Loading summary
A
Merhaba sevgili dostum. Bugün bu videoda sana duygularını bastıran insanların sık yaşadığı bazı problemlerden ve onların yaptığı davranışlardan bahsetmek istiyorum. Bu çok önemli bir konu. Çünkü eğer böyle bir insansan yani duygularını bastıran bir insansan ne yaşadığını bilmiyorsun. Neyin seni bu kadar etkilediğini bilmiyorsun.
Hep dolaylı şeyler yaşıyorsun ve bu da senin daha fazla acı çekmene sebep oluyor. Zaten sen farkında değilken dışarıdaki insanlar hiç farkında olmuyor ve sen belki de büyük acılar çekerken, hayatta büyük mücadeleler verirken onlar seni dertsiz, gamsız, her zaman neşeli bir insan olarak görebiliyor. Aslında işin aslı böyle değil. Eğer böyle bir problem yaşıyorsan bu problemi çözmenin ilk adımı duygularını bastırdığını fark etmen. Çünkü sen bastırdığını fark etmiyorsun bile.
Bu videoda işte birazcık bunun üzerine eğileceğiz. Hazırsan başlayalım. İlk olarak şunu söylemek istiyorum, eğer böyle bir insansan yaşadığın bir acıyı her zaman daha büyük acılarla kıyaslayıp değersizleştiriyorsun. Ne demek istiyorum? Mesela diyelim ki bir acı yaşıyorsun, evcil hayvanını kaybetmiş olabilirsin, işten ayrılmak zorunda kalmış olabilirsin, maddi bir kayıp yaşamış olabilirsin ve bu seni gerçekten çok etkilemiş olur.
O anda hemen aklına başka büyük acılar gelir. Dersin ki işte İsrail'in Gazze'de yaptığı soykırım neticesinde insanlar neler yaşıyor, benimki de acı mı? Afrika'da çocuklar açlıktan ölüyor, benimki de acı mı? Ama acılar birbirleriyle kıyaslanmaz. Kesinlikle öyle bir doğası vardır.
Senin küçük acın başkasının büyük acısının onda yarattığı etkiyi sen de yaratabilir. Herkesin dünyasında farklı bir yol izleniyor. Bundan dolayı yani eğer böyle bir şey sık yapıyorsan yani kendi acılarını değersizleştiriyorsan onları yaşamıyorsun, onların yasını tutmuyorsun ve ne oluyor? Onlar bastırılmış oluyor. İçeride bir yerde seni etkilemeye devam ediyor.
Her acı eşsizdir ve bir şekilde üzerinden geçilmesi, yaşanılması ve etkisizleştirilmesi gerekir. Hep manipülatörlerden bahsediyoruz ya, başka insanların bizi manipüle ettiğinden bahsediyoruz ama duygularını bastıran insanlar kendilerini çok fazla manipüle edebiliyorlar. Hatta kendilerine gaslighting bile yapıyor olabilirler bazı durumda. Ne demek istiyorum? Mesela diyelim ki birisi seni kırdı, birisi üzdü, birisi verdiği sözü tutmadı, birisi seni aldattı ve böyle bir durumda acı çekiyorsun ya yine.
Ne yapıyorsun? Orada yine aslında bir önceki duruma benziyor. Kendi acını farklı bir noktada değersizleştiriyorsun. Diyorsun ki buna bu kadar üzülecek ne var? Ne oldu da bu kadar abartıyorsun?
Sen çok hassassın, sen çok duygusalsın diye kendisini zayıflıkla belki de buna üzülmemek gerektiğini söyleyerek ezebiliyor ve insan yine burada o duyguyu yaşamak yerine bastırmayı tercih ediyor. Çünkü o duyguyu yaşamak onda o anda utanç ve yetersizlik hissini oluşturuyor. Bu utanç ve yetersizlik hissinden kaçınmak için onu bastırmak daha kolay bir yöntem gibi geliyor. Ama her acıyı, her duyguyu olumlu olumsuz yaşamamız gayet doğal diye düşünüyorum. Kendi kendini manipüle ediyor olabilirsin eğer bunu yapıyorsan.
Ben bazı insanlarla karşılaşıyorum. Böyle çok olgun, çok böyle hiçbir şeyi kafaya takmıyormuş gibi bir tavır sergiliyor bu insanlar. Mesela bu insan diyelim ki bir acı dolu bir şey yaşadı. Zaten travmatik, acı dolu bir olay. Ve konuşuyorsun, diyorsun ki üzüldün mü buna?
Yok diyor, hiç üzülmedim ki. Ne gerek var diyor. Yani üzülecek bir şey yok bunda. Her şeyde bir hayır vardır. Evet her şeyde bir hayır vardır ama bu her şeyde bir hayır vardır.
Olgunluğu yaşadığın olayın hemen arkasından gelmiyor. Olumsuz bir olay yaşadığın zaman ilk başta böyle dalgalı bir denizde gibi oluyorsun. Kötü hisler geliyor gidiyor inişli çıkışlı bir durumdasın. Sonra yavaş yavaş kafanda mevzu olgunlaşmaya başlıyor. O acıyı bir şekilde işlemiş oluyorsun.
Ondan sonra diyorsun ki ''Aa evet her şeyde bir hayır vardır.'' Ama bazı insanlar yani duygularını bastıran insanlar şöyle bir mevzuya geliyor. ''Bir olay yaşandı, sıkıntılı bir durum oldu. Tamam konuyu değiştirelim. Olur böyle şeyler olabilir. Her şeyde bir hayır vardır.'' Bu da aslında böyle olgunluk ve bilgelik maskesi altına gizlenmiş sen bu duyguyu yaşamamalısın, bastırmalısın mevzusuna dönüşebiliyor.
Bundan dolayı eğer acıyı yaşayıp onu işledikten sonra her şeyde bir hayır vardır noktasına geliyorsan eyvallah ama duyguyu yaşamana izin vermiyorsa her şeyde bir hayır vardır mevzusu bu da yine senin duygularını bastırdığını fazlasıyla bastırdığını gösteren bir şey. Bir de fark ettiğim bir durum var. Özellikle fazla kilolu olan insanlar da bulundukları sosyal gruplarda ortamın en komiği olmak, maskotu olmak, böyle çok neşeli olma hali ortaya çıkabiliyor. Ve bazen bu insanlar fazlasıyla kendileriyle dalga geçebiliyorlar. Sonra bu insanların bu davranışını gözlemledim.
Onlarla görüştüğüm zaman şunu fark ettim. Bu insanlar geçmişlerinde kiloları yüzünden dışlanmış olabiliyorlar. Aşağılanmış olabiliyorlar. Dalga geçilmiş olabiliyorlar. Ve şöyle bir savunma mekanizması geliştiriyorlar.
Başkası dalga geçip benim canımı yakmadan önce ben kendimle dalga geçerim ve kontrol bende olur. En azından onların benim canımı yakmasına izin vermem. Bu da aslında bir savunma mekanizması ve problemi çözmeni engelliyor. Aslında oradaki yüzleşmeyi engelliyor. Bu işte duyguları bastırmanın bir diğer yöntemi diyebiliriz.
Ama buna komşu olan bir mevzu daha var. Bu komiklik, şakalar hali, devamlı böyle espriliği gülen insan olma hali, olumsuz duyguyu bastırmak adına da bir maske olabiliyor. Olumsuz bir olay yaşanmış, belki dün aldatılarak ayrılmışsın, dün işten kovulmuşsun ve sen bugün o anda Bu yaşadığın durumla dalga geçiyorsun. Bak burada da şöyle bir durum var. Mizah iyileşmemize yardımcı olur ama bu noktada birazcık acıyı yaşadıktan sonra.
Eğer sen acıyı yaşamadan, onun yasını tutmadan hemen durumla dalga geçip bir şekilde mevzuyu G'ye çeviriyorsan yine o duyguları bastırıyor olabilirsin. Duygularını bastıran insanlarda aşırı bağımsızlık özelliğini çok fazla gözlemliyorum. Çünkü çok erken yaşlarda belki talep ettin, istedin, yakınlık arzuladığın bu annen, baban, arkadaşların, eşin, sevgilin bir sürü insan olabilir. Ve her yakınlık arzuladığında bir şekilde bu yakınlık ihtiyacın ki bence gayet doğal, makul bir istekti. Karşılanmadıysa ya da bir karşılanıp bir karşılanmadıysa sen her seferinde hayal kırıklığına uğradın.
Bu çok büyük bir acı verir. Özellikle erken yaşlarda yaşandığı zaman. İnsan bu kadar hayal kırıklığına uğradığı zaman yine bir savunma mekanizması geliştiriyor. Yetişkin olduğun zaman ne oluyor biliyor musun? Birisinden yardım istemeyi, birisiyle zaman geçirmeyi, hastalandığın zaman işte bana bir destek olur musun, beni hastaneye götürür müsün ya da çok zorlandığın bir konuda yardım istemek bile sana inanılmaz güçsüzlükmüş gibi geliyor ve her zor olayda en yakınındaki insanlardan bile bir yardım istemiyorsun.
Ben hallederim, kimseye ihtiyacım yok. Ama bu aslında bir savunma mekanizması. Yardım istersem ya yine hayal kırıklığına uğrarsam diye düşünüyorsun. Ama bir yerde yakın ilişkiler, gerçekten derin ilişkiler, sen birisinden yardım istediğin zaman bir şekilde onunla bir bağ kurduğun zaman ortaya çıkıyor. Eğer sende bağımsızlığı bir maske gibi, savunma gibi kullanıyorsan yakın ilişkiler kuramıyorsun.
Hep böyle aslında dışarıdan çok kendine yeten, çok özgüvenli görünen bir insan olsan da akşamları eve geldiğinde yalnızlık senin canını yakıyor olabilir. Ve yine bu konuda çok karşılaştığım bir şey, aşırı meşguliyet davranışı da yine duygularını bastıran insanların yaptığı davranışlardan bir tanesi. Ne yapıyorlar mesela? İşte işle kendini çok doldurabiliyor. Başka insanlar beşte altıda işten çıkarken sen her zaman Belki de gerek olmadığı halde sekizlere dokuzlara kadar işte kalıyorsun, fazla mesai yapıyorsun ya da kendini oyalayabilecek bir sürü hobin var ama bu hobiler bir yerde onlardan keyif de alıyor olabilirsin ama aslında kendinden kaçışın bir sembolü.
Eğer kendi başına kalırsan yüzleşeceğin şeylerden korkuyorsun, yalnız kalırsan düşecekmişsin gibi hissediyorsun. Bu insanlar için çok güzel bir ifade var, koşmasam düşerim. O yüzden devamlı bir meşguliyet, devamlı bir hobi, işte sabah bir sefer spora gitmek, akşam bir antrenman daha yapmak, kendini bir şekilde hayatını yalnız kalmayacak şekilde meşguliyetle dolduruyorsan bu da duygularını bastırdığını gösteriyor olabilir. İçin kan ağlıyor olsa bile dışarıdaki insanlara derdini açmamak, anlatmamak aslında bağımsızlığa benziyor birazcık daha. Ama orada bir fiziksel eylem vardı, yardım istemek vardı.
Burada derdini paylaşmak var. Derdini asla paylaşmıyorsun. Yine aynı bağımsızlıkta olduğu gibi ya güvenine ihanet edilirse, ya bir şekilde derdini anlatırsan ve karşındaki insanlar seninle ilgilenmezse ve seni ortada bırakırlarsa diye dışarıya karşı hep güçlü, hep kendine yeten, hiçbir şeyi kafaya takmıyormuş gibi görünen bir izlenim veriyorsun. Bu da yine aslında senin derdini konuşmamanı, kendi içinde onun seni durmadan etkilemesine sebep oluyor. Derdi paylaşmak, derdi çözmenin bence ilk adımıdır.
Her zaman derdi paylaştığın zaman karşı taraftaki insanın bir çözüm bulmasına da gerek yok. Derdi paylaşmak dediğim gibi şifanın ilk adımı. Ve enteresan bir şey, belki fark ettin, belki fark etmedin, böyle sokakta Bir hayvanın diyelim ki yaralandığını görüyorsun. Kedi ya da köpek. Genelde başka hayvanların acıları çok dikkate alınmıyor.
Kedinin işte yaralanmış, bacağı kırılmış ya da köpek bir yerde hastalanmış ve böyle hayvanlara kendi bütçesini yıkacak kadar etkiye sahip olmasına rağmen onların sağlık bakımlarını, işte ameliyatlarını, tedavilerini üstlenen insanlar var. Böyle insanlarla karşılaştığım zaman ne oluyor biliyor musun? Bu insanların geçmişinde ciddi anlamda aynı o hayvanlarda olduğu gibi bir böyle incinmişlik, yardım edilmezlik, oradaki düşünsene hayvansın, çaresizsin, dilsizsin ve canın yanıyor. Ve o anda kendini onunla özdeşleştirdiğini düşünüyorum. Yani sanki o hayvana yardım ederken kendi çocukluğundaki o haline yardım ediyormuş gibi.
Bu önemli bir mevzu. Böyle insanların ciddi travmatik geçmişleri olabiliyor ve onu bastırmak, yüzleşmek, konuşmak yerine böyle şeyler yapabiliyor. Bu kötü değil ama böyle bir şeyi bastırdığının işareti olabilir. Sadece hayvanlara yardım etmek değil, kendi hayatını ihmal edecek şekilde inanılmaz diğer insanların hayatını kurtarmaya çalışmak, yardım derneklerinde çalışmak yani bunu bir hayat gayesi haline getiren insanların duygularını bastırdığını hissedebiliyorum bazı durumlarda bazı örneklerde. Eğer sen de böyle kendi hayatını kurtarmak adına başkalarının hayatını kurtarıyorsan bir öze dönmeye gerek var diye düşünüyorum.
Ve somatizasyon, ülkemizde çok yaygın biliyor musun? Somatizasyon dediğimiz şey aslında Türkçe olarak bedenselleştirme diyebiliriz. Yani yaşadığın acıyı bir şekilde işlememişsin. Onu içeride bir yere bastırmışsın böyle durmadan bastırmışsın. Hiç üzerine konuşmamışsın, paylaşmamışsın, ağlamamışsın bile belki de.
O hiç yaşanmamış gibi orada bir yerde duruyor. Ne oluyor biliyor musun? Beden artık hayır diyor. Beden isyan ediyor. Ve o anda en sık karşılaştığımız şeyler baş ağrıları olabilir, kas ağrıları olabilir, omuz ağrıları olabilir.
İnanılmaz fazla mide ağrıları karşımıza çıkıyor. Bunlar bedenin isyanı. Sen duygularını bastırıyorsun, konuşmuyorsun ya beden bunu kaldıramıyor. Eğer böyle ağrıların varsa doktor doktor gezdiysen ve bir çözüm bulunamadıysa nihayetinde doktorun sana şöyle bir çözüm önerisiyle geldiyse ya senin sorunun psikolojik bence antidepresan kullanmalısın dediyse muhtemelen senin de bastırdığın duyguların var demektir. Elbette belki antidepresan faydalı olabilir ama kalıcı bir çözüm asla sunmayacaktır.
Sen o duyguları çözümlemedikçe konuşmadıkça üzerinden geçmedikçe o problem hallolmayacak. Ve son olarak şunu söylemek istiyorum. Bu noktada duygularını bastıran insanlar nedense biraz fazla empatik oluyor. Belki de şundan dolayı kendilerine öyle yaklaşılmasını umdukları için böyle bir empatik yaklaşımda ama yani bu pek bir işe yaramıyor. Onları daha da kötü bir hale getiriyor.
Bu bilinç dışı bir şey zaten. Yani stratejik anlamda ben böyle davranayım, onlar da bana böyle davransın gibi değil. Sadece öyle bir savunma mekanizması diyebiliriz yine. Ne yapıyor? Sana kötü davranan insanlara bile işte o ne zorluklar yaşamış, o hayatının kötü bir döneminden geçiyor, aslında iyi bir insan yani kötü davranan insana bile empati yaptığın zaman maalesef bizim ülkemizde o insan o kötü yaptığı şeyi daha fazla yapma hakkını kendinde görebiliyor.
Bir yerde empati evet ama kontrollü empati çok çok daha işlevsel diye düşünüyorum. Beni dinlediğin için teşekkür ediyorum güzel insan. Bu videoyu beğendiysen beğenmeyi, kanala abone değilsen abone olmayı unutma. Peki sen bunları yaşıyor musun? Hangileri senin hayatında karşına çıkıyor?
Sen de yaşadığın dertleri, sıkıntıları en azından burada belki YouTube yorumlarında bizimle paylaşmak istersin. Kendine çok iyi davran. Görüşmek üzere. Hoşçakal.
Podcast: Kendine İyi Davran
Host: Beyhan Budak
Date: May 20, 2026
Klinik Psikolog Beyhan Budak, bu bölümde "duygularını bastıran insanların" farkında olmadan sürekli tekrar ettikleri davranışları ele alıyor. Duyguların bastırılmasının hayat kalitesi üzerindeki etkilerini hem psikolojik hem de sosyal açıdan inceliyor ve bu sorunun üstesinden gelmek için farkındalığın ilk adım olduğunu vurguluyor.
"Acılar birbirleriyle kıyaslanmaz. Kesinlikle öyle bir doğası vardır." (01:13)
"Sen çok hassassın, sen çok duygusalsın diye... Buna üzülmemek gerektiğini söyleyerek ezebiliyor" (02:28)
"Her şeyde bir hayır vardır ama bu her şeyde bir hayır vardır... Olgunluğu yaşadığın olayın hemen arkasından gelmiyor." (03:27)
"Başkası dalga geçip benim canımı yakmadan önce ben kendimle dalga geçerim ve kontrol bende olur." (04:56)
"Birisinden yardım istemeyi... yardım istemek bile sana inanılmaz güçsüzlükmüş gibi geliyor" (06:24)
"Koşmasam düşerim. O yüzden devamlı bir meşguliyet..." (08:07)
"Derdi paylaşmak, derdi çözmenin bence ilk adımıdır." (09:14)
"O hayvana yardım ederken kendi çocukluğundaki o haline yardım ediyormuş gibi." (10:20)
"Bedenin isyanı. Sen duygularını bastırıyorsun... beden bunu kaldıramıyor." (11:33)
"Bir yerde empati evet ama kontrollü empati çok çok daha işlevsel diye düşünüyorum." (12:56)
Beyhan Budak, samimi ve kolay anlaşılır bir dil kullanarak hem kişisel gözlemlerini hem de psikolojik bilgileri dinleyicilere aktarıyor. Her madde, günlük hayattan örneklerle açıklanıyor. Kapanışta, dinleyicilere yaşadıklarıyla yüzleşmeleri ve kendilerini gözlemlemeleri için çağrıda bulunuyor.
Bu bölüm, duygularını bastırmanın farklı formlarını tanımak ve kendi hayatımızda bu davranışlardan hangilerini gösterdiğimizi keşfetmek için kapsamlı ve aydınlatıcı bir rehber niteliğinde.