Kötü bir insan, bu bencil. Tamam mı? Ve ayrıca boundary ile bir istek, yani sınır ile bir request.
Bir istek aynı şey değil. Bana böyle konuşma, bana böyle yapma bir talep, bir istek, bir request. Ama bana böyle konuşursan konuşmayı bitireceğim bir sınır. Mesela ben hep diyorum ya, bir erkek böyle böyle yaparsa ben onunla görüşmem. Sen çok talepkersin.
Hayır ben talepkar falan değilim. Ben ona demiyorum ki kızların fotoğrafını beğenme demiyorum. Talepte bulunmuyorum. Bunu yapıyorsan ben seninle görüşmem diyorum. Ben demiyorum ki bana bunu işte ben buradayken böyle bir şey yapma demiyorum.
Yapıyorsan ben orada yokum diyorum. Bu sınırdır ya. Yani bir sınır koymak karşı tarafı değiştirmeye çalışmak değil. Karşı taraf değişmezse ben buna okey değilim demek ki bu gayet de benim en temel insani hakkım. Bu çok güçlü bir şey.
İnsanlar sınırı karşı tarafı kontrol etmek sanıyor. Hayır. Ben senin davranışını kontrol edemem. Kendiminkini ettim de kaldı seninki ama ben o davranışa erişimimi kontrol ederim. Eğer sen bana böyle davranıyorsan sen bir daha bana erişemezsin.
And that's my choice. That's my opinion. That's my opinion. Bakın, bana mesai dışında mesaj atma bir request'tir, bir rica'dır, bir talep'tir. Fakat mesai dışında gelen mesajlara ertesi gün döneceğim bir sınırdır.
İstersen at abi, ben ertesi gün döneceğim. Kusura bakma. Yani insanlar şunu karıştırıyor. Karşı taraf hala aynı şeyi yapıyor. Demek ki benim koyduğum boundary sınır işe yaramadı.
Hayır. İnsanlar tam da durmadığında o sınır işe yarar. Çünkü sınır koymanın amacı insanları durdurmak değil, kendini koruyabilmek. Bir diğer önemli şey de insanlar bizim koyduğumuz sınırı sınır olarak duymayabiliyor. Özellikle kimler?
Toksik insanlar veya Emotionally Immature insanlar. Yani duygusal olarak olgun olmayan insanlar. Bu insanlar tarafından koyduğumuz sınır Rejection olarak algılanıyor. Yani reddedilme olarak algılanıyor. Sonra sana diyor ki sen çok hassastın, çok kontrolcüsün, eskiden böyle değildin.
Kanka eskiden böyle değildim çünkü artık geliştim ve geliştim. Sizinle sınırı koyabiliyorum. Ve sizin bu koyduğunuz sınır insanlarda utançı besliyor, utanç hissini. Gerçekten shame, guilt. Shame daha doğrusu, utanç da.
Diğeri suçluluk, suçluluk ve utanç başka şeyler. Bu dersi işlemiştik arkadaşlar. Ve utanç başa çıkması çok zor bir his. Ve bu yüzden de insanlar bu sınırı gördüğünde ne yapıyor? Saldırıya başlıyor, mağduru oynuyor, olayı çarpıtıyor.
Ne yapıyor çarpıtarak? Safsatalara başvuruyor. Herkese gidip başka anlatıyor, sizi kötü karakter yapıyor. Çünkü sizin koyduğunuz sınır, onlar içerisindeki ben kötü müyüm mü tetikliyor. Ve günün sonunda işte utançla beraber olayı size çarpıtıyor.
Çünkü bazı insanlar sizin de dediğiniz değil de, kendi yaraları ne duyuyorsa onun cevaplıyor, tetiklendiği yerden. Ve en kötüsü de yani bazıları bizi anlayacak kapasite de olamayabiliyor. Bu onları kötü yapmıyor ama bizim canımızı acıtmayacağı anlamına da gelmiyor yani. Ama işte biz bazen bir gün anlayacak bunu, bir gün özür dileyecek, bir gün beni perspektif... Hayır kanka görmeyecek, görmeyecek.
Ama işte bu kendi kendine aslında bir closure yani. Görmeyecek ve... Bazen açıklamaktan bile kendimizi imtina etmeliyiz. Çünkü bunu kendime de söylüyorum. Beni alınacak duygusal kapasitesi yokmuş.
That's a closure. Bu bir kapanış. Ve çok özgüleştirici bir kapanış. Onun özüne bağlanmamamız gerekiyor. Tamam mı kanka?
Okey. Ve sınır koyamayan insanlardan iki uç olabiliyor yani bir spektrum ama o spektrumun bir ucu tamamen sınırsız bir erişim vermek karşılıyor. Diğer ucu da aniden herkesi hayatından çıkarmak. Tamam mı? Çünkü hayır diyemedikçe, bazen vardır ya hep böyle iyi oynayan insanlar, iyi oynayan, hayır diyemez, hayır diyemez falan filan.
Ve günün sonunda ne olur arkadaşlar? Pasif agresyon. Ne olur? Ghost ederler, ani koparlar, sert patlarlar. Hep böyle iyilik meleği oynayan insanlar da aslında iyilik meleği değil yani.
Sadece bence sağlıklı sınır koyamıyorlar. Çünkü sağlıklı sınır koyamayak ne kare gibi yani, ne böyle duvar öremek, ne de böyle herkese açık gelen girsin falan demek. O kapı bazen açılıp bazen kapanmalı. Ve zor kabul edilen şeyden bir diğer bir tanesi de bazı ilişkiler Yani sevgi üzerine değil, erişim üzerine kurulur. Yani bazı insanlar sizin sürekli zamanınızı çalmaya, emeğinizi sömürmeye, sizi onları regüle etmenizle sürekli oluşabilir olmanıza, fedakarlığınıza alışmıştır ve siz böyle bunları kendinize önem vermeye başlayınca da alakası sen çok değiştin.
Halbuki değişen şey benim kişiliğim değil kanka, ben kendime önem vermeye başladım. Erişim ve düzen getirdim yani. Ve gerçekten gerçek diyorum ya, gerçek skincare'i bazen, skincare'i love, self-care, Maça değil, sıpa değil. İnsanlar beni yanlış anlayabilir, benden hoşlanmayabilir, beni suçlayabilir ama ben kendimi terk etmeyeceğim diyebilmektir. Bir tanem.
I'm so sorry. Vallahi bunu yapabildiğim günden beri çok daha mutluyum. Gerçekten şükürler olsun. Şimdi bu konuda biraz hayattan da örnek vereyim. Şimdi yapmamız gereken şey, tamam mı?
Boundary ile request'ı karıştırmamak. Yani rica ile sınırı karıştırmamak. Diyelim ki birisi bize saygısız konuşuyor. Tamam mı? Date, arkadaş, fark etmez.
Bana böyle konuşma. Hayır bunu demeyeceğiz. Bana böyle konuşursan telefonu kapatacağım. Bunun içerisinde bir enforcement planı olmalı. Yani sınır çizmek birinden değişmesini rica etmek değil, değişmezse ne yapacağınız sorusunun cevabı.
Bunu vereceğiz. Değişmesini istemiyoruz. Ayrıca bizden daha üst statü olarak patronumuz hep oradan örnek vereyim. Patronumuz üstümüz. Onların mesaj atmasını, onların dediklerini kontrol edemeyiz tamam mı?
Ama yapıp yapamayacağımızı kontrol ederiz. O yüzden patron bize mesaj mı atıyor? diyebiliyorsunuz, uyuyorsa işinize. Mesai saat, işte dediğim gibi, mesai saat ya da dışında gelen mesajlara her türkün cevap vereceğim. Bu kadar.
Şimdi ufak bir ara, sonra neden bahsedeceğim? Koyduğumuz sınırların duygusal olarak yetersiz insanlarda oluşturduğu hislerden ve bizim bunları takmamamız gerektiğinden.
Vodafone'lu Alperen'den inanılmaz bir vlog! Sahanın lideri benim diyor! Evet Murat, sahanın yeni bir lideri var artık. Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleştirilen bağımsız ölçümlere göre en geniş 5G kapsaması Vodafone'da. Welcome back bir tanem.
Şimdi dedik ya bazı insanlar sınır duyunca karşı kişinin sınır koyduğunu değil, kendi değersizlik yarasını duyuyor. Bu kişiler de genelde empati kapasitesi sınırlı, mentalizasyon zayıf, hemen savunmaya geçiyorlar, olayı çarptırıyorlar. Ne diyoruz biz buna? Story twisting diyoruz. Yani sen sadece sakin bir şey söylüyorsun.
Diyor ki bana bağırdı, işte beni evden kovdu, şöyle böyle. Yani sen sadece diyorsun ki gelmeden önce haber verir misin? Diyor ki aa niye falan ne olur? Ya kanka sakin ol. Egon bu kadar yaralanmasın.
Sen ne kadar güzel anlatırsan anlat, kişi onu arkadaşlar bilgi değil de bir utanç olarak alıyor. Ne yapıyor? Blameshifting. Yani suçu sana atıyor. Ne yapıyor?
Stonewalling. Susup kapanıyor. Bazen sessiz şey, silent treatment yapıyor seni. Sessizce dalandırıyor. Rage yani patlama oluyor falan.
Bir de simül kampanya. Yani herkese kendi versiyonunu anlatmaya başlıyor. Ama bu davranışı mazur görmeyeceğiz. Ne yapacağız? Beklentiyi ayarlamak.
Yani ondan bize anlamasını beklemeyeceğiz diyeceğiz ki, tamam o beni anlayacak kapasiteli değil. Ve burada çok güzel bir formül var. Ben de bunu araştırırken öğrendim. CLEAR adı. Yani C-L-E-R-E.
C for Communicate Value. Yani önce o kişiyi değerli hissettirebiliriz. Tamam mı? Yani burada beklentiyi aramaya çalışıyoruz da yani sağlıklı sınırı koyarken ilişkilerimizi bozmamaya çalışıyoruz aslında bir yerde de. Senin hayatımızdaki yerin çok kıymetli mesela değil mi?
O şekilde kişiye kendini değerli hissettiriyorsun. C. Communication. İlişki. Clear, ikinci harf ne?
L yani L. Yani sınırını kısa ve net söyle. Yani ne yaptık önce? Hayatımdaki yerin çok kıymetli ama lütfen gelmeden önce haber ver dedik. Clear, i, e, ne?
Explain benefit. Yani bunun ona da nasıl iyi geleceğini anlatacağız. Explain, açıkla. Benefit, yarar. Yarar, açıkla.
Niye ben böyle bir şey istiyorum? Böyle geldiğinde gerçekten müsait oluruz ve daha güzel vakit geçiririz. Ben buna bir şey yapıyorum. Şu an gelemem, çok işim var. İşim olduğunda sana odaklanamam.
O yüzden sonra yapalım diyeceğiz. Tamam mı? Clear, ne geldi? A, yani A, yani Assurance, yani güvence. Bu, seni istemediğim anlamına gelmiyor, diyoruz güvence verirken.
Sonra en son ne? Clear, R, yani Repeat Boundary, sınırımızı tekrar ediyoruz. Ama yine de gelmeden önce haber verirsen çok iyi olur, bunu istiyorum. Yani formu şöyle, cümleyi tam söylüyorum. Seni seviyoruz, hayatımızda olmanı istiyoruz ama gelmeden önce haber vermeni de istiyoruz.
Böylece geldiğinde daha rahat ve daha güzel vakit geçirebiliriz. Bu seni uzaklaştırmak için değil, sadece ev düzenimiz için önemli. O yüzden gelmeden önce lütfen haber ver. Tekrar söylüyorum, boundary sınır karşımızdakini değiştirmek için değil bir tanem. Bir de people pleaser artık çok fazla konuşuluyor ama yes person olmak diye bir tabir de var.
Yani sürekli yes person olmak, evet insanı. Arkadaşlar, sürekli evet insanı olmak zamanla içten içe öfke ve düşük özdeğer yaratıyor. İnsanları üzmemek için kendi ihtiyaçlarını bastırıyorsun. Niye böyle? Çünkü hayır demek bencilliktir inancı.
Bizim toplumumuzda var, ailemizde var. İlişkilerden ya da conditioning. Yani öyle büyüyoruz. Ve sağlıklısını çizmekle böyle bir ekosistemde kendimizi koruma biçimimiz. Ve arkadaşlar, biz sınır koyamayan bir insansak bunu nasıl anlayabiliriz biliyor musunuz?
Bakın, eğer biz yes personysak yani her kişiye evet diyorsak, people pleasersak ya da insanlar üzülmesin diye kendimizi değiştiriyorsak, başkalarının duygularından kendimizi sorumlu hissediyorsak ya da Yani kargaşadan kaçınmak için, çatışmadan kaçınmak için kendi ihtiyaçlarımızı söyleyemiyorsak ya da kendimizi seçince suçluluk hissediyorsak ya da güven oluşmadan fazla kişisel bilgi paylaşıyorsak yani çok hızlı overshare ediyorsak biz gerçekten sınır koyamıyor olabiliriz. Arkadaşlar, saying no is an act of self-care, not a rejection of others. Yani hayır demek insanları reddetmek değil, kendimizi korumaktır. Birkaç örnek daha vermek istiyorum. Biz bazen kendi ihtiyaçlarımızı ifade ederken bile özür diliyoruz.
Ya bu mesela karşıda çok başka yansıyabiliyor. Yani bir people-pleasure konuşması örnek vereyim. Ay çok özür diliyorum ama istersen yine de. Kendimi kötü söylüyorum ama hayır. Boundary yani sınırını koyabilen insan daha sakin, daha kısa, daha net suçluluk hissetmeden.
Çünkü sınır koymak agresyon değil. Bunu karıştırıyoruz aslında. Çünkü sınırı koyan insan sağlıklı bir şekilde bunu koyabiliyorsa bağırmaz, açıklama bombardımanı yapmaz, manipüle etmez. Sadece bunu istemiyorum der. ve karşı tarafın öfkesini regüle etmeyi kendi görevi olarak saymaz.
Başta bunları yaptığımızda, sınır koyduğumuzda bazı insanlar bizden uzaklaşacak, bazıları bizi suçlu hissettirmeye çalışacak, bazıları diyecek benzinin tekiye, bazıları diyecek soğuk nevale. Bu bizimle alakalı değil. Bunları, bu insanların bize erişime azaldığı için yapıyorlar bunları. Ve insanlar genelde başkalarının travmalı halini seviyor maalesef. Ve bizim sağlıklı halimiz onlara daha az ulaşılabilir, daha az suçlu, daha az açıklayıcı geldiği için travmalı hal daha kolay manipüle ediliyor, daha fazla veriyor, daha fazla tövbe ediyor.
O yüzden genelde bizim healing erığımız insanların hoşuna gitmiyor. Çünkü biz iyileşince daha az açıklama yapıyoruz. Herkesin heroesu olmuyoruz, kurtarmıyoruz herkesi. Herkesin anası terapisti olmuyoruz ve insanlar bunu ego sanıyor. Ego bu değil.
Açın foy dökün. Yani ben ilk kez kendimi koruyorum ve bakıyoruz ki insanların hoşuna gitmiyor. I'm sorry. Yani ben böyle rahatsız edeceksem sizi, please rahatsız edeyim. Çünkü insanlar gerçekten emotional labor bekliyor, ulaşılabilirlik bekliyor, bakım verme, sonsuz tolerans.
Ben hayır dediğimde bile bir kadın olarak ortam enerjisi değişiyor. Kadın dediğinde diyorum. Çünkü öyle abi erkeğin hayır demesi bile normal. Bir kadın hayır dediğinde küstün mü, bir şey mi oldu, tavır mı yapıyorsun? Hayır tavır mavır yapmıyorum ya.
Bakın, hakikaten tekrar tekrar söylerim ama bu çok üzücü ama sınır ihlali. İnsanlar bunu yaşaya yaşaya, bazıları dissocio oluyor, bazıları... Bedenen tükeniyor. Bir gün herkesten nefret etmeye başlıyor. Ben Boyabat'ta bunu çok yaşadım.
Boyabat'ta hastanede sürekli sınır ihlali. Ben tek başıma bir kadın olarak orada yaşıyorum. Bana diyor ki, tek mi yaşıyorsun? Evin nerede? Ya sana ne evim nerede?
Sana ne adam? Sana ne? Yok ablanla evliliğim. Size ne kardeşim? Size ne?
Ben çok merak ediyorsanız açın Google'dan bakın diyordum. Nerede okudun? Ünlüyüm ya ben. Google'da var açın okuyun falan. Kanka sana ne ya?
Ben o gün insanları nefret etmeye başladım. Sonra dedim ki dur bu böyle olmaz. Ve öğrendim. Terapiyle de öğrendim. Ve şu an o kadar rahatım ki o kadar sınırı koyuyorum ki.
Mesela biri bana, ben diyorum temas sevmiyorum falan. Tamam, zaten binardır böyle biliyor herkes. O yüzden çok rahatım. Ama işte diyorum ya, buraya gelmek kolay olmadı. Tek bir günde olmadı.
İnsanların beni sevmemesine okey oldum. Huzursuz kalmaya okey oldum. Peki, şimdi gelelim. Bu bedelleri öderseniz, bunlara göğüs gelebilirseniz hayat ne oluyor? Şimdi biraz da size buradan anlatayım.
Siz eğer çevrenizde sınır koyabilen bir insan olarak biliniyorsanız, Tuba sınırlarını koyar. Büşra bunu bilir. O öyle bir kadın. Arkadaşlar, bütün enerji değiştiriyor bu. Çünkü sınır koyabilen insanlar genelde bir saatten sonra artık öyle bilindikten sonra daha az manipüle ediliyor.
Daha az gereksiz drama çekiyor. Daha seçici ilişkiler yaşıyor. İlk başta insanlar senden çekinmeye başlıyor. Özellikle sınırlarını ihlal etmeye alışmış insanlar sınırları. Herkesin enerjisini kullanan insanlar, mağduru oynayan insanlar.
Ama sonra ne oluyor? İnsanlar bir şey demeden o sınırı hissediyorlar ya. Çünkü o sınırı koyabilen insanın bakışı, cevap verme şekli, hayır derken paniklememesi, fazla açıklama yapmaması, o suçlulukla kıvranmaması bunlar algılanıyor beyin tarafından. Ve sonra şu değişim başlıyor. Eskiden sana çok yaklaşan bazı insanlar kayboluyor.
Ama kaybolması gerekiyor zaten, gitmesi gerekiyor. Ama sana gelen insanlar, bu sınırlara saygı duyan insanlar oluyor ve daha kaliteli oluyor. Çünkü artık ilişkiler suçluluk üzerinden değil, karşılıklık üzerinden kuruluyor. Bir de arkadaşlar, sana gelen insanlar artık hayırını kişisel algılamamayı öğreniyor. Çünkü sen netsin, tutarlısın, manipüle edilebilir değilsin.
You can't be manipulated. Ve sen de bu sayede bir gün hayır deyip, ertesi gün suçluluk yaşamamış oluyorsun. Çünkü artık insanlar sizin söylediğiniz sınıra değil de, o sınırı ne kadar koruduğunuza bakıyor. Tamam, bu kişi söylediği şeyi hakikaten uyguluyor. Ben bunu öyle algılamayayım, diyor.
Ve şunu da biliyorsunuz, yani people pleaser her şey... Evet, insanlar başta uyum sağlıyor, altman alıyor, herkes rahatlatıyor gibi gözüküyor ama bunu yaşamışsınızdır çevrenizde. Bir gün böyle bir anda kin tutuyorlar, abi kinle beraber senden bir anda böyle bir... Ne yaptım ben ya, diyorsun. Her şey okey değil işte, her şeyi içine atıyor.
Ama sınırı koyabilen insan başta mesafeli gibi olsa da net ve sınırı koyabildiği için bu kin olmuyor, uzun vadede daha güvenli olabiliyor. Çünkü ne yapacağı belli, baştan söylüyor zaten. Çünkü istemediği şeyi otomatik evet demiyor, bedendeki rahatsızlığı bastırmıyor, öz saygısı da yüksek oluyor. O yüzden pasif agresif davranmıyor. Kendi alanını koruyabiliyor.
Ve bakın, çok güzel bir şey söyleyeceğim, çok güzel. Ben bazen sınır koyduğumda herkese abartma. Benim koyduğum sınırın doğruluğu herkes tarafından anlaşılmasıyla ölçülmez. Ve sınır koyabilmenin en büyük huzuru şu, kendimi ihanet etmeden ilişkilerimi sürdürüyorum. İnsanların benim sınırlarım hakkında ne düşündüğü, onların beynindeki imaj umurumda değil.
Bunlar benim sınırlarım. Bunların benim sınırlarım olması benden kaynaklı. Bana ona göre gelirsiniz diyorum. Gerçekten de böyle biliyor musunuz? Kimsenin onayı için kendimi değiştiremem.
Kimse için kendimi satmam. Yolda bulduklarımı, yola çıktıklarımı satarım ama kendimi satmam. Umarım bu podcast, bu konuşma size biraz olsun bunun rahatlığını hissettirmiştir ve gerçekten kendi sınırlarımızı koymanın ne kadar bedeli olursa olsun en büyük saf keylerden bir tanesi olduğunu hissettirmiştir. Sizi çok seviyorum. Kendinize çok iyi bakın.
Hayırlı bayramlar by the way.
Türkiye'nin en büyük podcast platformu PodBee Media şu ana kadar web sitesiyle huzurlarınızdaydı. Artık bir mobil uygulaması da var. Üstelik tüm programlarıyla tamamen ücretsiz hem sesli hem videolu olarak hizmetinizde.
Host: Dr. Güleç
Release Date: May 25, 2026
Platform: Podbee Media
This episode delves into the challenges and emotional costs faced by people who are able to set boundaries in their personal and professional lives. Dr. Güleç explores why boundary-setting is a crucial yet often misunderstood form of self-care, the misconceptions surrounding it, societal conditioning (especially for women), and practical strategies for drawing healthy lines—despite inevitable backlash.
Dr. Güleç shares a practical communication formula for healthy boundaries:
By setting boundaries—even at the risk of being disliked or misunderstood—you claim agency over your well-being. The process is uncomfortable, sometimes socially costly, but ultimately freeing. People who consistently assert their boundaries attract respect, authenticity, and healthier connections while letting go of manipulative or one-sided relationships.
“Kendinizi ihanet etmeden, suçluluk duymadan ilişkiler kurmak mümkün—ne kadar bedeli olursa olsun.”