
Arkadaş ortamlarında herkesi dinlerlerken seni neden dinlemiyorlar, önemsemiyorlar?
Loading summary
A
Merhaba sevgili dostum. Bir arkadaş ortamındasın ve sohbet dönüyor. Birkaç kişisiniz ve diğer arkadaşların konuşunca diğerleri ve sen de dahil olmak üzere herkes onu dinliyor. Ama sıra sana gelince sen anlatmaya başlıyorsun ve biri telefonuna bakıyor. Diğer ikisi kendi arasında konuşmaya başlıyor.
İçinden kızıyorsun ya. Diyorsun ben onu dinledim. Siz o konuşurken onu dinlediniz. Benim suçum ne? Bu gariban ne yaptı diye ve seni dinlemiyorlar.
İşte böyle durumları sık sık yaşıyorsan, ortamlarda seni pek dinlemiyorlarsa, dikkate almıyorlarsa, muhabbetini sevmiyorlarsa muhtemelen bazı hatalar yapıyor olabilirsin. Bugün sana bu videoda bu hatalardan bahsedeceğim. En sık yapılan hatalardan bir tanesi her zaman olumsuz şeylerden mi bahsediyorsun? Yani bazen bu insanlar ne yapıyor biliyor musun? Başkalarını kendi duygusal çöp kovası gibi görüyor.
Geliyorsun mesela o insanla sohbet edeceksin, işindeki kötü şeylerden bahsediyorsun, ilişkindeki kötü şeylerden bahsediyorsun ve muhabbetin hep bu. Aslında kötü niyetle olmayabilirsin. Ama etrafındaki insanları düşünsene, onlara devamlı böyle olumsuz duyguları aktardığın zaman bir süre sonra insanlar senden farkında olmadan bile uzaklaşmak istiyor olabilirler. Çünkü verdiğin o enerji, o olumsuz enerji onları düşürüyor olabilir. Buna bir dikkat et bakalım.
Acaba hep olumsuz şeylerden mi bahsediyorsun? Hep dertlerinden mi bahsediyorsun insanları? Bir diğer şey sohbet değil performans göstermeye çalışmak. Aslında buna narsistik iletişim deniliyor. Hani bu narsistik kişilik bozukluğu gibi bir şey değil de daha çok amacı burada narsistik iletişimin iletişim kurmaktan ziyade beğeni toplamak.
O anda mesela bir olayı anlatıyorsun ya tiyatral bir şekilde böyle Cem Yılmaz'ın anlatışı vardır ya en ufacık detayları böyle vurguluyorsun işte o anda yaşıyorsun sanki mevzu orada karşı tarafla bağ kurmak değil bak ben neler yaşadım bak ben neler anlatıyorum nasıl anlatıyorum nasıl mükemmel anlatıyorum bak ne kadar harika birisiyim değil mi algısı oluşuyor Ve insanlara ilk başta bu birazcık çekici gelse de sonrasında insanlar aslında şov izlemek istemiyorlar. Bağ kurmak istiyorlar. Bir iki dakika sus da ben de anlatayım noktasına geliyor. Buna bir dikkat et bakalım. Acaba böyle bir şov yapma noktasına giriyor olabilir misin?
Ve her iletişimde zamanlama çok önemlidir. Yani birisi çok önemli bir sınava hazırlanıyordur. Sen mesela sevgilinden ayrılmışsındır. Baksana, bir baksana. Ben işte sevgilimden ayrıldım, seninle dertleşeceğim.
Ya adamın yarın sınavı var. Bir dakika, sakin ol. Yarın dertleşirsin. Çok acil, önemli, ölüm kalım meselesi bir durum yoksa sakin ol. Yarın konuşursun.
Ya da insan içeri yeni geldi mesela. Daha soluklanmadı, daha üstünü başını değiştirmedi. Sen hemen takır takır saydırmaya başlıyorsun. Bu da insanlarda biraz anlaşılmazlık hissi, birazcık bunalmışlık hissi yaratabilir. Konuşurken ortamına göre, sakinliğe göre, o ortamdaki ağırlığa göre konuşmakta da fayda var.
Ve sohbeti rehin alan insanlar düşman başına vermesin Allah yani, öyle bir mevzu ki. Şimdi sen diyelim ki bir şey anlatıyorsun, o hemen aradan girer. Bak benim de başıma böyle bir şey gelmişti der ve muhabbeti, sohbeti rehin alır, bir daha ondan alamazsın. Hep o konuşur. Sen minicik bir ipucu var zaten o kıvılcım ondaki alevi yakmaya yardımcı oluyor.
Sonrasında durmadan durmadan ne yapıyor? O hep kendi başından geçen şeyleri anlatıyor. Ve hemen arkadaşlara işaret veriyorsun. Kaç kaç kurtar kendini. Çünkü hakikaten sohbeti rehin alan insanlarla muhabbet çok zor.
O insanların muhabbeti hiç çekilmiyor. Ve bir diğer mevzu lafı çok uzatmak. Yani bu toplantılarda da olabilir, arkadaş muhabbetinde de olabilir. Yani birisi alıyor lafı ve monolog şeklinde senden bir cevap beklemeden durmadan anlatıyor, durmadan anlatıyor. Oradan oraya atlıyor, konular dağılıyor ve susmuyor.
Durmadan anlatmaya devam ediyor. Sen o arada belki gittin faturanı yatırdın geldin işte evdeki işlerini hallettin geldin hala anlatıyor. Bu monolog hali ve aşırı uzatma mevzu yine insanların seni dinlememesi hatta sen konuşmaya başlayınca hadi bana müsaade diye ortamdan kalkmalarına bile sebep olabilir. ve ben sana demiştimciler yani bir derdini anlatacaksın böyle bir insanla karşı karşıya geldiğin zaman o böyle senin her dert anlattığında her bir sıkıntını paylaştığında şöyle bir poz alır ben sana demiştim ben sana demiştim yani bunu böyle yapmayacaktın Bir de bunu şöyle yapanlar var. Hani ben sana demiştimciler de böyle üstten bir bakış sağlıyor ve öyle insanlarla hayatındaki önemli bir mevzuyu paylaşmak istemiyorsun.
Diğer komşusu da şu. Her şeyden bir bilgelik, bir öğüt çıkartan insanlar. İşinden atılmışsın, iflas etmişsin ve o gelir der ki sakın canını sıkma. Biliyor musun Çince'de kriz aynı zamanda fırsat anlamına geliyor. Burada küllerinden yeniden doğacaksın.
Ya belki iyi niyetlisin abi eyvallah iyi niyetlisin ama şu anda benim amacım öğüt duymak değil. Şu anda benim amacım öneri duymak değil. Duygularımı anlatmak istiyorum. Beni gör istiyorum. Bana birazcık böyle yanındayım kardeşim demeni bekliyorum.
Ama sen diyorsun ki Çince'de kriz aynı zamanda fırsat anlamına geliyor. Eyvallah her şeyin en iyisini sen biliyorsun. Sana bir şey sormuyorlar, o anda öneri beklemiyorlar ama sen yerinde duramıyorsun böyle ve her konuda bir noktada yorum yapıyorsun, öneri veriyorsun. O insan orada diyor ki ya üstümdeki nasıl olmuş? Yani o anda üstünü değiştirebilecek bir durum yok.
Ya sana bu renk hiç yakışmıyor, sen niye aldın ki bunu? Her konuda böyle bir olumsuz geri bildirim verme noktasında olan insanlar arabanı gösteriyorsun ya bu araba tutmaz evini almışsın tapuyu üzerine geçirmişsin bunun salonu küçük işte bunun güneş almıyor bu kuzey cephe şimdi ne yapacaksın? Yani o anda sana adam bunu sormuyor, kadın bunu sormuyor. Eğer değiştirilemeyecek bir şey yoksa ortada, eğer o insan senden bir geri bildirim, eleştiri istemiyorsa, aa harika olmuş deyip geçmek lazım. Her konuda bildiğin böyle doğru, eksik şeyi söylememen lazım.
Bu insanları çok rahatsız ediyor. Ve bir diğer mevzu, sen başkalarını dinlemiyorsun. Sen başkalarına özen göstermiyorsun. Eşin, arkadaşın, sevgilin anlatıyor sana. Sen o anda telefonda kendi kreş oynuyorsun.
Ama akşam senin anlatacağın bir şey olduğu zaman, diğer insanlar seni dinlemediği zaman birden sinirleniyorsun. Ya sana bir şey anlatıyorum, beni dinlemiyorsun diye tepki gösteriyorsun. Halbuki bu bir karşılıklı alışveriş. Sen ona o özeni gösterdin mi ki karşıdaki insandan aynı özeni bekliyorsun? Ne ekersen onu biçersin.
Bir de ortamı pasif agresif şekilde sabote etmek dediğimiz bir mevzu var. O anda şikayet etmiyorsun ama. Devamlı böyle surat asıyorsun. Mesela birine bozulmuşsun, kalabalık gruptasın. İşte o suratın asık, işte soruyorlar sana bir şey mi var, yok diyorsun.
Ondan sonra ofluyorsun, puflıyorsun. İşte biri sana bir şey soruyor, dönmüyorsun, cevap vermiyorsun. Böyle insanları insanlar ortamlarında istemiyorlar. Eğer bir şeye kızdıysan, kırgınsan konuşacaksın arkadaş. Ama böyle çocuksu bir tavırla ben küstüm ve siz beni önemsemiyorsunuz, beni anlamanız lazım, benimle ilgilenmeniz lazım triplerine girersen kimse seninle ilgilenmez.
Bir iki seni eğlerler böyle, oyalarlar yani. Sonrasındaysa seni çağırmazlar, görüşmezler, dinlemezler. O yüzden böyle yetişkin olmak önemli. Kırıldıysan konuş, kızdıysan ifade et. Ama böyle surat asan, ağır enerjisi olan, ortamın enerjisini bozan insanları pek sevmiyor insanlar.
Aynı şeyi tekrar tekrar anlatıyor olabilir misin? Mesela ilişkinde bir sorun olabilir. Ailende bir sorun olabilir. İşinde bir sorun olabilir. Ve devamlı insanlara anlatıyorsun, fikir istiyorsun, ağlıyorsun.
Diyorsun bu adam, bu kadın beni mahvetti. Bu işte ben ne yapacağım? Nasıl devam edeceğim? Maaşımı vermiyorlar. Ve bunu anlatıyor olmanda belki bir sıkıntı yok ama şöyle bir sıkıntı var.
Bunu 50. kez anlatıyorsun. Ve 3 senedir bunu konuşuyorsun. Ve aynı şeyi konuşuyorsun. Etrafındaki insanların her biri sana o güne kadar birçok öneri vermiş, destek vermiş ama mevzu sen anlatmaktan haz alıyorsun.
Ama ne yapıyorsun? Devamlı insanlardan böyle bir kurban rolünde fikir alıp hiç ilerleme kat etmediğin zaman insanlar bu sefer kaç kaç bu başladı yine moduna giriyor olabilirler. Hayatında bir şeyleri değiştiremiyorsan onun stresini başkalarının üzerine boşaltmak çok anlamlı değil. Bu da çok sıkıcı olabiliyor. Yine dinlenmeni engelliyor.
ve savunmacı insanlar karşındaki insan makul bir yorum yapıyor sana ve diyor ki ya acaba geç mi kaldım bir 10 dakika ya bekledim biraz halbuki o an önemsiz bir geri bildirim belki yani trip atmıyor sana sen diyorsun ki vay vay demek 10 dakika geç kaldım Sen 1978'de böyle yaptın. 5 sene önce böyle yaptın. Sen bunu demeye hakkın yok. Ya da o anda kıyafetiyle ilgili bir yorum yapıyorsun. Sen zaten moda uzmanısın.
Sen zaten her şeyi biliyorsun. Ufacık bir geri bildirimde bile çok sinirleniyorsan, çok öfkeli tepkiler veriyorsan, patlamaya hazır bomba gibiysen ve karşı tarafın eksikliklerini böyle eski defterleri hemen açmaya meyilliysen insanlar yine seninle konuşmaktan kaçınıyor, seni dinlemekten kaçınıyor olabilirler. Ve evet amacılar var. Benim en rahatsız olduğum insanlardan biri diyebilirim. İletişim yöntemlerinden biri diyebilirim.
Mesela senden yardım istiyor. Diyor ki işte arabamda şu arıza var. İlişkimde bu problem var. İşte çocuk böyle yapıyor ve sen ona bir öneri veriyorsun. Evet ama onu denedik de başka bir şey.
Evet ama onu hallettik de senin söyleyebileceğin her şeyi o anda değersizleştiriyor. Arkadaş eğer devamlı benim söyleyeceğim şeylerin her birini yapmışsan benim verebileceğim şey bu kadar. Eğer o noktada karşı tarafın yöntemini gerçekten yapmışsan bile devamlı onu yöntemini değersizleştirerek iletişimi sabote etmemen lazım. Evet amacılar biraz rahatsız edici olabiliyor ve zaten burada benim gözlemim bu evet ama ben onu da yaptım, evet onu da yaptık ama yine olmadı diyenler bir çözüm duymak istemiyorlar. Sadece o an yine o konuyu konuşup belki o anda odak noktası olmak istiyor olabilirler.
Belki muhabbeti kendileri yönetmek istiyor olabilirler. Bu noktada da olmamak gerekiyor. Devamlı siyaset konuşmak da bence önemli bir sıkıcılık unsuru diyebilirim. Mesela adamı dinliyorsun sanki Halk TV'yi Sözcü TV'yi izliyor gibisin ya da aynısı A Haber başka gazeteler için de geçerli. Her iki görüşünde hep böyle Her konuyu siyasete bağlayan, her konuda eleştirel olan, hayattaki, ülkedeki hiç güzel bir şeyi görmeyen, hep böyle sanki yarın savaş çıkacakmış gibi konuşan insanlarla da muhabbet hiç keyifli olmuyor.
Bu insanları bir süre sonra kafa sallayarak dinlemeye başlıyorsun. Elbette ülkede güllük gülistanlık demiyorum ama Her zaman kötüyü konuşuyor olmak, zaten abi ben de farkındayım kötü giden şeylerin ama oturmuşuz akşam muhabbet edeceğiz durmadan bundan bahsediyorsan bu çok sıkıcı oluyor. Ve ben seni dinlemek istemiyorum böyle olunca. Buna da dikkat etmek gerekiyor. Her zaman siyaset konuşulmaz.
Siyasetin konuşulduğu zamanlarda da bence özel zamanlar ayrılabilir ama her muhabbet siyasete bağlanıyorsa orada bir sıkıcılık oluşabiliyor. Ve muhabbetlerinde samimi değilsin. Yani samimi olmak önemli bir mevzu. O anda işine geldiği zaman birisine aşırı ilgi gösteriyorsun, onu dinliyorsun. Ama sonrasında işin bittiği zaman çok da özen göstermiyorsun, önemsemiyorsun, telefonlarına bakmıyorsun.
Bir süre sonra insanlar diyor ki Beyhan şu an benimle ilgileniyor. Hani bir çıkarı var herhalde. Bayram değil, seyran değil. Eniştem beni niye öptü moduna giriyor. Samimiyetsiz olmak da bence sıkıntıya sebep oluyor.
Ve yine bunun bir diğer versiyonu da şu, sen mesela karşıdaki insanın her şeyini sorguluyorsun, öğrenmek istiyorsun, ailesini, ilişkisini, iş hayatını ama suratın beş karış, belli ki hayatında çok ciddi sorunlar var ama hiçbir şey yok diyorsun. Konuyu kapatıyorsun, ondan gizliyorsun. Bu önemli bir probleme sebep oluyor. İnsanlar samimiyetsizliğin her zaman kokusunu alırlar ve oradan uzaklaşmak isterler. Orada muhabbet böyle kopar.
İnsanlar daha az iletişim kurarlar. Ve ben Dobray'ım diye her şeyi karşı tarafa pat pat söyleyen insanlar. Şimdi karşı tarafın bazen hataları olabilir yani hayatıyla ilgili, ilişkisiyle ilgili ve o anda bunu ona söylemek noktasında bazen çok iddialı olabilirsin. Mesela giyimi uyumamıştır birbirine, komik giyinmiş olabilir. Ama o noktada ya sen de işte kötü giyiniyorsun.
Bunu nereden aldın? İşte eşin sana hiç uygun değil. Onun boyu kısa. İşte siz birbirinize uymamışsınız. Buna bu kadar para mı verilir?
Bu arada bu söylediklerinde haklı olabilirsin. Ama nihayetinde biz diğer insanlarda gördüğümüz aksaklığı düzeltme memuru değiliz. İnsanlar hazır oldukları zaman bir şeyleri duyarlar ve harekete geçerler. Ama sen ben Dobray'im diye çat çat çat her şeyi söylüyorsan, bu da ister istemez o insanın senden uzaklaşmasına, seninle muhabbet etmek istememesine sebep olabilir. Ve hakikaten bence bu duygusal bir taciz noktasına da geliyor.
Bazen insanlar Dobray'im ayağına, diğer insanlara böyle iğneleri, şişleri sokabiliyorlar. Peki sevgili dostum sen bunları yapıyor musun? Yapıyorsan hangilerini yapıyorsun? Çevrende sana bunları yapan insanlar olduğu zaman nasıl davranıyorsun? Bu konudaki deneyimlerini bizimle yorumlar kısmında paylaşabilirsin.
Vaktim olduğu müddetçe yorumları okuyorum. İlk zamanlarında cevap vermeye de çalışıyorum videonun yayınlandığı ilk zamanlarda. Beni dinlediğin için teşekkür ediyorum güzel insan. Kendine çok iyi davran. Görüşmek üzere.
Hoşçakal.
Host: Beyhan Budak
Episode: Neden Arkadaş Ortamında Az Değer Görüyorsun?
Date: April 6, 2026
Bu bölümde Klinik Psikolog Beyhan Budak, arkadaş ortamında neden bazen az değer gördüğümüzü ve insanların sohbetlerimizde bizi neden dinlemediğini psikolojik ve iletişimsel açıdan inceliyor. Budak, sıkça yapılan iletişim hatalarını örneklerle detaylandırıyor ve sağlıklı sosyal ilişkiler için dikkat edilmesi gereken temel noktaları samimi ve anlaşılır bir dille açıklıyor.
Empati ve Olgunluk Vurgusu:
İletişimin Karşılıklı Doğası:
Çözüm ve Değişim Çağrısı:
Bu özet, bölümü dinlememiş dinleyiciler için, arkadaş ortamında kendini değersiz hissetmenin ardında yatan nedenleri, iletişim hatalarının sosyal ilişkileri nasıl zedelediğini ve daha sağlıklı insan ilişkileri için nelere dikkat edilmesi gerektiğini kapsamlı bir şekilde aktarmaktadır. Beyhan Budak’ın samimi ve gündelik dille verdiği örneklerle bölüm su gibi akıyor, pratik ve düşündürücü önerilerle bitiyor.