Loading summary
A
Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Bu bölümde müzik tarihinin en acı ve anlaşılmaz ölümlerinden birini, Mozart'ın ölümünü anlatacağım. Klasik müziğin en önemli operası perdelerini açtıktan tam 3 ay sonra, Mozart'ı birdenbire yatağa düşüren ve son nefesine kadar huzursuz eden gizemi beraber çözmeye hazırsanız başlayalım mı?
İki yıl sonra görüşürüz. Çünkü Brown Akıllı IPL ile iki yıl tüy yok, tüy alma yok. Brown Akıllı IPL ev konforunda uzun süre pürüzsüzlük sunuyor. Kullanım sırasında anlık geri bildirimlerle kişisel güzellik asistanı gibi yönlendirme yapıyor. Farklı vücut bölgeleri için doğru başlık kullanımını desteklerken akıllı takvimiyle günlük rutinlerinize uyum sağlıyor.
Siz de hemen deneyin. Daha iyi bir gelecek Daha iyi bir gelecek Enerji sağ O gece tüm Viyana'yı yerinden sarsan sihirli flüt operasıydı. Eylül ayıydı. Hava hafiften soğumaya başlamış, sonbahar yapraklarını dökmeye hazırlanıyordu. Bu aynı zamanda Viyana'nın opera, tiyatro ve balelerle en canlı geçen günleriydi.
35 yaşında camianın gözbebeği Mozart, Sihirli Flüt'ü seyirciye açmıştı. Sahne baştan sona hayali karakterler, canlı renkler, neşe ve heyecanla doluydu. Ancak Sihirli Flüt bir peri masalı öyküsünün ardında derin sırlar barındırıyordu. Evet, hikaye oldukça masum başlıyordu. Güzel prenses, kötü bir rahip tarafından kaçırılmış.
Prensesin annesi, gece kraliçesi, onu kurtarması için genç prens Tamino'dan yardım istemişti. Tamino, prensesi kurtarmak için tapınağa geldiğinde, rahip Sarastro, prensese ulaşması için onu üç sınava sokmuştu. Bunlar ateş, su ve sessizlik sınavlarıydı. İşte tam burada sihirli flüt bir peri masalı olmaktan çıktı. O günlerde Viyanalı seyirciler için bu üç sınavın bir tek anlamı vardı.
Masonik ritüeller. Üç rehber. Üç kapı. Tekrar eden üç akor. Mason cemiyetleri için gizlilik en önemli kuraldı.
Mozart ise bilinen bir masondu. Mozart'ın bu operayla Mason cemiyetinin gizli kabul törenlerini ifşa ettiği dedikodularıyla bütün Viyana çalkalanıyordu. Mozart'ın sihirli flüt seyircilerine kapılarını açtıktan iki ay sonra ani bir hastalıkla ölmesi bu dedikoduları daha da güçlendirdi. Çünkü mason cemiyetlerinde gizlilik ihlalinin cezası çok ağırdı. Ve herkes Mozart'ın bu yüzden öldüğünü düşünüyordu.
Ama gerçek bambaşkaydı.
Herr Mozart, merhabalar efendim. Merhaba. Yüzünüzü göremiyorum. Siz kimsiniz? Ben yalnızca bir elçiyim.
Sizden bir ağıt yazmanızı istiyoruz. Hızlıca. Ne? Anlamadım. Bir ücret karşılığında elbette.
Mozart'ın evine davetsiz gelen bu misafir, yüzünü saklamak için bir maske takmıştı. Gri büpelerini olduğu için Mozart onu bugünden sonra gri elçi olarak andı. Mozart'a besteler ısmarlanırdı. Ancak bu gizlilik bir tuhaftı. Yine de sürekli borçlanan Mozart yükü ödemeyi reddedemedi.
Bir süre sonra bu Mozart'ın içinde sürekli büyüyen bir endişe bulutuna dönüştü. Mozart içten içe birinin onu öldürmek istediğinden şüpheleniyordu. Ölümünden kısa süre önce eşi Constance'la dertleşirken birinin onu zehirlediğini söyledi. Ancak eşine ne gerçek bir isim verebildi ne de gerçek bir olay anlatabildi.
Hermozart, merhabalar efendim. Lütfen bu yağmurda yürümeyin. Sizi evinize kadar bırakmama izin verin. Hermozart, Requiem hazır mı? Hayır, hayır.
Biraz daha vakti ihtiyacım var. Vaktiniz azalıyor Hermozart. Vakit daralmış, siparişin parası çoktan alınmıştı ama Mozart hasta ve acı içindeydi. Söylenir ki Mozart hasta yatağında dahi gri elçinin ona ısmarladığı ağdı bitirmeye çalıştı. Yine de ömrü yetmeyecek ve Constance ağdı Mozart'ın öğrencisi Süsmaya ile bitecek.
İşte bu siparişi sonunda sahibine teslim ettiklerinde gerçek ortaya çıktı. Şimdi burada kısa bir ara verelim. Ardından kaldığımız yerden dosyamıza devam edeceğiz. Dahi müzisyeni ömrünün son günlerinde şiddetli bir paranoyaya sürükleyen gri elçi yalnızca bir aracıydı. Görevi bir aristokratın kimliğini saklamaktı.
Bu aristokrat Count Franz von Walzeck'ti. Eşini genç yaşta kaybeden Walzeck, adı onun ruhu için istemişti. Ancak Walzeck'in kötü bir huyu vardı. Çevresindeki yetenekli müzisyenlerden eserler ister, bu eserleri elde edince de kendi eliyle tekrar yazıp üzerine imzasını atardı. Asıl nüshaları da bir kasada saklıyordu.
Bu amatör müzisyenin huyunu çevresi de bilirdi. Hatta partilerinde sahnelenen eserlerin kime ait olduğunu sormayı severdi. Çevresi de, ortak bir şakaya güler gibi, sizin kont balzek derdi. Mozart'ın çevresini saran şüphe ağında bir isim daha vardı. Bu isim, müzik tarihinde ve popüler kültürde onlarca tartışmaya yol açmış bir dinamiğin mimarlarından Antonio Salieri'di.
Salieri, İtalya'da doğmuş, İtalyan operasını Avusturyalılara sevdirmişti. Buna rağmen Avusturya'da bir İtalyan olarak yabancı hissettiği düşünülüyordu. Salieri, saray başbestekarı ve gözde bir müzisyendi. Ama sarayda yükselen başka bir yıldız vardı. Evet, Mozart'ın varlığı onu huzursuz ediyordu.
Salieri aynı zamanda ketum bir dindardı. Disiplin ve kurallara bağlılık onun için insanın değerini belirlerdi. Müziği ilahi bir eylem olarak görür ve müzisyenden de bir din adama edası beklerdi. Sınırlara alışmış bir ruh için Mozart taşkın, öngörülemez bir dalga gibiydi. Mozart'ın uçarı ve kural tanımaz doğası onu şaşırtıyor, inançlarını sarsıyordu.
Ne olursa olsun Mozart görülmemiş bir yetenekle ödüllendirilmişti. Mozart'ın bu yeteneğe minnet duyması, kendini Tanrı'ya adaması gerekirdi. Ancak o kadınlarla ilgileniyor, sürekli borç istiyor, çevresine ve kendisine utanç yaratacak şekilde davranıyordu. Belki de Salieri bu yüzden Tanrı'yı sorgulamak huyu olmasa da zaman zaman kendini derin bir kıskançlık içinde buluyor, isyan ediyordu. Mozart'la bilinen son karşılaşmaları sihirli flüt operasının bir gösteriminde oldu.
Salieri, Mozart'ı tebrik etti. Hermodsaz! Ne ilginç bir seyir. Tebrik ederim. Teşekkürler Maestro.
Özellikle Sarastro karakteri. Ah o gece kraliçesinin aryası. Kalbi kin sularıyla kaynıyor değil mi? Sarastro ve Gece Kraliçesinin çatışması Salyeri'nin dikkatini çekmiş olmalıydı. Zira bugün pek çok yorumcu Sarastro'yu Masonlarla, Gece Kraliçesini ise Sarayla birlikte okuyor.
Tarihte de bu çatışma yerini buluyor. 1780 yılında Avusturya'da Arşidüşes Maria Theresia'nın dönemi yeni sona ermişti. Sıkı bir Katolik olan Theresia, gizli cemiyetlere hoş gözle bakmadığı gibi bazı Mason localarını kapattırdı. Hatta Mason olduğu bilinen insanlar bu dönemde takip edilmeye başlandı. İkinci Leopold ise Masonlara daha ılımlı yaklaşıyordu.
Yine de Masonları kontrol altında tutmak ve onların faaliyetlerinden haberdar olmak bir öncelikti. Rasyoneli savunan aydınlanmacı bir özgür mason ve katolik değerlerle üretmeyi bir onur sayan sadık bir maestro, Mozart ve Salieri. Mozart öldüğünde Salieri onun cenazesine giden birkaç insandan biriydi. Taziyelerini sundu ve ayrıldı. Salieri'nin hayatı olması gerektiği gibi devam etti.
Beethoven da dahil olmak üzere birçok önemli müzisyene öğretmenlik yaptı. Yaşlandı ve hastalandı. Ölümünün ardından Salieri hasta yatağında Mozart'ı zehirlediğini itiraf etti, söylentileri yayılmaya başlamıştı. 1824 yılında bu söylenti Salieri'nin eski öğrencisi Beethoven'ın konuşma defterlerine de sızdı. Salieri'nin hasta yatağında söyledikleri deli bir adamın çırpınışları mıydı?
Yetişti mi Sophie? Ben ölüyorum. Ne diyorsun Wolfgang? Her şey iyi olacak. O zaman neden ağzımda ölümün tadı var?
Bir yere gitme ne olur. Kostanzı yalnız kalmasını istemiyorum. Masonlar mıydı, Salieri miydi, gri elçi miydi yoksa Mozart elin bir hastalıkla mı hayata gözlerini yumdu? Bu sorular akılları günümüze dek kurcalamaya devam ediyor. Çünkü Mozart'a bir otopsi yapılmadı ve ölüm nedeni resmi olarak hiçbir zaman belirlenemedi, belirlenemezdi.
Çünkü Mozart hızlıca avam mezarlığına defnedilmiş ve orada belirsiz birçok bedenin arasında kaybolmuştu. Evet, Mozart'ın bugün dahi yattığı yer tam olarak bilinmemekte. Çünkü o dönemin kanunlarına göre aristokrasiye dahil olmayan bedenler ortak mezarlara gömülüyordu. Mozart'ın gizemi o gömüldüğü gün sonsuza kadar düğümlendi. Bildiğimiz gerçeklere dönersek, Mozart'ın vücudunun yatakta dönemeyecek kadar çok şiştiğini biliyoruz.
Baldızı Sophie Weber'ın anlattıklarına göre bu şiddetli bir enfeksiyona işaret ediyor. Modern görüşler Mozart'ın romatizmal bir ateşe kurban gittiğini düşünüyor. Bir başka tahminse trikinos hastalığı. Bu parezit iyi pişmemiş etten bulaşabilir. Ancak Mozart'ın son günlerinde yediklerine dair bir kayıt ortada yok.
Bir ihtimal daha var. Civa. 18. yüzyılda civa, bir ilaçtı. Bugün ise bir zehir olarak sınıflandırılıyor.
Dönemin hekimleri, frenge gibi hastalıkların ilerlemesini yavaşlatmak için hastalara civa merhemleri sürüyor, buhar banyoları yaptırıyor, Hatta küçük dozlarda içiriyordu. Dozla tedavi arasındaki çizgi neredeyse görünmezdi. Modern tıp açısından bakıldığında cıva zehirlenmesi yüksek ateşe, şiddetli halsizliğe, ağızda metalik tada, organlarda sıvı birikimine ve vücudun anormal biçimde şişmesine yol açabilir. Bu da Mozart'ın son günlerinde tarif edilen belirtilerle ürkütücü bir şekilde örtüşmekte. Mozart'ın öldüğü gece hamisi Baron Gottfried von Swethen'da gelmişti.
Kendisi bir diplomattı. Ancak babası Gerard von Swethen, Aişe Duchesse Maria Teresian'ın doktoruydu. Gerard von Swethen'ın ünlü tedavi yöntemlerinden biri ise civa tedavisiydi. O dönem tedavisi bulunmayan Frenge hastalığının ilerlemesini durdurmak için kullanılan civa, oldukça dikkat gerektiren bir zehirdi. Her ne kadar o dönem belli tedaviler için kullanılsa da, civa oldukça dikkat gerektiren bir zehirdi.
Dolayısıyla baronun bundan haberdar olması da mümkün. O sene Baden'e gönderilen Constance'ınsa, Frang'den haberi yoktu. Mozart ve Gottfried kendi aralarında bir anlaşma yaparak gizli bir tedaviye başlamış olabilir miydi? Baron, Mozart'ın eşi Constance'a yardım ederek bütün cenaze masraflarını üstlendi. Mozart'ın hamise olduğu düşünülünce, Bütün bunlar normaldi.
Mozart'a her konuda destek olduğu gibi, onun defin işlemlerini de üstlenecekti. Ama civa meselesini düşününce… Evet, Baron Gottfried von Sweeten kastetmeden Mozart'ı öldürmüş olabilirdi. Mozart 4 Aralık 1791 yılında aramızdan ayrıldı. Ölümü yüzyıllardır pek çok spekülasyonun, teorinin ve tahminin merkezine oturdu. 19.
yüzyılda Alexander Pushkin'in Mozart ve Salieri adlı oyunuyla Salieri'nin katil olduğuna dair mitler kuvvetlenecekti. 20. yüzyıla geldiğimizde ise Milos Forma'nın yönettiği Amadeus filmi bu mitin önde gelen taşıyıcılarından olacaktı. Ne yazık ki çözülemeyen bu dosyayla karanlık dosyaların bugünkü bölümünü kapatıyoruz. Bize kalan Mozart'ın şaheseri, ölüm adı Rakem oldu.
Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Hadi bakalım.
Tarih: 22 Nisan 2026
Sunucu: Sezgi Aksu (Podbee Media)
Sezgi Aksu, bu bölümde dinleyiciyi klasik müziğin dahilerinden Wolfgang Amadeus Mozart’ın ani ve gizemli ölümüne dair tarihten popüler kültüre uzanan efsaneleri ve olasılıkları keşfetmeye davet ediyor. Mozart’ın ölümüyle ilgili komplo teorileri, Mason efsaneleri, Salieri rekabeti ve modern tıp perspektifleriyle çevrelenmiş karanlık bir dosya açılıyor. Bir ağıt için başlayan ölüm yolculuğu, hem müzikal hem toplumsal tarih açısından birçok katmana sahip bir sır olarak sunuluyor.
Sunucu Sezgi Aksu, anlatımını merak uyandırıcı ve hafif teatral bir tonda sürdürüyor. Tarihi bilgi, dramatik öykülendirme, sanatsal analiz, hem tarih severleri hem de popüler kültür meraklılarını tatmin edecek bir derinlik ve akıcılık sunmak için ustaca harmanlanmış.
Bu bölüm, Mozart’ın ölümünü çevreleyen efsanelerin aslında döneminin sosyal yapısı, kişisel kıskançlıklar, aristokrat oyunları ve tıp bilgisinin yetersizliğiyle şekillendiğini gösteriyor. Ortada çözülmemiş dev bir dosya var: Requiem’in karanlığında hâlâ kaybolan bir dahi. Bu gizemin cazibesi ise bitmek bilmiyor.