
İyi insanlar elinden gelen her şeyi doğru düzgün yapmasına rağmen neden kötü insanlar daha zengin ve başarılı oluyor?
Loading summary
A
Merhaba sevgili dostum. Öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki iyi bir insan olabilirsin. Elinden gelen böyle bütün çabayı ortaya koyabilirsin. Yapman gereken şeylerin her birini doğru düzgün yapabilirsin. Ve diğer insanların hakkına zarar vermemek için böyle kılı kırık yarabilirsin.
Ama kötü insanlar kadar başarılı olamayabilirsin. Onlar kadar zengin olamayabilirsin. Enteresan bir devir gerçekten. Kötü bir insan olduğun zaman, kurallara uymadığın zaman, yalan dolan içinde olduğun zaman bunlar engel olmayabiliyor. Hatta seni bazen daha ileri bir noktaya da taşıyabiliyor.
Ve enteresan bir zaman dilimi yine kötü insanların dışarıdan kalabalık gruplar tarafından çok iyi insanlar olarak tanımlandığı, pazarlandığı bir zaman dilimindeyiz. Bu da ister istemez iyi insanları biraz küstürüyor. Ya diyor arkadaş ben diyor elimden gelen her şeyi yaptım. Doğru düzgün yaptım. Kimseye zarar vermedim.
Tüm görevlerimi eksiksiz tamamladım. Ama bir bakıyorsun biri torpille geliyor, biri yalanla geliyor, biri sahte diplomayla geliyor ve senin birkaç adım önüne geçmiş oluyor. Bu insanı kızdırıyor da küstürüyor da. Bu noktada küsmemeni tavsiye ediyorum. Aslında bu videonun amacı bu.
Dünyanın biraz sisteminin böyle olduğunu ve kötü insanların neden daha fazla başarılı olma eğiliminde olduğundan bahsedeceğim. Bunun sebeplerinden bahsettikten sonra da sana aslında iyi bir insan olarak kötü olmadan, yalan söylemeden, böyle hırsızlık yapmadan nasıl başarılı olabilirsin, nasıl kendini öne çıkarabilirsin biraz da bundan bahsetmek istiyorum. Hazırsan başlayalım. İlk olarak şunu söylemek istiyorum, insan uzun bir süre boyunca, belki binlerce yıl boyunca küçük topluluklar içerisinde yaşadı. Yani 100 kişilik, 150 kişilik, belki de bazen çok daha küçük gruplarda.
Şimdi böyle bir grup içinde yaşarken herkes birbirini tanıyor, herkes birbirine selam veriyor. Az çok birbirinin hayatından haberdar. Ve bir yanlış yaparsan, ahlaki anlamda bir sıkıntı ortaya koyarsan toplum, o içinde bulunduğun küçük toplum seni dışlayarak belki de fiziksel anlamda zarar vererek cezalandırıyordu. Ve bu insanda şöyle bir ahlak noktası getirdi. Orada kendimi iyi insan olmak noktasında dikkat etmem lazım, tüm kurallara uymam gerekiyor.
Ve eğer diyelim ki yalan söyledin, borcunu ödemedin, hırsızlık yaptın, birisinin işte namusuna göz diktin böyle bir durumda toplum seni dışlıyor. Ve bu noktada binlerce yıl bunu yaşayınca beynimiz şöyle bir evrimleşme içinde iyi insan olmak için her şeyi doğru düzgün yapma noktasındayım. Şimdi iyiliğin biraz böyle biyolojikte bir kökeni var uzun yıllar boyunca böyle yaşayınca. Ama toplum çok hızlı değişmeye başladı. Şimdi çok kalabalık gruplar içerisinde yaşıyoruz aslında şehirlerde.
Milyonluk, on milyonluk, yirmi milyonluk şehirlerde yaşıyoruz. Ama aynı binada oturduğun komşunu tanımıyorsun. Ve o anda iş yerinde belki de senin aldığın bir karar ne oluyor biliyor musun? Dünyanın öbür ucundaki insanın işten çıkmasına sebep olabiliyor. Eski usül yöntemler birazcık değişmiş oldu.
Şu anda bambaşka bir nokta içindeyiz. Eskiden o köy hayatında yanlış yaptığın yaptığın zaman, o yaptığın yanlışın etkisi o ortamda görülüyordu. Ama şu anda düşünsene Amerika'nın savaş pilotusun ve orada diyelim ki böyle Arap dünyasında bir Amerikan üstünde görev yapıyorsun. Çok da tehlikeli olmayan bir yer. Ailen de orada.
Çok da tehlikesiz bir yer. Mesaine gidiyorsun, nöbetine gidiyorsun. Diyorlar ki şurada görev var. Radarda sana bazı şeyler gösteriyorlar. Aslında iyi bir insan da olabilirsin.
Ama gidiyorsun tak tak bir sürü yeri bombalıyorsun. Akşam evine geliyorsun, ailenle yemek yiyorsun. Haberlerde öğreniyorsun. Kız çocuklarının olduğu, sivillerin olduğu bir okulu bombalamışsın. Ama kişi belki de o anda hiç suçluluk duygusu hissetmedi.
Çünkü yaptığı şey yanlış ama bir yerde sonucunu görmediği için sorumluluk hissetmiyor. Şimdi böyle olunca ne oldu biliyor musun? O eski usül ahlaki yargılar ortadan kalkınca çünkü insanlar birbirinden uzaklaştı ve bir pazarlama çağında yaşıyoruz. Pazarlama çağının etkisi narsistik, makyavalist dediğimiz, psikopatik dediğimiz insanlara bir şekilde alan açmış oldu ve öyle bir zamandayız ki dünyanın en kötü insanı olabilirsin ama kendini inanılmaz hayırsever bir insan olarak tanımlayabilirsin. Silah tüccarı olabilirsin ama kendini yine hayırsever bir insan TEDx konuşmacısı gibi tanıtabilirsin.
Hayat böyle bir noktaya gelmiş durumda. Peki sadece bu mu? Birazcık bu narsistik, psikopatik ve makyavalist özelliklerden bahsetmek istiyorum. Çünkü kötü insanların başarılı olmasını sağlayan en önemli özelliklerden birisi bu. Şimdi burada narsistik, makyavalist ve psikopatik diyoruz ya bu üçü aslında böyle çok bir arada anılıyor ve güzel de bir ismi var karanlık üçlü olarak anılıyor ve bazı insanlar da şey gibi düşün sos gibi biraz ondan biraz bundan bu üç kişilik özelliği çok fazla olabiliyor.
Nedir mesela makyavalizm dediğimiz şey biraz çıkarcılık. Bu insanların, Machiavellist insanların şöyle bir özelliği var. Seninle tanışıyor ya, o anda seninle kurduğu duygusal ilişkiye bakmıyor. Diyor ki Beyhan benim nerede işime yarar? Eğer Beyhan benim önümdeki birkaç hamle içerisinde işime yarayabilecek bir insansa...
...Beyhan'la yakınlık kurmaya başlıyorum. Beyhan'ı bir insan olarak görmüyorum. Bir imkan ve fırsat olarak kullanıyorum. Orada bir satranç oynar gibi bir taş çektim kendi tarafıma. Ne yapıyor?
Her aşamayı stratejik olarak planlıyor ve çok çıkarcı davranıyor. Seninle işi varsa sen dünyanın en iyi insanısın. Seninle beraber yemek yer, gezer, hediyeler alır. Ama seninle işi bittiği anda onun için yok hükmündesin ve çok da suçluluk duygusu hissetmez. Narsistik noktadaki mevzuda şu aslında, narsistik insanların öyle olduğunu anlamadan önce onlara hayran olma ihtimaliniz çok yüksektir.
Yani narsistik bir insan bir ortama girdiği zaman aşırı kendinden emin görünür. Böyle çok güzel konuşur. Çok empati noktasında bir becerileri olmasa da ya da az olsa bile ne olur biliyor musun? Çok güzel empati taklidi yapabilirler. Ve o anda sen dünyanın en başarılı, en karizmatik, en iyiliksever insanıyla tanıştığını zannedebilirsin.
Ve narsistik insanların iş görüşmelerinde normal böyle özelliklerini makul şekilde sunan normal insanlara göre olumlu mülakat sonuçlarıyla karşılaştığını biliyoruz. Ve psikopati dediğimiz şey burada da aslında vicdan eksikliği, empati eksikliği seni harcadı mı? Yani hiç umurunda olmaz. O anda sen bir şekilde hayatın mı kaydı? Maddi zorluklara mı düştün?
İşsiz mi kaldın? Hiç önemli değildir. Ve böyle insanlar bir anda mesela diyelim ki bin kişiyi işten çıkartabilir, on bin kişiyi işten çıkartabilir. Ne olur böyle olunca da dışarıdan özellikle kapitalist sistemin efendileri arasında böyle insanlar tercih edilir. Kendileri ellerini pisletmez.
Böyle insanlar takır takır yapması gerekenleri bir şekilde yaparlar. Ve böyle olunca bu insanlar o kariyer basamaklarını böyle hızlıca çıkmaya başlar. Sen o anda belki bu insandan çok çok daha yetenekli, bilgili bir insan olabilirsin. Ama onlar böyle atı alıp Üsküdar'ı geçerler. Ve iyi insanların kötü bir özelliği var maalesef.
Her karar öncesinde aşırı düşünüyorlar. İşte bu acaba doğru bir karar mı? Bu acaba ailem için doğru bir karar mı? Bu acaba diğer insanlara zarar verir mi? Ve bu kadar çok düşünüyor olmak onları yavaşlatıyor.
...ve içinde bulunduğumuz sistemde yavaşlık en sevilmeyen özelliklerden bir tanesi. Ama bu noktada kötü insan diye tabir ettiğimiz insanlar hiç düşünmüyorlar. Başkasına zarar mı vereceğim? Başkasını üzeceğim mi? Başkasının hayatına mı mal olacak?
Hiç önemli değil. O anda çıkarına uygun geliyor, çat çat çat yapması gereken her şeyi yapabiliyor. Ve bir şirket içerisinde, bir organizasyon içerisinde her şeyi hızlıca yapan, düşünmeden yapan... risk alabilen insanlar sistem tarafından ödüllendiriliyor. Çünkü yavaşlığa tahammül yok.
Yapılması gereken her şey hızlıca yapılmak zorunda. Ve bu da onları bir noktada başarılı olma konusunda daha şanslı yapıyor. Duygusal bağışıklık. İyi insanlar biraz duygusal oluyor maalesef. Her iyi insan için diyemem ama bazıları duygusal, daha hassas yapıda oluyor ve bir noktada başarısız olduğu zaman, reddedildiği zaman, kötü bir okul iş deneyimi yaşadığı zaman bunu kendi içinde sindirmek için düşünüyor ve içsel bir muhasebeye dalıyor o anda.
Yani acaba diyor yanlış mı yaptım? İşte beni üzdüler, bana böyle davrandılar, hakkımı yediler. Kişiselleştiriyor, duygulanıyor, belki depresif bir hale giriyor ve kendini toparlaması birazcık zaman alıyor. Bir sonraki göreve, bir sonraki girişime geçene kadar ciddi bir zaman kaybı oluyor. Ama kötü insanlar diye tabir ettiğimiz insanlar bunu hiç umursamıyor biliyor musun?
Hatta Sıkıysa Yakala diye Leonardo DiCaprio'nun bir filmi var. Bir dolandırıcının hayatını anlatıyor yanlış hatırlamıyorsam. Orada mesela o kadar çok dolandırıcılık yapıyor, gönül ilişkisi noktasında yapıyor, pilotluk yapmak istiyor, yapıyor. Hiç hiç rahat, hiç vicdani bir azap yok o anda. Ama ne oluyor?
Mesela bir yerde diyelim işler kötü mü gitti? Ertesi gün bambaşka bir şeyi hiçbir şey olmamış gibi yapabiliyor. Bu onların duygusal açıdan böyle derilerinin çok kalın olmasıyla alakalı. Ve biz kendimi de farkında olmayaraktan iyi insanlar kategorisine soktum. Buna ben karar veremem.
Elbette diğer insanlar karar verir ama kendi adıma şöyle diyebilirim. Bir kötü bir deneyimi içselleştirmek zor oluyor. Yani onun hesabını yapmak. Ama kötü insanlar dediğim gibi hiç umursamıyor. Ertesi gün tak tak tak yoluna devam ediyor.
O anda sıkıntılı bir durum mu var? O onun problemi diyor. Yani kendi adına hiç sorumlu kalmıyor. Ve kötü insanların usta olduğu bir şey de çerçevelemede acayip profesyonel olmaları. Çerçeveleme dediğimiz mevzu yaptığın işi satabilme hali.
Yani şöyle düşün. Mesela o anda bin kişiyi, on bin kişiyi işten çıkartman gerekiyor. Şimdi bunu nasıl söyleyeceksin? Kötü insan dediğimiz insanlar bunu öyle bir noktaya getiriyor ki eğer diyor ben diyor o on bin kişiyi işten çıkartmasaydım kalan yüz bin kişi de aç kalacaktı. Ben diyor aslında şirketi kurtardım.
Ben diyor burada müthiş bir liderlik örneği ortaya koydum. Mesela diyelim ki Stalin'sin milyon milyon insanın ölmesine sebep oluyorsun. Diyorsun ki Sovyet Rusya'nın işte baki kalmasını, bekasını koruyabilmek için 1 milyon insanı feda ettim ama 100 milyon insanı kurtardım. Yani yaptığı kötü şeyleri öyle bir satıyorlar ki oha diyorsun ya adam ne yapmış diyorsun kadın ne yapmış harika bir iş yapıyorsun diye o noktaya getiriyorsun. Yani yaptıkları çok kötü şeyleri bile çok güzel pazarlayabiliyorlar.
Ve günümüzde maalesef gerçek yetenek yerine görünürlük ve yüksek ses her zaman çok daha fazla işe yarıyor. İyi insanlar dediğim gibi birkaç kere vurguladım, hep böyle çok analiz ediyorlar kendilerini. Onlar böyle düşünüp harekete geçene kadar öbürü alıp yapılacak şeyleri çoktan yapmış oluyor. Ve kendinden şüpheye düşme eğilimi daha yüksek. Ama mesela kötü insanlar diye kategorize ettiğimiz insanlar pek de kendinden şüpheye düşmüyor.
O anda yapılması gereken bir şey varsa bağırıyor, çağırıyor, kavga ediyor. Gerekirse çirkeflik yapıyor. Ha bu arada şöyle bir biyolojik özellikleri var bence. Akşam eve gittikleri zaman da fosur fosur uyuyorlar. Hiçbir şey umurunda olmuyor.
Ama sen diyelim ki bir gerginlik yaşıyorsun, üç gün uykundan alıyorsun. Bu bu arada değiştirilebilecek bir özellikte değil. Senin mizacın böyle ise sen de böyle devam ediyorsun. Maalesef böyle bir taraf var. Ve şöyle bir noktadayız, algı çağındayız.
Yani AppStay'in olayını biliyorsundur belki de. Son zamanlarda gündemimizi bayağı meşgul ediyor ve inanılmaz korkunç bir dünya. Ama bundan belki on sene önce, yirmi sene önce Epstein mevzusunda hayırsever diyor olabilirler, ünlü yatırımcı diyor olabilirler, iş adamı diyor olabilirler. Yani dünyanın en kötü insanları kendilerini en iyi olarak lanse edebiliyorlar ve sosyal medyada, işte popüler medyada da öyle olarak algılanabiliyorlar. Maalesef böyle yalancı bir zaman diliminde yaşıyoruz.
Peki kötü insanların bu kadar aslında şanslarını açan özellikleri varken iyi insanlar kendi şanslarını nasıl arttırabilirler? Nasıl daha öne çıkabilirler? Ama en başta şunu söylemek isterim. Kötü insanların bir yerde çöküşü çok ağır oluyor. Bu bir diktatör de olabilir, bu bir iş adamı da olabilir, bu bir silah kaçakçısı da olabilir.
İşte herhangi bir kötü insanı düşündüğün zaman dışarıdan belki çok allı pullu şatafatlı bir hayat yaşıyor ama bir yerde bir duvara tosluyor. Yani uzun vadede kazanan olmuyorlar. İyi insanlar o anda kısa vadede çok kazanmıyormuş gibi görünse de bence eğer biraz sonra söyleyeceklerimi de yapıyorlarsa hayatta hak ettikleri yere birazcık geç de olsa ulaşıyorlar bana sorarsan. Yani o noktada başarılı olmak için ruhunu satmaya kötü bir insan olmaya gerek yok. Dediğim gibi bunu bir daha vurgulamak istiyorum.
kötü insanlar uzun vadede çoğunlukla kaybediyorlar. En kötü ihtimal ne oluyor biliyor musun? O cenaze namazında hoca soruyor ya hakkınızı helal ediyor musunuz diye arkadan biri böyle yüreği yanmış biri diyor ki ben etmiyorum diyor hakkımı helal. O o noktada çıkıyor yani ben buna inanıyorum. İyi insan olmayı bir dezavantaj gibi görmemek gerekiyor.
İyi insanlar için önerilerinden ilki şu, empati ve sempati dediğimiz bir kavram var. Empati dediğimiz mevzu ne biliyor musun? Karşı tarafın duygusunu anlamak ama o duygunun içinde boğulmayacaksın. Sempati dediğimiz şey de ona acımak, ona yardım etme isteğiyle bir şekilde kavrulmak. Bu bizim doğru karar vermemizi engelliyor.
Sen bir yöneticisin, bir lidersin. Elbette karşı tarafın duygusunu anlaman gerekiyor. Ama bazen hakka girmeden, zarar vermeden karşı tarafın duygusu o anda senin içini böyle titretse bile yapman gerekeni yapmak zorundasın. Yani üzülebilir karşı taraf. Her zaman böyle verdiğin kararlar diğer insanlar tarafından alkışlarla harikasın, mükemmelsin, çok iyi bir insansın diye karşılanmayacak.
Bunu hesaba katman gerekiyor bence. Ama oturup sempati yaptığın zaman Herkesin gönlünü hoş etmek zorunda hissedersin kendini. Aman o üzülmesin, aman o kırılmasın. Hayat böyle. Sen iyi bir insan olarak da bazen bazı insanları kırmak zorunda kalacaksın.
Bazı insanların üzülmesine sebep olacaksın. Bu senin kötü bir insan olduğun anlamına gelmiyor maalesef. Dediğim gibi sempati değil, empati bizim ana prensibimiz olması gerekiyor. Ve ben çok güçlü bir kavrama çok inanıyorum açıkçası. Sevilmeme cesareti dediğimiz bir mevzu var.
Eğer içinde hep bir sevilme arzusu varsa, hep bir onay alma arzusu varsa ne oluyor biliyor musun? Böyle yapman gereken doğru şeyleri aman kriz çıkacak, aman gerginlik çıkacak diye yapmaktan kaçınıyorsun. Böyle olunca hep insanları biraz önce söylediğim gibi memnun edici davranıyorsun. Ama bir yerde şu noktada kafanda sabit bir şey olacak. Ben iyi bir insan olmama rağmen bazen insanlar beni sevmeyecek.
Bazen eleştirecek, bazen arkamdan konuşacak. Bu, bu işin doğası. Yani sen padişahsan, sen işte başbakansan, dünyanın en iyi yöneticisi de olsan insanların büyük bir kısmı senden memnun olmayacak. Elvis Presley'in filmini izledin mi bilmiyorum. Orada enteresan bir şey dikkatimi çekmişti.
İşte konserleri var Elvis'in şöhreti inanılmaz güçlü bir şekilde artıyor ve Elvis konserlerinde böyle hediyelik eşya satıyorlar. Menajeri çok böyle kurt, üçkağıtçı bir adam ve işte Elvis tişörtleri, bardakları işte böyle rozetleri var. Bir kısımda da ne var biliyor musun? Elvis'ten nefret ediyorum rozetleri var. Yani bana inanılmaz yaratıcı gelmişti bu.
Adam şeyi hesaplamış oradaki menajer. Yani Elvis'i doğal olarak sevenlerle beraber sevmeyen insanlar da bir şekilde olacak diye oradaki pazarı da kaçırmıyor. Gerçek hayatta da böyle. Sen o yaptığın işin Elvis'i olsan bile senden nefret edecek insanlar olacak. Bunu bir şekilde olgunlukla kabul etmen gerekiyor bana sorarsan.
Ve yine bence iyi insanların en çok içine düştüğü hatalardan birisi bir projesi var, bir fikri var. Elinden gelince ne yapıyor biliyor musun? O fikri yüzde yüz en iyi haline getirene kadar insanları anlatmıyor, paylaşmıyor, harekete geçmiyor. Ve böyle olunca belki de sen dünyanın gidişatını değiştirecek efsane bir fikre sahip olsan bile aslında eyleme geçen insanlar seni geçebiliyor. Çünkü sen hala fikir aşamasına takılı kalıyorsun.
Burada şunu önermek isterim sana, %80 kuralı diye bir mevzu var. %80 kuralı şu, eğer bir fikir %80 olgunlaşmışsa hatalar olabilir, eksiklikler olabilir, at onu ortaya. Senin olduğun anlaşılsın, senin bir fikrin olduğunu bilsin insanlar. Ve sonrasında geri bildirim aldıkça hemen orada eyleme de geçilmeye yavaş yavaş başlanıyor. O iş senin üzerine kalıyor, sen sahipleniyorsun.
Ama sen o %80'i belki çabucak yaparken o pürüzleri mükemmelleştirmek istediğin zaman çok zaman kaybediyorsun. Zaman kaybetmeyeceksin. Ne olursa olsun fikir belli bir noktaya yani %80 seviyesine ulaştığı zaman onu ortaya koyman gerekiyor. Ve bu noktada hemen buna komşu olan bir durum daha var. Görünür olmak.
Eminim iş yerlerinde şöyle insanlarla karşılaşmışsındır. Pek bir iş yapmamasına rağmen devamlı kendi yaptığı işleri abartan, öven insanlar. Sen öyle bir insan olma. Yani yapmamasına rağmen öven insan olma ama işi yapıyorsan da öv kendini. Ortamında ama böyle direkt ben yaptım, benim işim gibi böyle çiv değil de dolaylı yoldan.
Bir yeri geldiğin zaman alttan alta böyle çaktırmadan kendini övebilirsin. Ne kadar çalıştığını, hangi işleri yaptığını yüksek sesle söylemen lazım. Bazen kendi içinden şunu diyor olabilirsin, beni fark etsinler. Görsünler, görmüyorlar. Sen duyuracaksın, sen kendini pazarlayacaksın.
Kendini pazarlamazsan maalesef durum sıkıntılı bir hale geliyor. Ve yine en önemli şeylerden bir tanesi ittifak kurmak. Yani diğer insanlarla, seninle aynı fikirde olan insanlarla Hem sen onlara yatırım yapacaksın hem onlar sana yatırım yapacak. Dostluğunu ve iş birliğini geliştirdikçe olası durumlarda birbirinizi parlatacaksınız, birbirinize yatırım yapacaksınız, birbirinizi bir yerde öne çıkartacaksınız. Bir sen ona yapacaksın, bir o sana yapacak.
İttifak kurmak çok önemli. Hani bir ifade var ya, yemek yerken bile dışarıda asla tek başına yeme diye. Dostluklar, işbirlikleri kurmak çok önemli diye düşünüyorum. Ve son bir şey daha söylemek istiyorum. Sistemi anla.
Böyle kuru kuruya şikayet eden insanlar böyle çok da başarılı olamıyor. İyi bir insan olsan da. Ya işte sistem çok kötü, insanlar çok kötü, nankörler. Öyle. Öyle eldeki malzeme bu sevgili dostum.
Yapacak bir şey yok. Dünya Türkiye özelinde değil. Dünyada her yerde böyle. Sistemi iyi anlaman lazım. Bunun için kötü bir insan olmana gerek yok.
Ama manipülasyon teknikleriyle ilgili okumalar yapabilirsin. Robert Greene'in mesela şeyi vardır. Güç sahibi olmanın 48 yasası diye. İşte Machiavelli'nin işte Prince bu Machiavellizmi anlattığı kitabı vardır Prince. Bence kesinlikle okuman lazım.
Oradaki Yöntemlerin bazıları soft bana sorarsan herkes uygulayabilir. Kötü bir insan olmana gerek yok. Ama kötü bazı şeyler de var. Onları bir öğren. İnsanlar hangi yöntemleri kullanıyor?
Eğer o insanların, kötü insanların yöntemlerini öğrenirsen hem kendini koruman daha mümkün olur hem de sistem içerisinde ona göre sen de yolunu çizebilirsin. Peki Sevgili Dostum, sen bu konuda ne düşünüyorsun? Yani iyi bir insan başarılı olmak için kötü bir insan gibi davranmalı mı? Yani böyle bir etik ikilemle karşı karşıyayız. Ya da bazen kötü yöntemler kullanabilir mi iyi bir insan?
Senin fikrini de merak ediyorum bu konuda. Yorumlar kısmında yazarsan ben de ilk birkaç gün fırsatıma oldukça cevap vereceğim yorumlara. Kendine çok iyi davran. Bu arada bu videoyu beğendiysen beğenmeyi ve kanala abone değilsen abone olmayı unutma. Bunlar bizi motive ediyor.
Kendine çok iyi davran. Görüşmek üzere. Hoşçakal.
Bu bölümde klinik psikolog Beyhan Budak, günümüz dünyasında "kötü" olarak tabir edilen insanların neden daha zengin ve başarılı göründüklerini tartışıyor. Budak, "iyi" insanların zorluklarını ve motivasyon eksikliklerini analiz ederken, başarılı olmanın ahlaki zayıflıklarla mı, yoksa sistemin işleyişiyle mi ilgili olduğunu sorguluyor. Ayrıca, iyi insanların neler yapabileceğine dair önerilerde bulunuyor.
Giriş ve Duygusal Kırılganlık
Sistemin Değişimi ve Toplumsal Yabancılaşma
Karanlık Üçlü: Narsisizm, Makyavelizm, Psikopati
Budak, "karanlık üçlü" olarak adlandırılan bu kişilik özelliklerinin, kötü insanları ön plana çıkardığını anlatıyor:
"O anda seninle kurduğu duygusal ilişkiye bakmıyor. Diyor ki Beyhan benim nerede işime yarar?" (05:18)
"Narsistik insanın öyle olduğunu anlamadan önce onlara hayran olma ihtimaliniz çok yüksektir." (05:54)
"Psikopati... seni harcadı mı hiç umurunda olmaz." (06:40)
Karar Almadaki Hız ve Risk Alma
Duygusal Bağışıklık ve Kayıtsızlık
Çerçeveleme, Pazarlama ve Görünürlük
Kötü İnsanların Uzun Vadeli Kaybı
Empati ve Sempati Dengesi
Sevilmeme Cesareti / Onay İhtiyacı ile Savaş
Mükemmeliyetçiliğin Tuzakları ve %80 Kuralı
Görünür Olmak
İttifak Kurmak ve Dostluklar
Sistemi Anlamak ve Kendini Korumak
Beyhan Budak, kötü insanların başarılı olmasının sistemin işleyişiyle ilgili olduğunu, bu yüzden iyi insanların da hem kendilerini hem sistemi anlaması, pazarlama/görünürlük, empati-sempati dengesi ve işbirliklerine dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor. Son olarak, ahlaki değerleri bırakmadan başarılı olunabileceğini, ama bunun için aktif, stratejik ve cesur olmamız gerektiğini söylüyor.
Dinleyiciye Soru:
"İyi bir insan başarılı olmak için kötü bir insan gibi davranmalı mı? Yorumlar kısmında yazarsan ben de cevap vereceğim." (20:03)
Bölümün ana mesajı:
İyi insanların, kötü yöntemlere başvurmadan, stratejik düşünce, öz-farkındalık ve görünürlük gibi becerilerle de başarılı olabileceği, ahlaki olmanın uzun vadeli kazanım getirdiğidir.