
Gün içinde fark etmeden yaptığın o küçük şeyler, aslında karakterinin derinliklerine dair büyük ipuçları veriyor olabilir mi? ☕️🧠 Bu bölümde; sabah uyandığın ilk andan gece yastığa başını koyana kadar sergilediğin rutinlerin, psikolojik dünyanda neye...
Loading summary
A
Merhaba sevgili dostum. Sana enteresan bir şey söylemek istiyorum. Kahvesini sade ve şekersiz içen insanların sadistik ve manipülatif olma ihtimalinin daha yüksek olduğuna yönelik bir araştırma var. Evet gerçek bir araştırma bu. Zaten videonun sonunda bugün anlatacağım her şeyin araştırmalarının kaynaklarını açıklamalar kısmına koyacağım.
Sanki eskiden şeyler vardı ya İsviçreli bilim adamlarının yaptığı garip araştırmalar öyle bir araştırma gibi açıkçası. Ama gerçekten kahvesini sade ve şekersiz içenler diğerlerine göre bu yönden puanları birazcık daha yüksek çıkmış. Bugün sana buna benzer günlük hayatımızdaki alışkanlıklarımızın kişiliğimiz hakkında ne gibi ipuçları verdiğine yönelik bazı ilginç örnekler vereceğim. Dediğim gibi her birinin bir araştırması var ve kaynakçısını ekleyeceğim. Yani bunu ben uydurmadım.
Bunlar saçma sapanmış gibi gelebilir ama bence çok dikkat çekici şeyler de var. İzleyince ben şaşıracağını ve kendinden de bir şeyler bulacağını düşünüyorum. Hazırsan başlayalım. Yine acı biber sevenlerin heyecan arayışının çok daha yüksek olduğuna yönelik bilgi. araştırma var.
Eğer sen de acı biber seviyorsan böyle misin acaba? Çünkü acı biberi şöyle düşün, acı biber yediğimiz zaman, acı yediğimiz zaman beynimize yanıyoruz böyle. Kötü bir şey, tehlikeli bir şey yapıyormuşuz gibi bir sinyal gider ama gerçekte böyle bir şey olmaz. Buna güvenli, tehlikeli alan deniliyor. Ve yine acı biber seven, acı yemeyi seven insanların roller coaster gibi işte böyle lunaparklardaki tehlikeli oyuncaklar gibi aletleri, edevatları kullanmayı sevdiğine yönelik bir bağlantı bulmuşlar.
Sen acı biber seviyorsan bunları yapmayı seviyor musun? Bir düşün bakalım. Küfür ediyor musun gerçek hayatta? Argo konuşuyor musun? Ama Argo'nun bir tık daha ötesi küfür etmek.
Toplumca ayıplansa da yani arada küfür etmek bence kötü bir şey değil. Yani ben de yapıyor olabilirim belki de. Bilmiyorum, tanıdıklar biliyordur bunu. Yine küfürle ilgili bir araştırma var. Küfür eden insanların etmeyenleri oranla daha dürüst olduklarına yönelik bir araştırma var.
Dürüstlük puanı çok daha yüksek çıkıyor. Enteresan bir şey gerçekten. Çünkü bunu da şöyle yorumluyorlar. Küfür eden insanlar böyle filtre koymuyor, siyaset yapmıyor, diplomasi yapmıyor. bam bam bam taktik yok ne o anda aklına geliyorsa söylüyor ve diğer insanları memnun etme gayretinde olmuyorlar ve bu da onların aslında dürüst olduğuna yönelik bir bağlantı bulmamıza yardımcı oluyor tabi her küfür eden dürüsttür diyemeyiz ama yine de böyle bir bağlantı bulunmuş ve bu noktada küfür etmeyen insanlar eğer çok taktik yapıyorsa bazen kendi asıl niyetlerini saklıyor olabilirler sinsi davranıyor olabilirler ama tekrar söylüyorum Birinin küfür etmiyor olmaması da dürüst olmadığı anlamına gelmiyor.
Ama arada böyle bir bağlantı bulmuşlar. Bir de hep buluşmalara geç kalan insanlar vardır ya. Belki sen bu gruptansındır. Bir de bekleyenler vardır. Böyle geç kalınca onlara gıcık kapar.
İşte Ahmet hep geç kalır. Yine geç kalacak diye. Geç kalanlar ve onları bekleyenler vardır. Burada enteresan bir araştırma var. Geç kalan insanların zaman algısının tamamen farklı olduğunu söylüyorlar.
Böyle bir bağlantı bulmuşlar. Psikolojide eski bir ayrım vardır. A tipi kişilik, B tipi kişilik. B tipi kişilik birazcık daha rahat, işleri akışına bırakan tipler. A tipi kişilik hırslı, dakik, işte biraz sabırsız tipler.
A tipi kişilikten şöyle bir şey istiyorlar. Diyorlar ki bir dakikayı say kendi içerisinde. Ve bir sürü insana bunu yaptırıyorlar. Ve şöyle bir sonuç çıkıyor. A tipi kişilikte olan yani sabırsız, hırslı, dakik olan insanlar bir dakikayı 58 saniyede sayıyorlar.
Peki B tipi kişilikteki insanlar bir dakikayı kaç saniyede sayıyorlar? 77 saniyede. Yani onlara göre bir dakika çok çok daha uzun. Ve zaten bir yere hazırlanırken aslında geç kalmak gibi, karşı tarafı bekletmek gibi birçoğunun niyeti yok. Zaman onlara göre çok daha geniş, çok daha vakit var.
Nasıl olsa yetişirim gibi düşünüyorlar ama her seferinde geç kalıyorlar. Bu da onların zaman algısıyla ilgili olabilir. Enteresan bulduğum araştırmalardan bir tanesi de tırnak yemenin kaygılı kişiliklerden ziyade mükemmelliyetçi kişiliklerde çok daha fazla ortaya çıktığını söylüyor. Böyle bir bağlantı bulmuş. Mükemmelliyetçi insanların zihinsel enerjisi yani bir şeyleri düzgün yapmak, toparlamak, devamlı bir şeyleri düzeltmekle ilgili ciddi bir zihinsel enerji var.
Ve bu durum aslında tırnak yeme davranışı kaygılı oldukları anda ortaya çıkmıyor. Tam tersi bir şekilde sıkıldıkları zaman artmaya başlıyor. Çünkü o anda uğraşacakları bir şey yok. Zihindeki enerji bedene yöneliyor. Bu bazen bir yerleri kemmirme, tırnaklarının etlerini yeme, bazen bir yerlerde saçları çekme, saçını koparma gibi şeylerle de karşımıza çıkabiliyor.
Yani mükemmelliyetçi insanların tırnak yeme özelliği daha fazla. Ve özellikle sıkıldıkları zamanda. Toplantılarda böyle telefonla konuşurken devamlı bir yerleri karalayan insanlar vardır ya böyle saçma saçma şekiller çizerler. Hatta bazı o saçma şekiller güzel de olabilir. Bununla ilgili enteresan bir araştırma var.
Bu arada sen yapıyor musun bilmiyorum. Yapıyorsan yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsin. Çünkü güzel bir sonucu var bunun. Ve şöyle bir bağlantı bulmuşlar. Toplantılarda, sıkıcı konuşmalarda, sıkıcı toplantılarda, telefonlarda Bir yeri karalayan insanlar, karalamayanlara göre o toplantıda ya da konuşmada konuşulanları diğer gruba göre %29 daha fazla hatırlıyor.
Bunu da şöyle yorumluyorlar. Eğer sen bir şey karalamıyorsan, sıkıcı bir insanı dinlediğin zaman, sıkıcı bir konuşmayı dinlediğin zaman kopuyorsun bir yerden sonra, hayal kurmaya başlıyorsun ve o ortamda değilsin. Ama bir yerleri karalayan insanlar o anda kendilerine geçici bir eğlence, o konuşmadan kopmalarını engelleyecek kadar bir uğraş çapa buluyorlar ve o konuşmada kalmaya devam ediyorlar. Bunu da böyle yorumluyorlar. O konuşmada kalınca hatırlama oranı da artıyor.
Aynı diziyi tekrar tekrar izleyen birisi misin? Ben öyle birisiyim bu arada. Aynı diziyi tekrar tekrar izlemek bana çok keyifli geliyor. Ama aradan biraz zaman geçmiş olması gerekiyor. Aynı diziyi tekrar izlemenin insana güvende hissettirdiği, olumlu duygularını artırdığı, böyle yorgun bir zihni güvenli bir limana yanaştırıyormuş gibi hissettirdiğine yönelik bir araştırma var ve yine yalnızlık duygusunun da böyle durumlarda daha azaldığına yönelik de bir sonuç çıkmış bu araştırmadan.
Enteresan bir durum çünkü hayat kaos dolu giderken, zihnin birçok şeyle meşgul olurken, birazcık sana tanıdık gelen, aileden birisiymiş gibi gelen bir dizi grubu, dizi oyuncularını izlediğin zaman kendini böyle daha güvenilir, sürprizsiz bir ortamda hissetmek insana iyi geliyor sanırım. Arabesk şarkılar dinliyor musun? Hüzünlü slow şarkıları dinliyor musun? Ben pek sevmiyorum. Slow şarkıları severim de arabesk sevmiyorum.
Böyle aşırı dertli şarkılar sevmiyorum. Ama sen o gruptaysan, dertli şarkıları, slow şarkıları çok seven taraftaysan güzel bir haberim var. Ve burada şöyle bir güzel bir haber var aslında. Ben şuna şaşırırdım. Mesela bir insan dertli.
işte sevgilisinden ayrılmış, işi kötü gidiyor, ailesiyle problemleri var. Normalde modu düşük, morali bozukken onun birazcık daha havasının düzelmesi için neşeli müzikler dinlemesini umarız ama hatta şaşırtıcı gelir. Hem moralin bozuk hem de moral bozan müzikler dinliyorsun. Ama enteresan olan sonuç şu, moralin bozukken böyle hüzünlü, acıklı şarkılar dinliyorsan moralinin bozukluğunu, o olumsuz duyguları çok daha iyi işleyebildiğini bulmuş araştırmanın sonucu ve yine böyle acıklı şarkılar dinleyen, hüzünlü şarkılar dinleyen insanların empati puanı diğer insanlara göre daha yüksek çıkmış. Korku filmi izleyebiliyor musun?
Ben kendimden söyleyeyim. Korku filminde ben gerçekten korkuyorum. Hatta bu testere falan gibi filmler var ya sanki beni kesiyorlarmış gibi geliyor. Yani tanıdık psikolog önerisi varsa alacağım senden. Böyle bir durum var, böyle bir araştırma var.
Korku filmi izleyenlerin kriz durumlarına, belirsizlik durumlarına çok daha dayanıklı olduğu ve çok daha hızlı adapte olduğuna yönelik bir araştırma yapılmış. Pandemi döneminde özellikle. Hatta şöyle yorumluyorlar. Korku filmi olası korku dolu, belirsizlik dolu, panik dolu ortamlara böyle bir prova yapıyorsun. Güvenli ortamda prova yapıyorsun.
Bu da seni öyle durumlara çok daha hazırlıklı hale getiriyor. Ama yine de ben korku filmi izlemeyi sevmiyorum. Yani bu araştırma fikrimi değiştirmedi. Ayakkabıların her zaman temiz midir? Bağcıkları böyle nizami bir şekilde bağlanmış mıdır?
Ya da böyle nasıl diyeyim tertemiz midir? Hiç ayakkabın tozlanmamış mıdır? Nereden akıllarına gelmişti böyle bir araştırma yapmışlar bilmiyorum ama terk edilme kaygısı yüksek olan insanların Ayakkabılarının her zaman dikkat çekici derecede temiz ve yeni göründüğünü bulmuşlar diğer insanlara göre. Bunun açıklamasını bulamadım. Elbette yorumlarsak bir şeyler çıkartabiliriz ama böyle bir bağlantı var.
Sen terk edilme kaygın yüksekse bir bak bakalım ayakkabıların gerçekten öyle mi? Bu noktada bunu yaşayanlar varsa özellikle terk edilme kaygısı olanlara soruyorum, rica ediyorum. Yorumlar kısmına yazar mısın? Ayakkabıların nasıl? Bazı insanlar var ya etrafımızda her zaman meşgulüm yetişemiyorum çok yoğunum bittim bitkinim işte her zaman işler bana kalıyor.
Şimdi birazcık ben sevmiyorum böyle çok meşgulüm diyen insanları ama yine araştırma enteresan bir sonuç veriyor. Diğer insanlara devamlı meşgulüm dediğin zaman diğer insanlar tarafından statü anlamında daha yüksek işte beceri anlamında daha yetkin algılanıyorsun. Daha böyle kendinden üstte konumlandırıyor insanlar böyle nasıl diyeyim meşgul görünen insanları. Ama yine de bence bu kadar meşgul olmak bize iyi gelmiyor. Eskiden bu arada aristokratlar böyle işte bu Avrupa'da meşgul insan, amele insanmış.
Yani böyle zengin olmanın işareti avare avare dolaşmakmış. İşte modern zamanlarda işler tersine döndü. Böyle bir bağlantı bulmuşlar. Bu saydığım şeyler sende var mı? Acı seviyorsan, kahveyi bir şekilde sade ve şekersiz içiyorsan ki ben öyleyim bilmiyorum.
Sadist olduğumu düşünmüyorum. Manipülasyoncu da değilimdir diye düşünüyorum. Bazıları bana uyuyor, bazıları uymuyor. Sana uyanlar var mı, uymayanlar var mı? Yorumlar kısmında buluşalım sevgili dostum.
Bu arada yeni çıkan kitabım, Kendini Tüketmeden Yaşayı da okumanı tavsiye ederim. Tüm online ve fiziksel kitap satan her yerde bulabilirsin. Okuyanlar keyif aldığını, sohbet havası içerisinde ilerlediğini söylüyor. Okursan sen de seversin umarım. Şöyle elimi koyayım, kitap tutacağı olarak kullandığım elimi.
Beni dinlediğin için teşekkür ederim güzel insan. Kendine çok iyi davran. Görüşmek üzere, hoşçakal.
Podcast Summary: Kendine İyi Davran – "Günlük Alışkanlıkların Kişiliğin Hakkında Ne Söylüyor?"
Host: Beyhan Budak
Date: August 2, 2026
In this engaging episode, clinical psychologist Beyhan Budak explores how our seemingly small daily habits can offer surprising insights into our personalities. Drawing on a variety of psychological studies, Beyhan delves into connections between everyday behaviors—such as coffee preference, lateness, repetitive activities, music tastes, and more—and core personality traits. Throughout, he maintains his signature relatable, conversational style while inviting listeners to reflect on their own quirks.
Beyhan’s episode ultimately invites listeners to look at their daily habits—not as meaningless quirks, but as subtle signals about who they are. While reminding us that no single behavior defines a person, he offers a playful yet research-backed reflection on how mundane routines might shed light on the more complex workings of personality.