
41 yılı geride bıraktığım bu günlerde hayattan öğrendiğim dersleri seninle paylaşmak istedim. Bölümü Bolu'da Sülüklü Göl'de çektim.
Loading summary
A
Merhaba sevgili dostum. Çok güzel bir ortağındayım. Çok huzurlu, çok az kişi var şu anda burada. Sanki gölü sahiplenmişim gibi oldu. Buraya motosikletle geldim ama gelmesi gerçekten çok zor.
Başıma neler geldi bilemezsin. Köpeklerimi kovalamadı, yolumu kaybetmedim. Yani neredeyse motoru deviriyordum. Hiç kolay olmadı. Ama sonrasında bu manzarayı görünce gerçekten çok keyif aldım.
İyi ki gelmişim dedim ve tek başıma geldim. İnsan bazen tek başına vakit geçirmeyi sıkılmak olarak adlandırmadığı zaman kendisiyle vakit geçirmek olarak adlandırdığı zaman hayat çok daha güzel geliyor. Ben bu arada yalnızlıktan çok kaçınan bir insan değilim ama yine de çok fazla tek başıma bir şey yapmadığımı fark ettim son zamanlarda ve motosikletle ki bu sene birazcık daha fazla zaman geçireyim, geziler yapayım, kendi kendime kalayım niyetindeyim ve bu benim bu sene yaptığım ilk diyebileceğim gezi olabilir ve böyle güzel bir ortama denk geldim ve böyle bir video çekmek istiyorum. Geçen sene bu hayattan öğrendiğim dersler serisini atladım. Belki de 40 yaşım verdiği bir etki diyelim, olumsuz bir etki.
Gerçekten bu arada etkiledi beni 40 yaş. Ya ne oluyoruz falan dedim. 30 yaşta hiç öyle bir durum yoktu açıkçası. Ama şu anda 41 yılı geride bıraktığım zaman diliminde bu videoyu çekmek istedim ve şu an çok mutluyum. Kendimle barışığım, yaşamla barışığım, yaşımla barışığım, bedenimle barışığım ve birazcık bu sene, bu senelerde ne öğrendim, bana neler iyi geldi seninle bu güzel ortamda bunları paylaşmak istiyorum.
Hazırsan başlayalım. En başta şunu söylemek istiyorum. Popüler psikoloji, kişisel gelişim, yaşam gurları hep bize şunu söylüyor ya konfor alanından çık, dünyayı gez, her yeri keşfet. Olduğun yerde hiç durma. Ama ben şöyle düşünmeye başladım ve etrafımdaki insanlarda da bunu gözlemledim.
İnsan rutinlerinde olduğu zaman, birazcık konfor alanında olduğu zaman daha üretken ve daha yaratıcı oluyor. Hayat böyle işliyor boyada. Ama sen durmadan yeni yerler gezersen birazcık böyle hep alışma modunda, bir türlü yerleşememe modunda olabilirsin ve bu da üretkenliğini azaltabilir. Elbette bu da lazım ama ben kendi adıma şu an bulunduğum dönemde bana rutinlerin çok iyi geldiğini fark ettim. Aynı yerde yaşamak, aynı sokakta yürümek, aynı yerden işe gitmek açıkçası gerçekten bana iyi geliyor ve daha fazla okuyabiliyorum, daha fazla üretebiliyorum.
rutinler sadece mekansal anlamda olmak zorunda değil. Bazı insanlar çok sık yer değiştirmek zorunda kalıyor. O insanların da alışkanlık rutinleri olursa mesela aynı saatte kalkmak, aynı saatte yatmak, sabah mesela kalkıp sporunu yapıyor olmak bu da bize aslında bir rutin hissiyatı veriyor ve gerçekten üretici ve yaratıcı tarafımızı olumlu etkiliyor diye düşünüyorum. Hatırlarsan yakınlarda NATO zirvesi oldu Macron geldi Kızılay'da Seymenler Parkı'nın orayı kapattılar ve yürüyüşünü koşusunu yaptı. İlk başta hepimiz Türk insan olarak garip baktık ya adam gelmiş NATO'ya koşu mu yapılır diye ama düşünsene sen Fransa Başbakanısın işte başka bir ülkenin başbakanısın devamlı seyahat ediyorsun.
Senin tutunduğun dal belki de o sabah koşusu her zaman bozmadığın her sabah yaptığın o alışkanlıklar o ruhsal stabiliteni korumanı sağlıyor olabilir. Rutin iyidir yani her zaman konfor alanından çıkmaya kendini zorlamak bence anlamsız. Ve insan kırklı yaşlardan sonra anne babasına biraz farklı gözle bakmaya başlıyor. Hep bugüne kadar annem nasıl bana bunu böyle yapar, babam nasıl böyle davranır, işte beni hayal kırıklığına uğrattı, yapması gerekenleri yapmadı, yapmaması gereken şeyleri yaptı gibi devamlı anne baba rolüyle savaşıyoruz. Ama ben son zamanlarda hatta son birkaç yılda şöyle düşünüyorum.
Onlar da insan. Annem bir kadın, babam bir erkek. Belki hayatta hayalleri vardı, hayallerine ulaşamadılar. Hayal kırıklıkları yaşadılar. Belki kıskançlıkları var.
Belki özgüvensizlikleri var. Yani onları bir insan olarak düşündüğümüz zaman onlarla savaşma konusunu birazcık daha açıkçası nasıl diyeyim rafa kaldırıyorsun ve onları insan olarak gördüğün zaman kusurları sana daha anlaşılabilirmiş gibi geliyor ve seninle olan problemleri seninle ilgili değilmiş, kendileriyle alakalıymış gibi geliyor. Eğer anne babanı sadece bir anne baba gibi değil de bir kadın, bir erkek, bir insan, mücadele eden bir insan olarak görürsen bence çok çok daha onlara farklı bakacaksın. Bana iyi geldi, sana da iyi geleceğini düşünüyorum. Ve 41 yılı geride bıraktığımda bana en iyi gelen şeylerden birisi ne biliyor musun?
Memuriyetten istifa ettim biliyorsun belki bilmiyorsun ama kaç yıl olacak 9 yıl olacak neredeyse. Ve bana sorsalar ya Beyhan geriye dönüp baktığında vazgeçemeyeceğin lüksün nedir? senin için hayatında en olmazsa olmaz şey nedir diye sorarsan nedir derim sana? Mesai sistemi içerisinde çalışmamak. Bu az çalıştığın anlamına gelmiyor.
Mesai sisteminde memuriyetli çalıştığından belki kat kat daha fazla çalışıyorsun ama bir yerde bu kararı sen veriyorsun. Yani ne kadar yoğun çalışıyor olursan ol. Bugün mesela ben bugünümü boşalttım pazartesi günü. Özellikle bugünü seçtim. Hafta sonu burası kalabalık olur diye düşünmüştüm.
ve geldim işlerimi boşalttım. Yarın çok fazla çalışacağım muhtemelen. Ama bugün bana ait bu kararı ben verdim. Yani kendi adıma insanlar bana çok itiraz etmişti memuriyet bırakılır mı yapılır mı edilir mi diye. Ben kendime birazcık garantiyi aldıktan sonra memuriyetten istifa ettim ve hiç pişman değilim.
İyi ki yapmışım diyorum. Senin de hayatında böyle bir karar verme durumu varsa Yani elbette kendini Türkiye koşullarında hesaba katarak garantiyi aldıktan sonra o büyük kararı verebilirsin. Bana iyi geldi açıkçası. Ve şöyle bir durum var. Eğer yaptıkların kimsenin hakkına girmiyorsa, kimseye zarar vermiyorsa yani bariz zarar vermiyorsa şöyle düşünme sakın.
Ya ben bunu yaparsam, ben istediğimi yaparsam, ben hayallerimi gerçekleştirirsem, ben o işe girersem o kırılır, o üzülür diye yapmak istediklerini yapmaktan vazgeçme. Ve ne oluyor biliyor musun? O kırılır, bu üzülür diye yapmak istediklerini yapmıyorsun ya. Günün birinde belki de öfkeden ya da kızgınlıktan o insana diyorsun ki ben senin yüzünden işte şunu yapmadım, buraya gitmedim, bunu gerçekleştirmedim. O insan ne diyecek biliyor musun sana?
Yapsaydın bana mı sordun? O yüzden başkalarının duygularından sen sorumlu değilsin. Sen sadece kendi yapmak zorunda olduklarından sorumlusun ve gönül birinde o yapmadığın şeylerden dolayı kimseyi suçlayamazsın. Buna hakkın da yok. O yüzden şu anda böyle bir cesaretin, böyle bir hevesin, hayalin varsa bence o hevesini, hayalini gerçekleştir.
Çok enteresan bir şey var biliyor musun? Mesela ben hastanede çalıştığım zaman boş günlerimizi anlatırken bazen her daim yoğun değildik hastane zamanımda. Ben derdim ki bugün çok yoğun değildi. Ama bazı insanlar ki aynı günü yaşıyoruz o da boş geçiyor belki onun da günü boş geçiyor eminim bundan. Öyle bir anlatıyor ki şuraya yaptık şunu koşturduk böyle yaptık ve sonrasında onunla sohbet ettiğim zaman O anlattığı şeye inandığını fark ediyorum.
Çok dolu dolu geçtiğini düşünüyor. Ve günün birinde muhtemelen emekli olduğu zaman hayatının, iş hayatının aşırı yoğun geçtiğinden bahsedecek. Ve bu bende şöyle bir fikir uyandırdı. Hikayeni nasıl anlattığın, kendini nasıl algıladığını, özgüvenini çok belirliyor. Eğer hayatta hep yenilgilerinden, başarısızlıklarından yola çıkarak bir hayat hikayesi anlatıyorsan, etrafındaki insanlara ya da kendi içinde onu tekrar ediyorsan, evet sen o hikayede anlattığın gibi başarısız olmuş, hayal kırıklığı olmuş, hiçbir şeyi becerememiş insansın.
Ama hikayeni birazcık var olan aynı hayat hikayesinden şöyle anlatırsan, başardığın şeyler, mücadele ettiklerin, kazandıkların, zorladıkların, zorlayıp da olmadıkların ama bunları bir şekilde mücadele etmiş olmanı anlatırsan, o zaman kendi gözünde bile bambaşka bir hale dönüşeceksin, özgüvenin de artacak ve geçmiş hayatını bambaşka değerlendireceksin. Boşa geçmiş bir hayat değil, mücadele edilmiş bir hayat olarak adlandıracaksın, algılayacaksın. Ve son zamanlarda şunu fark ediyorum, modern zamanlar bizi bencilleştirdi ve herkes diğer insanların kendisi için güzel şeyler yapmasını bekliyor ve ilk adımı atmıyor. Güzel şeyleri hep diğerleri atsın, biz de onlara karşılık güzel şeyler yapalım. Ben soruyorum insanlara neden sen ilk adımı atmıyorsun dediğim zaman ben enayi yerine düşersem sevgili dostum en fazla bir kere enayi yerine düşersin.
Aptal değilsen ki öyle olmadığını varsayıyorum. Yani ilk adımı atmaktan korkma. İlk selamı veren, ilk hediyeyi alan, komşusuna ilk yaptığı yemekten, tatlıdan, ikram eden olmaktan korkma. O insan bunun değerini bilmiyorsa o enayidir bana sorarsan. Senin gibi iyilik peşinde olan, iyi adımı atma niyetinde olan insanı kaybettiği için.
O yüzden ilk adımı atmamız evet bazı durumlarda boşa gider ama gerçek bir sürü dost kazanmamıza da yardımcı olur. Ben asla ilk adımı atanların, güzel şeyler yapanların enayi olmadığını düşünüyorum. Ve hayatta güzel şeyler yapan insanlar var. Güzel şeyler yapan insanların sayısı kötü şeyler yapanlara göre daha az. Ve biz güzel şeyler yapan insanları pek fark etmiyoruz.
Fark etsek bile hiç önemsemiyoruz. Ama kötü şeyler yapan insanlardan hemen şikayet ediyoruz. Ben kendi adıma artık güzel şeyler yapan insanları hemen takdir etme yoluna gidiyorum. Ne kadar güler yüzsün, araban ne kadar temiz bir taksici mesela. Güzel bir şey gördüysem onu söylemeye çalışıyorum.
Çünkü güzelliklerin böyle bir huyu var. Görüldüğü zaman, takdir edildiği zaman, bir şekilde teşekkür edildiği zaman daha da motive oluyor, daha da artıyor, daha da yayılıyor. Ama o güzellikleri çok önemsiz bir şeymiş gibi düşündüğümüz zaman bence yazık ediyoruz onlara. Gerçekten güzellikler, iyi niyetli yapılan davranışlar, nadir bulunan çiçekler gibi onları gördüğümüz zaman hayranlıkla ona teşekkür etmemiz lazım. Ve son olarak şunu söylemek isterim sana sevgili dostum.
İnsan 40-41 yaşına gelince hiç yakıştıramıyor biliyor musun kendisini. Ya diyor ne ara geldim daha dün 15'tim işte geçen 30'lardaydım diye ve sanki 40 yıl çabucak geçmiş bundan sonrası da hızlıca geçecekmiş gibi bazen de böyle hayatı kaçırma korkusu hissiyatıyla doluyorsun ve ben de arada hissediyorum ama birçok insanın hayatı kaçırma duygusu yaşadığını biliyorum ve buna şöyle güzel bir bakış açısı var şu an beni seni işte benzer yaşlardaysak 80 yaşına Işınladık ve 80 yaşındaki halimize deseydik ki seni şu anda 40 yaşına 41 yaşına göndereceğim ne yapardın? Düşünsene 80 yaşının kısıtlı olan hallerini gözünün önüne getir ve o andan 40'ına geliyorsun 41'ine geliyorsun. Ne büyük hediye, ne büyük mucize değil mi? Aslında birçok şeyi hala yapabiliriz, hala başarılı olabiliriz, hala hayatta güzel şeyler yapabiliriz diye düşünüyorum.
Ama hayatı kaçırma korkusuna sebep olan şeylerden birisi de geçmişte olmak isteyip de olamadığımız insanlar. Dünyayı gezen Beyhan, girişimci olan Beyhan, başka mesleği yapan Beyhan. Devamlı onları olamadığımız için onların yasını tutuyoruz. Onlar geçti, onları gömmemiz lazım artık. Devamlı onların yasını tutmaktan dolayı şu anı yaşayamıyoruz.
Onları gömeceğiz, onlar artık geride kaldı. Evet olsa güzel olurdu ama olmadı. Nasip herkesin hayatı istediği gibi gitmiyor. Şu andaki imkanlarım dahilinde neler yapabilirim? Bunu düşünmek hayatı kaçırma duygusunu birazcık azaltacaktır diye düşünüyorum.
Evet sevgili dostum, 41 yıl geride kaldı benim adıma. Sen kaç yaşındasın? Yorumlar kısmında benimle paylaşabilirsin. Bugün anlattığım şeyler hakkında ne düşünüyorsun? Yine yorumlar kısmında paylaşabilirsin.
Daha önceki videoları izledin mi? İzlemeni tavsiye ederim. Benim de gelişimimi, hayata bakış açımın değişimini izleyebilirsin o videolardan. Belki 7-8 tane oldu herhalde. Yıllar yılları çabucak kovalıyor.
Ben de burada kendi adıma güzel bir gün geçirirken seninle de böyle bir videoyu paylaşmak istedim. Beni dinlediğin için teşekkür ediyorum güzel insan. Kendine çok iyi davran. Görüşmek üzere, hoşçakal.
Podcast Summary:
Kendine İyi Davran
Host: Beyhan Budak
Episode: Yaş 41: Hayattan Öğrendiğim Dersler
Date: August 6, 2026
In this episode, clinical psychologist Beyhan Budak reflects on his journey through life as he turns 41, sharing the personal lessons, insights, and mindset shifts that have shaped his experiences. Speaking from a tranquil lakeside after a solitary motorcycle trip, Beyhan candidly discusses themes including comfort zones, routines, understanding parents, taking bold decisions, shaping your own narrative, kindness, and the fear of missing out on life. His open, conversational, and introspective tone guides listeners through a set of relatable, practical reflections on embracing midlife with acceptance and renewed motivation.
"İnsan bazen tek başına vakit geçirmeyi sıkılmak olarak adlandırmadığı zaman kendisiyle vakit geçirmek olarak adlandırdığı zaman hayat çok daha güzel geliyor." (00:22)
"İnsan rutinlerinde olduğu zaman, birazcık konfor alanında olduğu zaman daha üretken ve daha yaratıcı oluyor." (01:47)
"Onları bir insan olarak düşündüğümüz zaman kusurları sana daha anlaşılabilirmiş gibi geliyor..." (03:46)
"Bariz zarar vermiyorsa şöyle düşünme sakın. Ya ben bunu yaparsam, ben istediğimi yaparsam... o kırılır, o üzülür diye yapmak istediklerini yapmaktan vazgeçme." (05:44)
"Hikayeni nasıl anlattığın, kendini nasıl algıladığını, özgüvenini çok belirliyor." (06:57)
"İlk selamı veren, ilk hediyeyi alan, komşusuna ilk yaptığı yemekten, tatlıdan, ikram eden olmaktan korkma." (08:22)
"80 yaşındaki halimize deseydik ki seni şu anda 40 yaşına 41 yaşına göndereceğim ne yapardın? Düşünsene..." (10:25)
"İyi ki gelmişim dedim ve tek başıma geldim." (00:22)
"Aynı yerde yaşamak, aynı sokakta yürümek, aynı yerden işe gitmek açıkçası gerçekten bana iyi geliyor ve daha fazla okuyabiliyorum, daha fazla üretebiliyorum." (02:10)
"Eğer anne babanı sadece bir anne baba gibi değil de bir kadın, bir erkek, bir insan, mücadele eden bir insan olarak görürsen... çok çok daha onlara farklı bakacaksın." (03:46)
"Mesai sistemi içerisinde çalışmamak. Bu az çalıştığın anlamına gelmiyor. ...ama bu kararı sen veriyorsun." (04:47)
"Kendini nasıl algıladığını, özgüvenini çok belirliyor. ...O zaman kendi gözünde bile bambaşka bir hale dönüşeceksin." (07:19)
"İlk adımı atmaktan korkma." (08:22)
"Onlar geçti, onları gömmemiz lazım artık. Devamlı onların yasını tutmaktan dolayı şu anı yaşayamıyoruz." (11:10)
Final Words
Beyhan ends by inviting listeners to reflect on their own age, share their lessons, and watch his previous videos to see the evolution of his perspective:
"Kendine çok iyi davran. Görüşmek üzere, hoşçakal." (11:50)
This episode offers an honest, hopeful, and practical reflection on midlife, encouraging authenticity, kindness, and embracing the present.